|


Baykal'la CHP (2)
Belirtmiştim dünkü yazımda da. "Biz medya mağduruyuz" diyor Baykal. "Medya iktidara tapıyor" sözü de galiba CHP liderine ait.
Ne kadar inandırıcı?
AKP'yi şöyle bir düşünsün. Daha bir yıl öncesine kadar asıl medya, hatta devlet mağduru sayılabilecek parti AKP idi. Yeni kurulmuştu. Neredeyse bütün medya karşısındaydı. Lideri Tayyip Erdoğan hapisten çıkmış, siyasetten men edilmişti. Bu yüzden seçimlere katılamıyordu.
Buna karşılık CHP'ye gelince...
Durmadan 80 yıllık geçmişiyle övünüyordu. İslamcı köklerden gelen, takiyye eleştirisiyle sinen AKP karşısında durmaksızın Atatürkçü laiklik bayrağını sallıyordu.
Uzun yıllardır muhalefetteydi. 1995'te yüzde 10 barajını kıl payı geçmiş, 1999'da baraja takılıp parlamento dışında kalmıştı.
Ama buna karşılık çetelere, yolsuzluğa bulaşmamıştı. Üstelik, Türkiye 2001'de tarihinin en büyük ekonomik kriziyle olağanüstü yoksullaşırken, sol iddialı bir parti olarak muhalefetteydi. Dahası, Ecevit'in DSP'si kendini iktidarda sıfırlıyordu. ANAP'la MHP sıfırı tüketiyorlardı. DYP barajla boğuşuyordu.
Ortam bu kadar müsaitti.
Ama CHP yine gümbür gümbür yapamadı. Kemal Derviş faktörü ve Baykal'ın bugün yakındığı medyanın, İstanbul Dükalığı'nın (sanıyorum Baykal'ın sevdiği deyişle) 'ağzında gümüş kaşıkla doğmuş İstanbul çocukları'nın bilinçli iteklemesiyle oyların ancak yüzde 19'unu alabildi.
Hepsi o kadar.
Derviş'in derin CHP'liliği ağır basmamış olsaydı, CHP bu oyu da yakalayamaz, o tarihlerde seçim araştırmalarının gösterdiği gibi barajı belki kıl payı geçerdi.
Buna karşılık yeni kurulmuş, takiyye damgalı, lideri yasaklı, medya mağduru AKP yüzde 35'le kocaman bir iktidar dalgası yaratabildi. 1970'lerde CHP'nin oy depoları olan varoşların oylarını topladı. Yalnız büyük şehirlerde değil, kırsal kesimde de varlığını gösterdi AKP...
CHP niçin yapamadı?
Seyfettin Gürsel'in deyişiyle, "Toplumu hızla dönüştürmekte olan kültürel, siyasal ve ekonomik dip dalgalarını iyi analiz edemediği" için... Hasan Bülent Kahraman'ın deyişiyle, "Kitlelerden kopuk ve bürokrasiyle militarizme yaslanan, somut proje üretmekten uzak" tavırlara takıldığı için...
Peki, ne yaptı CHP?
Sadece bekledi.
"Nasıl olsa bana gelecekler; AKP karşısında elleri mahkum" dedi ve etliye sütlüye fazla karışmadan bekledi. Yani Baykal'ın kırk yıllık klasik politikası:
Armut piş, ağzıma düş!
Ecevit'in karşısında da öyleydi. "Ben nasıl olsa gencim; önümde yıllar var; üstelik havam yerinde" diye beklemişti sanıyorum. Arada bir de sloganlar cilalamıştı:
Yeni CHP!
Yeni sol!
Anadolu solu!
Klişeler değişmiş ama Baykal'ın CHP'si de, kendisi de değişmemişti. Fikir üretmekle slogan üretme genellikle birbirine karıştı. Proje üretmekle slogan ve klişe üretmek arasından geçen, disiplin, sabır ve vizyon gerektiren o çizgi önemsenmedi.
Değişim için fikir üretmenin kurumsallaştırılması yerine, bunun için akademik ve entelektüel dünya ile sistemli ilişkiler örmek yerine, daha çok özellikle seçim öncesinde PR şovları ile vakit öldürüldü.
Bugün de geçerli bunlar.
Lider sultası...
Politbüro anlayışı...
Genel başkanın delegeyi, delegenin de genel başkanı seçtiği, parti içi demokrasiyi kağıt üstünde bırakan al gülüm ver gülüm düzeni... Ne bir yeni oluşum, ne bir yeni fikir, ne bir yeni ses! Genellikle kurultay ve seçim öncelerine özgü vitrin süslemeleri dışında, hep aynı hamam aynı tas...
Böyle bir parti gerçekten sosyal demokrat olabilir mi? Yoksa devlet odaklı, muhafazakar bir parti mi olur ancak? Ya da böyle bir parti, kimilerinin hala umduğu gibi, kendi içinden bir dönüşüme uğratılabilir mi?
Son bir soru:
Bugünkü Baykal zihniyetiyle CHP kitlelerde iktidar heyecanı yaratabilir mi?
Bende yaratmıyor.
Kaç kez CHP'ye oy attım. Başka partilere elim bir türlü gitmedi. Ama özellikle 3 Kasım'da sandık başı yaptığımda Einstein'ın o sözü aklımdaydı:
"Aptallığın en açık kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp değişik sonuç almayı beklemektir."
İyi pazarlar Sayın Baykal!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|