|


Edward Said: Doğu'dan geldi, Batı'ya ayna tuttu
Edward Said yok artık. Sadece ülkesiz halkının değil, yaşadığı evrenin sorunlarına da duyarlı, bir yandan savaş alanına inerek düşmana taş atarken diğer yandan piyanosunun başında klasik müziğin doruk yapıtlarını yorumlayabilen dört başı mamur bir entellektüel...
Said'in yaşamı, son 100 yılın en büyük kahramanlık öykülerinden biriydi. Bugünün dünyası, yeni Edward Said'lere geçit verir mi? Ya da iktidarlara sırtını yaslayıp, kısa yoldan hem ün hem de para kazanarak "entellektüel" diye geçinmek dururken, zoru seçerek Said'in izinden yürüyecek kaç kişi çıkar?
Dünyaca ünlü Filistinli düşünür Said'le tek bir kez aynı ortamı paylaşabildim. 11 Eylül saldırısından 3 ay kadar sonra, yağmurlu bir Londra akşamında o sahnede konuşmacı, ben de 7 sterlin vererek zar zor bilet bulabilmiş şanslı bir dinleyiciydim. Said'e ilgi müthişti. Koskoca tiyatro salonunda ayakta duracak yer bile yoktu. 10 yıldır boğuştuğu lösemi, keskin zekâsından ve evrensel duyarlılığından hiçbir şey eksiltmemişti.
Huntington'a itiraz
O gün bizlere, "11 Eylül sonrasında daha da güncellik kazanan tehlike, Samuel Huntington gibi Soğuk Savaş dönemi ideologlarının dünyada yeni bir çatışma ortamı yaratarak kendilerine iş çıkartmak için gösterdikleri çabadır" dedi. Entellektüellerin işlevinin başkaları adına hüküm vermek değil, onların kendi hükümlerini vermelerine katkıda bulunmak olduğunun altını çizdi. Hangi konuda olursa olsun, peşin dayanışmanın ve yan tutmanın, eleştirinin önüne geçmesine karşı çıktı.
Daniel Barenboim
İsrailli ünlü piyanist ve orkestra şefi Daniel Barenboim'le söyleşilerinin yayınlandığı son kitabını yaz tatilinde okumuş, Edward Said'in Barenboim karşısında daha da belirginleşen birikimi ve derinliğine hayran kalmıştım.
Önceki akşam TV kanalları arasında dolaşırken, Fransız TV 5'te birden Edward Said çıkıverdi karşıma. Herhalde son söyleşilerinden biriydi. Gözleri iyice çukurlaşmış, belki zayıflığını örtmek için sakal bırakmış, ama mücadeleci kişiliğinden zerrece taviz yok:
Aydının görevi
"Entellektüelin görevi, her türlü iktidar odağına karşı çıkmaktır" diyordu. Aydın olmayı, "güç sahiplerine karşı olmak, aykırı olmayı göze almak ve fikir özgürlüğünü savunmayı bir öncelik saymak" olarak tanımlıyordu. Kültürel farklılıklara bakılmaksızın insanı en yüce değer kabul eden hümanist geleneğe sıkı sıkıya bağlı olduğu, her cümlesinde dikkati çekiyordu.
Muhalif entellektüel duruşuyla Said, aslında 19. yüzyıldaki Batı aydınlarının, hatta daha önceki dönemdeki müslüman ulemanın izinden gidiyordu. Ve işin ilginci, Edward Said bu duruşuyla, güç sahiplerine uşaklık etmeyi marifet sayarak Batı'nın entellektüel geleneğine ihanet eden son dönem aydınlarına karşı, bu geleneği koruyan kişiydi. Bernard Lewis ve Samuel Hantington, en ağır eleştirileri yönelttiği aydınlardı. Francis Fukuyama da sanki eleştirilerden nasibini alıyordu.
Entellektüel katastrof
The Guardian'ın ekinde yayınlanan son makalesinde Batılı akademik çevrelerin Irak Savaşı'nı haklı çıkarmaya çalışmalarını eleştiren Said, dünyanın hümanizme bugün, her zaman olduğundan daha fazla ihtiyacı olduğuna işaret ediyordu:
"Amerikalı liderlerin ve onların entellektüellerinin anlamakta zorlandıkları, tarihin kara tahta gibi bir anda silinemeyeceğidir. Onlar hâlâ, kavanozdaki fıstıkları sallayarak yerlerini değiştirir gibi Ortadoğu'nun haritasını değiştirebileceklerini zannediyorlar! Tarihi insanlar yazar. Bir ülkenin, bir bölgenin tarihi yeniden yazılamaz ve yaşanmış olan da olmamış farzedilemez. Seçimle iş başına gelmemiş küçük bir grup Amerikalı yetkilinin, bilimadamı kimliklerine ihanet eden oryantalistlerin aceleci gerekçelendirmelerine dayanarak, harap haldeki bir 3. Dünya diktatörlüğüne karşı açtıkları emperyalist savaş, tarihin gelmiş geçmiş en büyük entellektüel katastroflarından (facialarından) biridir."
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|