|


Günlük konuşmalardan
Nasılsın?
- İyi diyelim, iyi olalım; ne yapacaksın... Sen nasılsın?
- Eh işte içgüveysinden hallice... Ne oldu senin Bodrum'da yapmaya çalıştığın küçük ev, bitti mi?
- Bitmesine bitti de elektriğiyle suyunu bağlatamadık... Sen de Antalya'da bir yerler almıştın galiba, bari bir şeyler yaptırabildin mi üstüne?..
- Eh işte üç odalı bir gecekondu... Mercimek oda, nohut sofa... Bu arada gırtlağımıza kadar da borçlandık; Tanrı büyük, deyip, boş vermeye çalışıyoruz. Senin çocuk Amerika'da okuyordu öyle değil mi? Bitti mi fakültesi?
- Sorma başıma gelenleri birader. Fakülte bitmesine bitti... Hem de birincilikle... Amerikalı profesörler "Böyle başarılı bir öğrenci, yüz yılda bir çıkar" diyorlarmış... Gel gör ki, seninki Amerikalı bir sokak karısına tutulmuş. Evleneceğim diye diretip duruyor. "Evlenirsen bir daha bizim evin eşiğinden içeri adımını atamazsın" diye yazdım... Onca emek, onca uğraş, berhava olup gidecek... Ciğerim yanıyor vallahi ciğerim... Senin kız da Londra'daydı öyle değil mi? Döndü mü?
- Döndü elhamdülillah... Kısmetleri çıkıyor ama, "Daha evlenmeyi düşünmüyorum, ben çalışmak, yurduma yararlı olmak istiyorum" diyor... Senin küçük oğlan nasıl, bitirebildi mi liseyi?
- "Baba liseyi bitirip de ne olacak, sen beni para kazanacağım bir yere ver" dedi, ben de tuttum bizim bacanağa açtım durumu. Bacanağın kardeşinin büyük bir kuaför salonu var... Oraya veznedar olarak soktuk... Bacanağın kardeşi, "Hele işleri bir öğrensin, onu kendime ortak yapacağım" diyor... Fena değil durumu, yüz bini kıvırıyor ayda... Arabayı değiştirdin mi sen?
- Elden düşme bir Volvo buldum, ama henüz altmış bin kilometrede... Chevrolet iyice dökülüyordu... Şöyle bir boyatıp okutuverdik... Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye... Ne yapacaksın? Etin kilosu bin üç yüze çıktı... Bu sıcağa kar dayanmaz birader... Sen yazlığa gittin mi bu yıl?
- Bizimki istemedi ama çocuklar ısrar ettiler... Bodrum'daki eve gitmeyi de gözümüz kesmediğinden, Kilyos'ta ufak bir yer tuttuk... Tuttuğuma, tutacağıma da bin kez pişman oldum birader... Yol çok uzak... Gece yarıları sürünüp durdum dağ başlarında...
- Orasını hiç sorma... Bizimkiler Antalya'ya gidince, ben de haydi Şile'ye gidip biraz dinleneyim dedim... Dinlenmek ne mümkün... Hemen her gün inip durdum İstanbul'a... Benzin de pahalandıkça pahalandı... Bilmiyorum iki ucunu nasıl getireceğiz bir araya? Sen kışları hâlâ Maçka'da oturuyorsun değil mi?
- Yok canım orasını çoktan sattık. Yeşilyurtta'yız şimdi... Ama doğrusu çok pişmanım, Maçka çok daha ucuzdu... Geçenlerde iki yüz elli gram pastırma alayım, dedim... Breh, breh, breh... Bin kâğıdı bayıldım... Akşamları bir yere çıktığın var mı?
- Kardeşim artık o takat kalmadı... Geçenlerde üç arkadaş baş başa bir rakı içelim dedik, ayıptır söylemesi, on bin kâğıdı bayıldık...
- İyi... Sen gene ucuz atlatmışsın... Ben bizim kayınbiraderleri davet edeyim dedim, bir hesap geldi... Az daha fıttıracaktım... Tanrı seni inandırsın, tam otuz sekiz bin lira saydım... Üstelik de ne yedik... Biraz meze, beş porsiyon lüfer... İki şişe de rakı... Bir de salatayla, karışık meyve... Yine at yarışı oynuyor musun?
- Eskisi kadar değil... Geçenlerde ikili bahiste yüz bini buhar ettik... Bizim Gülsüm son dakikada atağa kalkamadı ve yaktı, kavurdu beni... Tabii jokeyin hatası... Hayvanı kamçılamaya başladı. Gülsüm kamçıyı yedikçe kastı kendini... Kamçılamasa mutlaka ikinci gelirdi o... Senin durumun nasıl pokerle? Duyduğuma göre epey şanslıymışsın kulüpte...
- Eh işte... Bizimki laf olsun diye... Kırk yılda bir şans yüzümüze güldü, elalemin ağzına sakız oldu... Aldığımız para da bir şey olsa... Altı yüz bin kadar bir şey... O gün de, bizimki konkende yarısını kaybetmiş onun...
- Ben de bizimkine "Bırak artık şu konkeni hanım" diyorum, ama... Zor, birader zor... Nasıl yapacağız bilemiyorum Tanrı yardımcımız olsun...
- Her şey ateş pahası... Bu kadar da olmaz ki... Tanrı seni inandırsın, nah işte ayakkabının altını pençeletmeye kalktım, verdim iki bin kâğıdı...
- Ben de evi boyatayım dedim, iki yüz elli bin gitti havadan...
- Bilmiyorum ne yapacağız... Tümden battık galiba...
- Battık ki battık...
- Yahu öyle de battık, böyle de battık, var mısın sen bu akşam kulüpte bir el çevirmeye...
- Var olmasına varım da, ancak gel önce iki kadeh bir şey içelim, boğazım kurudu... İç bade güzel sev var ise aklı şuurun, / Dünya var imiş, ya ki yok imiş ne umurun...
- Bu gidişin sonu kötü kardeşim... Ne diyelim Tanrı ümmeti Muhammed'e acısın...
- Acısın ki acısın birader, acısın ki acısın...
————————-
Not: 19 yıl önce yazılmış bir yazı... "Güneş"ten...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|