|


Biraz da nostaljik takılalım mı?
İlk anımsadığım Cumhuriyet Bayramı, Edirne'de Cumhuriyet'in 10. yıl bayramı...
Kaleiçi'ndeki İstiklal Mektebi'nde yeni başlamıştım ilkokula. Müdürümüz Dündar Bey'di, öğretmenimiz de Hikmet Hoca'nım...
Babam Edirne Vilayeti'nde Umur - ı Hukukiye Müdürü'ydü. Daha önce İstanbul Belediyesi'nde yabancı şirketlerin denetiminden sorumlu şirketler komiseri olduğu için, diplomatik resmi davetlerin saatine ve özelliğine göre giyilecek her türlü resmi giysisi vardı; frak, bonjur, jaketatay, smokin...
Frakın geceleri beyaz yelekle, gündüzleri siyah yelekle giyileceğini, bilemiyorum o zamanlar mı öğrendim, yoksa daha sonra mı?
Ama karşılama ve uğurlama törenlerinde protokol görevlilerinin, gündüzleri de beyaz yelekle frak giydiklerini çok daha sonra öğrendim.
***
İlkokula başlar başlamaz, sabahtan akşama bize, 10. Yıl Marşı'nı talim ettirmeye de başladılar...
1. sınıfta üç öğrencinin yan yana oturduğu 6 - 7 yaş çocukları, hep birlikte ayağa kalkıyor, Hikmet Hoca'nımın öncülüğünde 10. Yıl Marşı'nı söylemeye çalışıyorduk:
"Türküz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri"
***
Edirne'de oturduğumuz ev, tam vilayetin karşısında ve kapısında, siyah demirden yuvarlak bir top tutan, kadın eli biçiminde bir de tokmağı bulunan, beyaz bir evdi.
Evin ön kapısına çift yanlı üçer basamakla çıkılırdı. Arkasında da koskocaman bir bahçesi vardı.
Cumhuriyet'in 10. yıl bayramı, vilayetin bahçesinde çok renkli kutlanmıştı. Işıktan kıvılcımlar saçarak dönen çarkıfelekler ve havai fişekleri...
***
Edirne'de Vali, Em. Büyükelçi Özdem Sanberk'in dedesi Emin Bey'di. Henüz daha evlenmemiş olan kızı Nimet Hanım, annemin en yakın arkadaşıydı.
Her ne kadar babam, resmi törenlerde frak, smokin falan giyse de; evde akşamları, 5 numara gaz lambası ışığında, yer sofrasında yerdik yemekleri...
***
O zamanlar aklıma mı gelirdi, Cumhuriyet'in 80. yıldönümünde anı olarak yaşayacağım, çocukluğumun Edirne'deki o günlerini?
Ve neler neler yaşandı 70 yıl içinde...
2. Dünya Savaşı'na da girmediğimiz ve kentlerin de bombardıman edildiği kanlı korkunç bir savaştan hiç geçmediğimiz halde; BM'nin "İnsani Gelişme Raporu"na göre, "insani gelişmişlik sıralaması"nda, 175 ülke arasında 96. basamağa düşmüşüz. Yani Tunus'un, Guyana'nın, Arnavutluk'un da altına...
Üniversiteler de dahil, nedenlerini kimseciklerin pek kurcalamadığı bir gariplik işte...
Ve hala ilkokul birinci sınıfına başlar başlamaz öğrenmeye çalıştığımız marş:
"Türküz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri"
***
Aklıma birtakım tuhaf atasözlerimiz geliyor:
"Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar."
"Isıramayacağın eli, öp."
"Düşün, düşün, boktur işin."
"Erken öten horozun başın keserler."
"Üzümünü ye, bağını sorma."
***
57 yıl önce, Son Posta gazetesinin Ankara muhabiri olarak tanıdığım Mecdi Sadrettin, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da başkentte gazetecilik yapıyormuş. 1925 yılında Mustafa Kemal'in Kastamonu'da "Buna şapka derler efendiler" diye; o zamana kadar fes, sarık, serpuş, takke, kalpak giyen erkeklerin, sadece şapka giymesini zorunlu kılan, yeni bir "inkılap" başlatacağını haber almış.
Ve kendisi hemen bir şapka bulup giymiş. O yıl Ankara İstiklal Mahkemesi Başkanlığı'na atanmış olan Ali Çetinkaya da, Hıristiyan kılığına girdiği suçlamasıyla, Mecdi Sadrettin'i tutuklatmış.
***
Mustafa Kemal, Kastamonu'da şapka inkılabını başlatıp, kendisi de şapka giymiş olarak Ankara'ya dönerken; Ali Çetinkaya, derhal serbest bıraktırmış Mecdi Sadrettin'i ve giydiği için tutuklanmasına neden olan şapkasını da alarak, hemen kendi giymiş ve öyle gitmiş Gazi'yi karşılamaya...
İstiklal Marşı'nın şairi Mehmet Akif ise:
- Ben Hıristiyan şapkası giymem, diyerek Mısır'a kaçmıştı.
Direktif ve yasalar çıkararak, genel bir çağdaşlık görüntüsü yaratmaya kalkmakla, ancak bu kadar çağdaş olunabiliyordu herhalde...
***
Cumhuriyet'in 100. yıldönümü kimbilir nasıl kutlanacak ve önümüzdeki 20 yıl içinde; gerek dünyada, gerek Türkiye'de kimbilir neler olacak?
Enseyi karartmayın. İnsanlık kötüye gitmez, Türkiye de gitmez; biraz ırgalansa da...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|