|


Çığlık duyuldu!
Aliya İzzetbegoviç, Bosna - Hersek'in eski cumhurbaşkanı, bilge kral öldü.
Kendisini ilk kez 1992 yılı Temmuz ayında tanımıştım. 67 yaşındaydı. Zagrep'ten Helsinki'ye birlikte uçmuştuk. Saraybosna daha birkaç ay önce kuşatılmıştı Sırplar tarafından. Miloşeviç'in saldırganlığına karşı efsanevi direnişi daha yeni başlamıştı.
Son zamanlarda kendisini en çok üzen olayı sormuştum İzzetbegoviç'e. Çevirmenliğini kızı Sabina yapıyordu.
Şöyle demişti:
"Saraybosna'nın varoşlarında bir hafta önce büyük bir felaket yaşadık. Kızlı erkekli bir grup küçük çocuk bahçede kiraz ağacına çıkmış oynuyorlar. Tepelerden makineli tüfeğin o korkunç sesi. Çocukların çığlıklarıyla tarakka birbirine karışıyor. Tepelerden birinde mevzilenmiş Sırp tankından açılan bir ateş. Anne babalar çocuklarının yardımına koşamıyorlar. Çünkü teröristler ateşe ara vermiyor. Kiraz ağacında feryatlar içinde bir süre daha asılı kalıyorlar. Akşama doğru bana yedi küçük çocuğun öldüğü haberi geldi."
Mavi gözleri hüzün doluydu.
Ceketinin cebinden beyaz mendilini çıkarmış, yanaklarından süzülen yaşları silerken bakışlarını bizden kaçırmıştı.
Vahşetin anlamını sormuştum.
'Kara milliyetçilik'ten söz etmişti. Milliyetçilik ile Bolşeviklik karışımının yarattığı canavarı tarif etmeye çalışmıştı sorumu yanıtlarken:
"Böylesine bir acımasızlık, gaddarlık az görülmüştür. Bu bir tür kara milliyetçilik. Bu Sırp milliyetçiliğini faşizmle çarpın, Bolşevizm'le çarpın, işte sonuç bu, işte bunun korkunç örneği Slobodan Miloşeviç... Hem aşırı milliyetçi hem Bolşevik.... Bu ikisinin karışımından böyle bir canavar yaratıldı."
Sormuştum:
"Onca yıl Sırplarla, Hırvatlarla iç içe yaşadınız. Artık her şey çöktü mü?"
Dostluklar, sevgiler çöktü demeye dili varmamıştı. "Günün birinde Bosna Hersek topraklarında yine insan sevgisinin geçerli olacağı zamanlar gelecek" demişti Bilge Kral, "Irk ayrımına dayanmayan, çok uluslu, çok kültürlü, insan haklarına saygılı demokratik devlet kurulacak bu topraklarda da. Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar, herkes barış içinde bir arada yaşayacak."
Helsinki dönüşü Aliya İzzetbegoviç'i Saraybosna'ya bırakmıştık. Bir Fransız zırhlı kariyerinin içinde tıkış tıkış olmuş, buram buram terleyerek şehre giderken, "Saraybosna'ya dönmekten ne kadar mutluyum" demişti.
Bizi doğruca şehitliğe götürmüştü. Çoğu yeni açılmış mezarlar:
Aslan Adnan, 1973 - 1992...
Zulfic Enver, 1971 - 1992...
Ağaçların altında yatıyorlar. Her birinin başına, taze toprağın içine birer yapma gül sokulmuş. Yaprak kımıldamıyor, sıcak bir gün. İzzetbegoviç'le Hikmet Çetin ellerini açmış dua okuyorlar. Hüzün verici sessizliği ara sıra tepelerden gelen çatır çatır silah sesleri bozuyor.
Saraybosna'yı çevreleyen çam ağaçlarıyla kaplı o yemyeşil tepeler. Miloşeviç'in Sırpları'nın her gün ölüm kustuğu tepeler...
Tarih onları asla affetmeyecek!
İzzetbegoviç'le üç yıl sonra, 1995'in Ağustos ayında bu kez Bihaç'da, Osmanlı'nın bir zamanlar Avrupa'daki en uç serhat şehrinde karşılaşmıştık. Sırp işgalinden daha bir gün önce kurtulmuştu. Mavi gözlerinden sevinç okunuyordu:
"1992'den beri bu günü bekledim. Hep Bihaç'ı hayal ettim. Benim için unutulmaz bir gün. Özgürlük yolunda bir adım bu, bir dönüm noktası..."
Sonra Saraybosna'da buluşmuş, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki makamında hatıra fotoğrafı çektirmiştik.
Kan ve ateş günleriydi.
Ferhadiye Caddesi'ni anımsıyorum. Mermi ve şarapnelle delik deşik olmuş Gazi Hüsrev Bey Camii'den bakınca, Hırvat Katolik Kilisesi, Sırp Ortodoks Kilisesi'yle Sinagog'u görmüş, Zlata'nın, 14 yaşındaki Saraybosnalı o küçük kızın çığlığı kulağımda çınlamıştı:
"Sırplar, Hırvatlar, Müslümanlar... Hepsi insan... Ben hiçbir zaman Sırp, Hırvat, Müslüman nedir diye düşünmedim. İyiler arasında da, kötüler arasında da hepsinden var. Biz küçükler olsak, kesinlikle savaş çıkarmazdık. Çiçeğe, güneşe artık sevinemiyoruz"
Zlata'nın çığlığı dipsiz kuyularda yitip gitmedi. Bugün Saraybosna'da çocuklar artık çiçeğe ve güneşe sevinebiliyor. Slobodan Miloşeviç, Savaş Suçları Mahkemesi'nde hesap veriyor.
Özgürlüğün bedeli ödendi.
Hem de çok acı.
O güzelim topraklarda yaşamak için inşallah böylesi acılar bir daha çekilmez.
Rahat uyu Bilge Kral!
Tarihin kepaze sayfalarına soylu notlar düştün çünkü...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|