|
|


Signore
BİR NEO-LEVANTEN'İN NOT DEFTERİNDEN / DONATELLA PİATTİ
Köşemi okumayı ihmal etmeyenler, benim şehrin Asya tarafında oturduğumu ve İtalya'da olduğum zamanlar dışında, sahil yolunda yürüyüş ya da koşu yapan insan grubunun içinde yer aldığımı bilirler.
Kesinlikle vazgeçemediğim sağlıklı bir alışkanlık bu. Önceki gece kaçta yattığımın hiçbir önemi yok; günün ilk ışıkları perdeden süzülüp odama girdiği anda, yataktan kalkıp, duş almadan, saçlarımı taramadan hemen eşofmanımı ve spor ayakkabılarımı giyerek, martı ve kargalarla yarış edercesine kendimi sokağa atıyorum. Tabii yolda olduğumu anlamam için belli bir süre geçmesi gerekiyor ama evden çıkınca kemiklere işleyen soğuk kış rüzgarları ve ani sonbahar yağmurları uyanış sürecini kolaylaştırıyor. Açık havada olduğumu ve bunun bir hayal olmadığını anladığımda ise zaten yolu yarılamış oluyorum. Artık geriye dönmek için çok geç!
Zamanla aynı alışkanlıklara sahip insanların varlığını fark ettim. Onlarla karşılaşıyor, onları eşofmanlarından, yürüyüş şekillerinden ve karşılaştığımızda birbirimize kısa gülümseyişlerimizden tanıyorum. Haliyle birbirimizi daha yakından tanımak için durup konuşmaya, hatta arkadaş olmaya vaktimiz olmuyor. Birincisi yürüyüş ritmimizi kaybedebiliriz, ikincisi pek çoğumuzun zaman sınırlaması var. "Saatimizin" sabahın 7'si olduğunu düşünürsek, sonrasında çoğunluk işine koşturmak durumunda kalıyor.
Açık havanın ve hareketin yaş farklılıklarını göz önünde bulundurmaksızın, uzun ve sağlıklı yaşamın sırları olduğunu kabul edersek, hepimiz fiziksel anlamda iyi durumdayız.
Bir sene kadar önce gözüme yaşını başını almış bir adam takılmıştı. Yavaş yürümeyi tercih ediyor, hatta iki bastondan destek alıyordu. Ama dik duruyor, kendinden emin bakışlarıyla, gururla tek başına yürüyordu. Dikkatimi çekmesinin bir başka nedeni eşofmanının şıklığı, tertemiz ve ütü izleri görünen tişörtleri, belediye görevlilerinin ortalığı çamur cennetine çevirme adına tüm çabalarına rağmen hâlâ bembeyaz kalan ayakkabıları olmuştu. Yürürken ardından hafif bir misk kokusu bırakıyordu...
Her sabah gözlerim onu aramaya başladı. Uzaktan onu gördüğümde içim neşeyle doluyor, avazım çıktığı kadar "Bravoooo... Hadi... Yapabilirsin!" diye bağırmak geliyordu.
"Yapabilirsin..." Neyi? Bilmiyorum... Ama içimden böyle geliyordu işte. Her zamanki gibi her şey ve herkes üzerine romanlar yazmaya alıştığımdan, o seçkin beyefendinin bir kaza ya da hastalık geçirdiğini ve her gün hayata dönmeye çabaladığını düşünüyordum. Benim gibi yani, değil mi? Kaç kere deniz kenarında üzüntülerimi rüzgara ve yağmura savurarak ağladım, sonra kendimi inanılmayacak kadar hafiflemiş, her şeye yeniden başlamaya hazır ve güçlü hissettim.
***
Reklam bölümü
Birkaç senedir Eskişehir Festivali'nin ilginç olduğuna ve başarıyla düzenlendiğine dair duyumlar alıyorum. Bu sene festivali kaçırmak istemiyorum. Ayrıca hiç Eskişehir'i görmedim. Çok güzel hamamları varmış ve çiğ köftesi insana parmaklarını yedirtiyormuş.
***
Böylece benim söylediğim ismiyle "signore"nin iyileşmesini seyretmek, onunla karşılaşmak bir alışkanlık halini aldı. Bu yaz onu bir süreliğine göremeyip en kötüsünü düşününce, onu bir yerlerde durdurup, her geçen gün biraz daha hızlı yürümesini ve zamanla iyileşerek tek baston kullanıyor olmasını tebrik etme cesareti gösteremeyişime pişman oldum.
O sadece tatildeydi oysa! Geçen gün onu iyice bronzlaşmış gördüm. Her zamanki gibi son derece şık eşofmanı, arada bir yardım aldığı tek bastonu, ciddi bakışları ile hızla yürüyordu. İçimden yanına giderek delice bir istekle "Yeniden aramıza hoşgeldin!" demek geçti.
Yapmadım, yapıp yapmayacağımı bilmiyorum. Onun ağırbaşlı havasından biraz çekiniyorum. Hem sonra "yürüyüştaş"ların duracak, kaybedilecek zamanı yok. Ama o da okurlarımdan biriyse eğer, buradan ona kocaman bir tebrik mesajı iletmek istiyorum: Sizi görmek bana her sabah güç veriyor sevgili signore... Yarın görüşürüz. Arrivederci! n
donatellapiatti@hotmail.com
YAŞAM

Bütün kanını hortumlamışlar
Yola çöp atana milyarlık ceza
İşte, gerçek russalatası
İngiliz, ideal eşte önce espri arıyor
"Dünya gözüyle şu Nobel'i aldım ya!"
Grizu faciası: 4 madenci öldü
Affetmeyi bilenler daha az acı çekiyor
Kalan kupona 105 milyar çıktı
Villaya 9 kurşun
Beckham sevgisi izdiham dinlemedi
Jilet olmadan son hız rekoru
5 dakikada, 1 eser veriyor
Dışlanmak 'yumruk' etkisi yaratıyor
"Ne kadar rezil olursak o kadar iyi"
Signore
"Erkeğin yalanını yakalama" oyunu!
|
|






|