|


"Havalı" olma tutkusu
Dün TBMM yasal tatilini bitirip, yeniden başladı çalışmalarına. Tanrı kolaylık versin.
Tek parti döneminde, büyük oranda bir "görüntü ve formalite"den ibaret olan Meclis'in mebusları için belirlenmiş, üç maddelik bir ilke vardı:
- Mebusun "caka"sına, "para"sına, "devamsız"lığına laf etmeyeceksin...
* * *
1950'de Demokrat Parti; her ilde, rakibi olan partiden bir oy fazla almış olan partinin, o ilin tüm milletvekillerini çıkarmış sayıldığı, "çoğunluk sistemi"ne dayalı Seçim Yasası sayesinde, ezici bir çoğunlukla kazanmıştı seçimleri.
Merkezin, oligarşik egemenliğine karşı, tam bir taşra patlaması yaşanmıştı sanki...
* * *
2. Dünya Savaşı'nın bitiminde; ABD'nin, İngiltere'nin, Sovyetler'in katıldığı Potsdam antlaşmaları sırasında; İsmet Paşa da, el altından 1921 tarihli ve 20 yıl süreli "Ankara - Moskova Dostluk Paktı"nı yeniden canlandırmak istemişti.
Stalin'le Molotov; İsmet Paşa'nın, 2. Dünya Savaşı'na girmemek için, Hitler'le aşırı yakınlaştığını ve 1921 Moskova Antlaşması'nı hiçe saydığını ileri sürerek, reddetmişlerdi Ankara ile yeniden bir dostluk paktı imzalamayı...
* * *
1945'te Moskova'nın, İsmet Paşa'nın isteğini reddetmesi, içeriye "Sovyetler Kars'la Ardahan'ı istiyor" biçiminde yansıtılmıştı. (Belge, o zamanki ABD Başkanı Truman'ın anıları).
Ve İsmet Paşa, Ankara'nın dış politikasını Washington'a doğru kaydırmaya başlamıştı. Ama kimsenin, son 200 yılda ABD'nin, Türkiye hakkındaki düşünce, görüş ve niyetlerini bildiği yoktu. 19. yüzyılın ortalarında, Türkiye'de neden Amerikan kolejlerinin açılmaya başlamış olduğunu da yine merak eden bir kimse çıkmamıştı.
Ve sonunda İsmet Paşa, ABD ile olan dostluk için şöyle demek zorunda kalmıştı:
- Büyük bir devletle dostluk, bir kaplanla aynı yatağa girmeye benziyor.
* * *
Sözü biraz uzatmamızın nedeni; İsmet Paşa'nın, 1945'te niçin çok partili bir düzene geçmek zorunda kaldığı... Hem de Anayasa'yı bile değiştirme gereği duyulmadan.
Ve 1947'de ABD'nin, Türkiye'de başlattığı "karayolları seferberliği".
Ve Ankara'ya dolan ABD'li gazeteciler... Ve İngilizce bilen gençlerin, ön plana çıkması Ankara'da...
* * *
1950'de görkemli bir çoğunlukla Ankara'ya gelmişti DP mebusları. Henüz daha aynı ilden olanlar, grup grup birlikte dolaşıyor; nerelere gideceklerini, nasıl hava atacaklarını bilemiyorlardı.
Hatta bir gün Karpiç Lokantası'nda, çiçeği burnunda iki DP mebusu; önlerindeki tabağın sol yanına iki çatal, sağ yanına iki bıçak konmuş olmasına pek şaşırmışlardı. Biri, tabağın sağ yanına iki bıçak konmuş olmasını, şöyle açıklamaya çalışıyordu karşısındaki arkadaşına:
- Şayet biri kesmezse, öteki kessin, diye...
* * *
35 - 40 yıl önce ise, taşra milletvekilleri de iyice öğrenmişlerdi hava atmasını...
Yeni Meclis'in ön kapısından, selam duran kapı polisini görmezlikten gelerek, önü açık ceketlerinin kanatlarını yellendire yellendire hızla girerlerdi içeri. Sanki çok önemli bir sorunu çözmeye koşuyorlarmışçasına... Sonra da kulislerdeki rahat koltuklara gömülür, kahve çay içer, bol bol dedikodu yaparlardı...
Yazık ki, siyasetçilerimizden pek kimse yazmadı Meclis anılarını; nasıl ki, medya da, hiçbir zaman pek ilgi göstermedi eski Meclis tutanaklarına...
* * *
Şark insanının, kuşak kuşak sürüp giden en temel tutkusu, sanırım "havalı" olmak...
20 yıl kadar önce Milliyet'teki odamda otururken, genç bir okuyucu gelmişti. Ezile büzüle bir şeyler söylemeye çalışıyordu.
- Şöyle rahatça otur bakalım şuraya, demiştim.
Önce bir çay söylemiş, biraz dereden tepeden konuşmuş ve sormuştum:
- Net bir amacın var mı hayatta, örneğin ne olmak istiyorsun?
Hiç beklemediğim bir yanıt vermişti:
- Abi, ben havalı olmak istiyorum...
* * *
Kimsenin olmayan açık denizleri kullanma ve bilinmeyen kıtaları keşfetme sonucunda; doğaya karşı geliştirmek zorunda kaldığı teknolojiyle, 500 yılda biçimlenen uluslar üstü bir "burjuvazi sınıfı" ve onun değiştirdiği üretim araçlarında çalışmaya gelerek, kentlerde "işçi sınıfı"nı oluşturan eski zaman köylüleri...
İki sınıf arasındaki çatışmalardan çıkan, demokratik siyasal sentezler...
* * *
Tarihsel bir değişim ve gelişimin son tablosunu -ekonomik yapısına bakmadan- taklit etmeye kalkmakla çağdaş ve ilerici olunabilseydi; her alanda evrensel bir başarı açlığından kaynaklanan ve hepimizin, az buçuk paylaştığımız bir aşağılık duygusunu; "havalı biri" olma tutkusuyla, telafi mi etmeye çalışırdık?
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|