|


Lodosla yağmur, sambayla çaçaça...
Neyse ki şimdilik lodos, beklendiği kadar korkutucu olmadı bizim oralarda. Ne balkonlardaki masalarla sandalyeler devrildi, ne de gece camlardaki uğultulu hafif patlamalar, uykuyu kaçıracak kadar öcüleşti.
Yağmur da, yine şimdilik, zaman zaman çiselemeden öteye, aşırı bir azgınlık göstermiyor.
Belki de siyasetçilerimizle bürokratlarımız; kimsecikler duymadan, kendi aralarında aldıkları kararlarla; Cumhuriyet Bayramı arifesinde, meteorolojiyi de disipline edip, yola getirmeye başladılar.
Uzun yol kamyonlarından bazılarının arkasında, nasıl "Allah'ın dediği olur" diye yazıyorsa; üst düzey yöneticilerimizin de barometresi üstünde, "Devletin dediği olur" diye gizli bir yazı vardır.
Ne lodos, ne poyraz, ne karayel, ne günbatısı, ne de yağmur bulutları; kolay kolay çıkabilir mi bunun dışına?
* * *
Ne var ki 21. yüzyılın gemiyi azıya alan "saydamlığı"; birden kulak asmaz oldu, ne dağlarla taşlara yazılan "Önce vatan" sloganlarına, ne de "Devletin dediği olur" ilkesiyle yargısına.
"Önce vatan" sloganının, son 80 yıllık uygulama sonunda, "Önce avanta"ya dönüşmüş olduğu çıktı ortaya...
"Devletin dediği olur" ilkesinin de; son 55 yılda, "Washington'un dediği olur" ilkesine...
* * *
Ola ki, Marmara'yla Ege'de, çok güçlü eseceği öngörülen lodos hakkında da; Ankara - Washington arasında, bazı önemli temaslar yapıldı, yahut yapılmakta...
Malum ya, nasıl bir havada olmamız gerektiğine bu tür temaslar sonucu karar veriliyor.
* * *
"Ülke çıkarları açısından Irak'a asker göndermemiz gerekmektedir."
Bir hafta sonra:
"Irak'a asker göndermememizin neresi zararlı ülke çıkarları için?"
* * *
Hoş, bizdeki atasözleri de, balık burcunun simgesi olan "alt alta konmuş birbirine zıt yöne bakan iki balık" benzeri, politikalarımıza büyük destek sağlamakta...
Şöyle ki:
"Ateş olsa, cirmi kadar yer yakar."
"Ummadık taş, baş yarar."
"İki el bir baş için."
"Komşuda pişer, bize de düşer."
"Tuzsuz aşım, kaygısız başım."
"Üzümünü ye, bağını sorma."
"Gemisini kurtaran kaptan..."
"Bir elin nesi var, iki elin sesi var."
"Gülme komşuna, gelir başına."
"El için yakma başını nare,
Yak çubuğunu sefanı are."
Artık o günün havasına hangisi uyuyorsa...
* * *
Epey zaman oluyor, Gorbaçov iktidardan ayrıldıktan sonra İstanbul'a da gelmiş, bir konferans vermişti; özetle şöyle demişti:
- Büyük ordular beslemeye gerek kalmayan bir döneme geçiliyor. Örneğin siz, o kadar yabancı turist bekliyorsunuz. Yabancılar, beğendikleri bir ülkeye turist olarak çok daha ucuza gelme; hem itibar görme, hem de keyfetme olanakları varken; neden topla tüfekle, milyarlarca dolar harcayarak saldırmaya kalksınlar ki o ülkeye?
Gorbaçov'un bu sözleri, yeterince dikkati çekmemiş; yahut, dikkat çeksin istenmemişti o zamanlar...
Şimdiyse öğreniyoruz ki, Yunanistan ordusunu küçültmeye başlıyor...
Avrupa Birliği'nin üyeleri de, kendilerine çok pahalıya mal olan iki dünya savaşından sonra; savunma harcamalarını azaltıp, hep birlikte "Avrupa vatandaşı" olmayı ve hatta paralarını "euro"ya dönüştürmeyi yeğlediler.
* * *
Başkan Bush da, dünya terörünü kökünden yok etme gerekçesiyle, Amerikan silahçılarına 50 - 60 milyar dolarlık bir olanak daha sağlarken, zora düşmeye başladı.
ABD de, 5 - 10 yıla kadar, savunmaya harcadığı 400 milyar doları aşkın parayı, azaltacaktır hiç çaresiz...
* * *
Her patlayan silahla, silahçılar para kazansa da; her ölenle bir müşteri eksilmede dünya ekonomisinde...
Gelişen modern teknolojinin hızla artan ürünleri, dünyada zengin pazarlara muhtaç...
Oysa özellikle geri kalmış ülkelerin egemenleri, silah alımlarına harcadıkları milyarlarca dolar yüzünden; halklarının yoksulluğunu gideremiyor ve evrensel ekonominin muhtaç olduğu pazarları yaratamıyorlar...
Bu çelişki daha ne kadar sürebilir ki?
"Statüko"nun devamında inatlaşanlar da, sonunda değişmek zorunda kalırlar ama, daha büyük bedeller ödeyerek...
* * *
İstanbul'un rüzgarıyla yağmuru, "Devletin dediği olur" ilkesine ne kadar sadık kalırsa; gelişen teknolojilerin yarattığı değişimler de, o kadar sadık kalır "statükocular"ın çıkar ve inatlarına...
Enseyi karartmayın.
Gerçi:
"Bal tutan parmağını yalar" demişler, ama...
"Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar" da demişler...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|