|
|


"Adaletin bu mu dünya?"
İlahi söyleyerek sokaklar boyu yürüyor, dileniyorlar. Adının önüne "ünlü sanatçı" yazılan birçok şarkıcıdan yok aslında bir farkları. En nihayetinde onlar da sese ve şarkıya eşlik eden görüntüleriyle para kazanmıyorlar mı?
İDRAK YOLLARI / TUBA AKYOL
Bir süredir hafta sonları gözümü bir ilahiye açıyorum. Ses giderek yaklaşıyor, yaklaşıyor... Sonra yavaş yavaş uzaklaşıyor. Bir kadınla bir erkek, kol kola girmiş -adam kör mü, yoksa ne?- ilahi söyleyerek kapımın önünden geçiyorlar. Kadın 40'lı yaşlarında sanki. Adam daha yaşlı gibi. Ellerindeki teneke kutuya biri para atmadıkça tempolarını hiç bozmadan, ilahinin hep aynı ağır aksak ritmi ile aynı ağır aksak adımları atarak ve katiyen detone olmadan yürüyüp geçiyorlar.
Seçtikleri ilahiyle, o ilahiyi söyleme biçimleriyle, camlara çıkanların gözlerine bir değip kaçan, asla ısrarcı olmayan gözleriyle, birbirlerine yaslanarak yürüyüşleriyle... Öyle içe dokunan bir görüntüleri var ki! Sesleri uzaklaşıp duyulmaz olduğunda bile onları düşünmeden, yalan yanlış sözlerle ilahiyi mırıldanmadan edemiyor insan.
Aralarında ne fark var?
Günde kaç saat yürüyor, böyle kaç sokak geçiyor, toplam kaç adım atıyorlar? Aynı ilahiyi kaç kez başa sarıp yeniden, yeniden söylüyorlar? Sıkılmıyorlar mı? Yorulmuyorlar mı?
Bu nasıl bir iş?
Ki elbette bu da bir iş! Bu da böyle bir mesai yani, bu da bir para kazanma yöntemi!
Bir dakika durup da tüm bunlara süregiden hayatın klişelerinden uzaklaşıp dışarıdan bakınca... Mesela Gülben Ergen'in, Seren Serengil'in ve daha birçoklarının o berbat seslerini dinlemek için para ödeyenler olduğunu düşününce...
Onlar cüretkar dekolteleri ve büzülmüş dudaklarıyla, bu adamla kadın ise yüzlerinde bir tevekkül ifadesiyle; onlar son moda kılıklarıyla, bu adamla kadın ise eski ama bir zamanlar neler görüp geçirdiklerini ima eden itinalı giyimleriyle; en nihayetinde her
iki taraf da sese ve şarkıya eşlik eden görüntüleriyle para kazanmıyorlar mı?
Birini "ünlü sanatçı", diğerini "zavallı dilenci" yapan fark ne? Kazandıkları paranın miktarından başka?
Seks kasedi yüzünden...
İnsanın sokaklarda ilahi söyleyerek para kazanan bu çifte şöyle en acıklı Türk filmleri tadında bir hayat hikayesi yakıştırası geliyor. Hani kadın ve erkek birbirlerini delice severler. Sonra düşmanlar kadına iftira atar. Erkek bir şekilde buna inanıp kadını evden kovar. Bir pavyon sahibi kadını tuzağa düşürür, içkisine ilaç atıp sevişme görüntülerini bir kasede kaydeder. Kadın mecburen pavyonda çalışmaya başlar. Erkek büyük aşkını kaybetmenin, tam onu affetmeye hazırlanırken pavyonda çalıştığını öğrenmenin üzüntüsüyle önce alkolik, sonra kör, en sonunda berduş olur.
Bu esnada bir mafya babası da kadına abayı yakmıştır. Baba, pavyon sahibinin elinden seks kasedini alır. Ve kadının elinden tutar, onu çok meşhur bir şarkıcı yapar. Kürklere, mücevherlere boğar ama nafile. Kadın hâlâ ilk aşkını unutmamıştır.
Derken bir gün adamla kadın yeniden karşılaşırlar. Bu kez her nasılsa yanlış anlamayı ortadan kaldırırlar. Fakat kadın mafya babasından nasıl kurtulacaktır? Baba, kadını elindeki seks kasedini medyaya vermekle tehdit etmektedir. Sonuçta kadın paraya pula, şöhrete veda eder. Bir çift inci küpe bile almadan mafya babasının evini terk eder. Girer sevdiği adamın koluna, böyle sokak sokak ilahi söyleyerek para toplamaya başlarlar. Nihayet mutludurlar.
Gülben Ergen ile o kadın arasındaki fark bu olabilir mi?
Yaşamındaki her şeyi paraya tahvil edenler ile mutluluğu paraya tercih edenler arasındaki fark!
* * *
O çift eğer mutlu değilse...
Bu, ne adaletsiz bir dünya!
"Eğer dünya bu kadar adaletsiz olmasaydı, insanlar adaletin ne olduğunu bilmeyeceklerdi."
Heraklitus (M.Ö. 540-M.Ö. 480)
İlahi (!) adalet...
Bu yılki İstanbul Bienali'nin teması "Şiirsel Adalet"ti. Hani bazı romanların, filmlerin sonunda iyiler mutluluğa ulaşır, kötüler cezalarını bulurlar ya... İşte buna "poetic justice" deniyor. Ki özellikle eski Türk filmlerinde sık rastlanır bu anlayışa. Aşıkları ayıran kötüler filmin sonunda ya doğru yola döner ya da ölürler.
Ya da diyelim ki baş kadın karakter tüm o engebeli, kötü yollarda "iffetini" korumayı başarmışsa mutlaka baş erkek karaktere kavuşur. Ama tuzağa düşmüş, bir başka erkeğin "kötü emellerine alet olmuşsa"; o zaman filmin sonunda ya tek başına ya da sevdiği erkek ile birlikte, ama ille de öleceği muhakkaktır.
Gerçek hayatta yok böyle bir şiirsel adalet. Hatta varsın şiiri eksik olsun, azıcık adalet olduğu bile şüpheli. İşte bu yüzden kol kola girip sokaklar boyu yürüyerek para toplamaya çalışan kadın ile erkeğin ilahi söylemesi boşuna değil.
İhtimal onlar bıraktılar şiiri, geçtiler dünyevi adaletten; ilahi adaletten medet ummaktalar. Ya da ancak ilahi adaleti hatırlatırlarsa para toplayabileceklerinin farkındalar! Keşke bienale katılsalardı...
tubaakyol@milliyet.com.tr
YAŞAM

Yanarak öldüler
Profesöre kurşun yağdı
Evde, üzerine kamyon düştü!
Tecavüz suçundan düşük kurtardı
Dağda sıkıştık, bize helikopter yollayın!
Bu 'Dövme' uzun süre konuşulacak
Diyet yapan çocuklar daha fazla kilo alıyor
Kısa kısa..
"Adaletin bu mu dünya?"
Centilmen hırsız
"Konformist aşk" alarmı!
|
|






|