|


İlaç fiyatında promosyonun payı ne kadar?
Yıllar önce bel fıtığından yatağa düştüğümde, önceleri ameliyattan başka çözüm yokmuş gibi görünüyordu. Her nedense bana ilk tavsiye edilen doktorlar beyin cerrahlarıydı ve en ünlülerinden hangisine gitsem, (adı üstünde cerrah) "derhal ameliyat" diyordu. Ameliyat için hastaneye yatmak üzere bavulumu bile hazırlamışken, mucize fizikoterapist Prof. Dr. Ender Berker imdadıma yetişti. "Sokaktan rastgele 10 kişiyi çevirip tomografi, MR çektirsek, 8'inde sizinkine benzer bulgular görürüz" diyerek ameliyata itiraz etti ve fizikoterapiye bile gerek görmeden, sadece bel jimnastiği artı basit bir - iki ilaçla beni ayağa kaldırdı.
100 kadından 20'si
Bu yıl yaz boyunca peşimi bırakmayan çarpıntıdan kurtulmak umuduyla kapısını çaldığım kardiyolog Prof. Dr. Zeki Öngen'in yaklaşımını da, ömür boyu minnetle anacağım Prof. Berker'inkine çok benzer buldum.
Prof. Öngen çarpıntımın kalple ilgili olmadığını söyleyince ona "Acaba ekokardiogram çektirsem mi?" diye soracak oldum. Zira son dönemde çevremde ekokardiogram çektirenlerin sayısı hızla artmaktaydı. Hatta ekokardiogramı çekilen bir arkadaşıma doktoru "Her 100 kadından 20'sinin mitral kalp kapakçığında sarkma vardır. Seninkinde de var. Çarpıntın bu yüzden" demiş. Arkadaşım benim için de benzeri bir durumun söz konusu olabileceği düşüncesiyle bu bilgiyi bana aktarmıştı.
Ekokardiyogram
Prof. Öngen'in bu soruma yanıtı hayli ilginçti: "Ben kalp kapakçığında sarkmayı, ekokardiogram hastalığı olarak niteliyorum. 10 yıl önce ekokardiogram olmadığı için, insanlar kalp kapakçıklarında sarkma olduğunun farkında değildiler. Ekokardiogram çektiren her 5 kadından birinde ve her 10 erkekten birinde bunu görürsünüz. Genelde genetiktir, doğuştan beri vardır."
Prof. Öngen'e göre ekokardiyogram çektirsem belki benim kalp kapakçığımda da sarkma görülebilirdi, ama bu durum yıllardan beri süregeldiği için son aylardaki çarpıntımın nedeni olamazdı. Ayrıca doktor tarafından belli bir teşhise yönelik olarak önerilmemişse, her önüne gelenin ekokardiyogram çektirmesine de gerek yoktu.
Tahlil başına yüzde!
Prof. Öngen bana ilaç da vermedi, tahlil de istemedi. Gayet nazikçe, "Biraz boğazınızı tutun, akşamları az yeyin, fazla yağlı yemeyin, kahveyi azaltın, çarpıntı falan kalmaz" demeye getirdi. Gazetecilik damarım kabarıp da ardarda sorduğum ahret sualleri sonucu öğrendim ki, 3 - 4 yıl önce Teşvikiye'de muayenehane açtığında çevredeki laboratuarların tümü antetli tahlil formları getirip, sevkettiği hasta başına yüzde önermişler. O hiçbirini kabul etmemiş, ama tıp dünyasının bir kesiminde işler maalesef bu şekilde yürüyor. Sadece laboratuarlar değil, asıl ilaç firmaları promosyon işinin giderek gözünü çıkartıyor.
Promosyon Yasası yok
Hastanın uyarısına rağmen tıpatıp aynı kanser ilacının pahalısında ısrar edilmesini konu alan geçen haftaki 2 yazım üzerine AKP Balıkesir Milletvekili Operatör Dr. Turhan Çömez'den telefon geldi. İlaç promosyon ahlakı konusunda ülkemizin oldukça ilkel koşullara sahip olduğuna dikkat çeken Dr. Çömez, ilaçta promosyon işini zapt - ı rapt altına alacak bir yasanın çıkarılması gereğine işaret etti. Üyesi olduğu TBMM Sağlık, Çalışma, Aile ve Sosyal İşler Komisyonu'nda bu yöndeki çalışmaların başladığını dile getirdi.
İlaç fiyatının %10'u
Promosyon yasasının olmadığı ülkemizde, firmaların ilaç tanıtımında kendilerine göre ticari buldukları her yöntemi kullandıklarını belirten Çömez, "Dünyanın hiçbir yerinde iyi giyimli beylerin ya da alımlı hanımefendilerin poliklinik kapılarında hastaların sıralarını alarak doktorun zamanını çaldığına tanık olmazsınız. Ya da kimse ilaç kotasını dolduran kliniklere özel promosyonlar vadedemez," diyor.
Çömez'e göre yaklaşık 4.5 milyar dolarlık ilaç piyasasında promosyona ayrılan para yüzde 3'ler olarak ifade edilse de, bu oran aslında yüzde 10'lara kadar çıkıyor (400 - 450 milyon dolarlık bir meblağ).
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|