|


Yeniyle eski, CHP'yle AKP...
FLORANSA
Zaman tüneli diye, zaman tünelinde ışınlanma diye bir şey varsa, insanın bunu en iyi hissettiği nadir şehirlerden biri herhalde Floransa olmalı. Bu kentte geçmiş geçmiş olmaktan çıkıyor demiş adamın biri, haklı...
Gerçekten öyle.
Tarih duygusu insanı alıp bir başka diyara götürüyor. Belki daha önemlisi, düşünmeye zorluyor. Özellikle insanlığın gelişmesine, o korkunç maceraya az da olsa kafa yormak zorunda kalıyorsun.
Güneş görmeyen, rüzgarlı, daracık taş sokaklar. Yağmur çiseliyor. Sabah vakti tarihle flört edercesine yürürken, Michelangelo'nun David'i ya da Cellini'nin başyapıtı olan bronzdan Perseus heykeli birden karşına çıkar.
Piazza della Signoria.
En iyisi köşedeki Cafe Rivoire'da meydanı gören masaya oturup bir kahve boyu dalmak... Rönesans Floransa'sını anlatan bir kitabın sayfalarına rasgele göz gezdiriyorum.
Tarih, 23 Mayıs 1498.
Savonorola'yı bu meydanda önce asmışlar, sonra odunların üstünde yakmışlar.
Çünkü 'yeni'yi savunmuş...
Kilise'yle Roma'ya karşı çıkmış... Hakları yasalaştırmak istemiş... Yani 'eski'ye kafa tutmuş... Ama tarih bugün Savonorola'yı yakanları değil, 'yeni'yi savunduğu için onu yazıyor. Floransa 'yeni'yi simgelediği için dünya tarihini değiştiren kent olarak anılıyor.
Rönesans, yeniden doğuş bu kentte gerçekleşmiş. Çünkü burada yaşayanlar hayatın odağına insanı koymuşlar. Bu dünyadaki yaşamı ön plana çıkarmışlar. Hayatın keyfi nasıl çıkar, bu dünyada nasıl yaratılır, öğrenmişler.
Ortaçağda insanoğlunun önü 'yeni kültür'le açılmaya, 'Hümanizm'le aydınlanmaya başlamış...
Eskiyle yeni!
Aklıma takılıyor:
AKP ile CHP, hangisi eski?
Ya da yeni?.. CHP'nin hafta içinde kurultayı var. Bu konuyu tartışanlar olacak mı? Murat Belge geçenlerde Ruşen Çakır'ın sorusunu yanıtlarken şöyle demiş:
"AKP'yi Türkiye'de İslamcılığın evcilleşme sürecinin bir aşaması olarak görüyorum. Siyasetin yerçekimi gibi bir şeyi varsa, bu parti de o güç tarafından çekilecektir.
Demokrasi AKP'liler için de bir hayat memat meselesi. Avrupa ile daha yakın ilişki istiyorlar. Mümkünse içinde, değilse yakınında. Bu gerçekçi bir görüş ve onun gereğini yapmaya çalışıyorlar. AKP'nin bugün yaptığı en iyi iş diyebilirim.
Müesses nizamla bağları olduğu için Avrupa'dan ve demokrasiden korkan diğer partilerden daha serbest hareket edebildiler. Deniz Baykal herhalde Avrupa'ya girelim derken, '5. Kolordu Komutanı ne der?' diye düşünme gereğini duyardı. Bunlar o kaygıyı aynı şekilde taşımamak gibi bir avantaja sahip..." (Vatan, 4 Ekim 03, s.17)
Baykal'a biraz haksızlık mı?
Olabilir.
Ama "Baykal'ın CHP'si"nin bugünkü imajı böyle. Hatta yalnız imajı da değil. Avrupa Birliği ve demokratikleşme alanında olsun, ekonomide yapısal değişim konusunda olsun AKP bugün CHP'nin önünde...
Bu açılardan bakınca, kimine göre, Baykal'ın CHP'si geçmişi özleyen, hatta içinde geleceği geçmişte, 1930'larda arayan unsurlara sahip muhafazakar bir parti havasında...
Oysa, CHP örneğin 1960'ların sonuyla 1970'lerde öyle değildi. Kendini yenilemeye, 'yeni'yi savunmaya başlamıştı. 'Kurulu düzen'le arasına mesafe koyan, 'değişim'i savunan bir parti kimliğine kavuşmuştu. Bu yüzden de iktidar dalgası yaratmıştı o zamanlar...
Bugün öyle değil.
Onun için heyecan uyandırmıyor.
Örneğin CHP de Avrupa Birliği'nden, demokratikleşmeden yana. Ama demin belirttiğim gibi bayrağı AKP'ye kaptırmış durumda... AB - Türkiye ilişkilerini konu alan bir toplantı için bu topraklardayım. Bakalım, CHP buralardan nasıl gözüküyor? Ya gözüküyor mu?
Yağmur şakır şakır.
Yakınlardaki bir kilisede, Vivaldi'nin Dört Mevsimleri... Hiç eskimeyen bu müzikle bir pazar günü iç dünyamı siyasetten kısa bir süre için de olsa arındırmaya çalışmak belki daha keyifli olabilir.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|