|


Başörtüsü ve hisler!
Eşi başörtülü eski bir ANAP'lı bakanla dün sohbet ediyorduk. Çankaya Köşkü'ndeki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuyla ilgili olarak şöyle dedi:
"Durduk yerde sorun çıkarıyoruz. Lüzumsuz işlerle uğraşıyoruz. Köşk'te Sayın Cumhurbaşkanı'nın geçen yılki davetine başörtülü gitmiştik. Hiç kimseye de zarar vermemiştik."
Bir an düşünün.
Anlamaya çalışın lütfen.
Bu son cümlenin, "Hiç kimseye de zarar vermemiştik!" sözünün altını çizmekte yarar var. Burada düğümlenen ruh halini kavramak için biraz çaba sarf etmek lazım.
Çünkü bu sözde yürekten kopan bir tel var. Bu tellerin kopmasına yol açmak, hiç kuşkunuz olmasın, laikliği savunmak değildir.
Tam tersine...
Laiklikten nefret edenlerin, devlet ve toplum düzenini din temeline oturmak isteyenlerin, laikliği sevmeyenlerin, hatta ordu göreve diyenlerin değirmenine su taşımaktır. Laiklik konusunda duyarlığın, Köşk'te sergilenen böylesine bir ayrımcılıktan geçtiğini sanmıyorum.
Devletin zirvesi gün gelir bu kısırlık kapanından kurtulabilir mi?
Bilemiyorum, keşke...
Gerilime değil yumuşamaya ihtiyacımız var. Bu nedenle Çankaya Köşkü ipleri gerici değil, yumuşatıcı olmalıydı.
Ama olmuyor.
Bu açıdan Cumhurbaşkanı Sezer göreve geldiğinden beri başarılı değil. Devletin zirvesinde uyum rüzgarları ne Ecevit'in başbakanlığı sırasında esiyordu, ne de bugün esiyor.
Çankaya Köşkü'nde son ayrımcılığa kaynaklık eden ufuk darlığının, Türkiye'de demokrasi kültürünün hazmedilmesini sağlayacak iç huzura, barışa herhangi bir yararı olacağını sanmıyorum. İnsanların iç dünyalarındaki kutsal mekanlara, kimlikleriyle ilgili hassas duygulara saygı göstermeden bir yere varamayız.
Bir önceki yazımda ayıp demiştim. Şimdi de yazık diyerek bu konuyu noktalamak istiyorum.
Ama Türkiye bunları aşacak.
Üstelik demokrasi içinde.
Biraz sabır, biraz sebat!
Gündemleri birbirine karıştırmaktan özenle kaçınmak lazım. Türkiye'nin gerçek gündemi başka. Türkiye, türban tartışmalarıyla zaman yitirme lüksüne sahip bir ülke değil.
Nedir gündem, ne olmalı?
Birikmiş yabancı gazetelere dün göz gezdirirken dikkatimi çekti. The Wall Street Journal'ın yorum sayfasında Dışişleri Bakanlığı müsteşarlarından emekli Büyükelçi Özdem Sanberk'in bir yazısı vardı.
Şöyle başlıyordu:
"Jeopolitik bir bilmece sorusu: Soğuk Savaş sırasında Batı için Avrupa'da Almanya kadar önemli olan ülke bugün hangi ülkedir? Yanıt: Türkiye. Nedeni bu yazıda." (*)
Türkiye böyle bir rolü nasıl oynayabilir, böyle bir yere nasıl oturabilir?
Yazı bunu tartışıyor.
Türkiye'nin gündemi bu olmalı.
Türkiye ekonomide yapısal değişimini tamamlarsa... Siyasi, hukuki ve idari yapısında demokrasi ve insan haklarının gerektirdiği dönüşümleri gerçekleştirirse... Kıbrıs'ta altı ay içinde çözüme giderse... AB yolunda ilerler, 2004 sonunda tarih alırsa...
O zaman önü açılır.
Aş ve iş yolunda dev adımlar atmış olur. Kazanacağı özgüven duygusuyla bugün sorun gibi gözüken konulara o zaman gülüp geçmeye başlar.
Gündemler karışmasın.
Kendimizi kısırlık kapanına kaptırmayalım.
——————————-
Wanted: New Thinking on Turkey; Özdem Sanberk, Ronald D. Asmus; The Wall Street Journal, 24 - 26 Ekim 03, s. A6)
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|