|
|


Felluce, Amerika'ya direnişin simgesi...
Irak'ta 'savaş sonrası savaşın kaynama noktası olan Felluce'de ortada dolaşan Amerikan askeri yok. Polisler de kendi kalelerinin içine çekilmişler, baskın bekleyişi içinde... Görüştüğümüz insanlar Türk askerine karşılar
Bağdat Günlüğü - 2
HASAN CEMAL
FELLUCE
On üç - on dört yaşındaki okul çocukları şen şakrak. Bir kırtasiyeci dükkanının önünde dün sabah vakti sohbet ediyoruz. Felluce yakınlarında pazar günü Amerikan helikopterinin düştüğünü, 16 Amerikan askerinin öldüğünü duydukları zaman ne hissettiklerini soruyorum çocuklara.
Sevinmişler.
Biri heyecanla diyor ki:
"Olayı televizyondan öğrendik. Evimizde ailecek çığlık atmaya, şarkı söylemeye, dans etmeye başladık."
"Amerikalılar çekip gitsin diyenler elini kaldırsın" deyince, bir anda hepsi birden bağırarak ellerini havada sallıyorlar.
"Saddam'ı geri istiyor musunuz?"
Hep bir ağızdan evet diyorlar.
"Türk askerini Irak'ta istemeyenler ellerini kaldırsın!"
Bütün kollar havaya kalkıyor.
Felluce böyle.
Irak'ta 'savaş sonrası savaş'ın kaynama noktası. Bağdat'ın kuzeybatısındaki 'Sünni Üçgeni'nde yer alan bu şehir artık direnişin simgesi sayılıyor.
Bağdat'tan dün sabah erken yola çıktık. Şoförümüz Selman, Felluceli. Biraz tedirgin. Daha bir gün önce Bağdat - Felluce yolunda patlayan mayın, iki Amerikalı müteahhitle bir askerin ölümüne neden olmuş.
Anlatıyor:
"Dikkatli olmak lazım. Basından hoşlanmıyorlar. Daha bu yakınlarda bir GMC cipini çarşının ortasında yaktılar."
Bizim cip de aynı marka...
Her ajanın kellesi uçacak
Felluce'nin girişindeki bir evin duvarına boydan boya beyaz bez germişler. Üstündeki sloganlar ilginç:
"Her casusun, her ajanın kellesini uçuracağız, Felluce halkı olarak fedayinlere elimizden gelen yardımı yapacağız."
İlk durağımız kaymakamlık.
Ana caddenin üstünde. Biraz uzağına park ediyoruz. Bombalı araba korkusu yüzünden binaya yaklaştırmıyorlar.
Ellerinde silah, gıcır üniformalı polisler. Hemen hepsi fazlasıyla genç. Yeni eğitilen ve sayıları birkaç gün önce Amerikan kaynaklarınca bütün Irak'ta 50 bin olarak ilan edilen polisler herhalde. Kollarındaki pazubentlerde IP yazıyor. Irak polisinin İngilizce baş harfleri...
Kaymakamlık binası kaleye dönüştürülmüş. Dikenli teller, kum torbaları, içi kum dolu büyük bidonlar...
Polislerin elleri tetikte.
İçeri almıyorlar bizi.
Rütbesi yüzbaşı olan bir polis yanımıza geliyor. Alarmda olduklarını, her an baskın beklediklerini, kaymakamın da makamında olmadığını söyledikten sonra ekliyor:
"Siz de tehlikedesiniz."
Binanın tepesinde, kum torbaları arasında bir 'hatıra' fotoğrafı çektirmek için güç bela izin koparıyoruz.
Duvar yazıları tehdit dolu
Daha üç gün önce saldırıya uğramışlar. Kaymakamın odasına bir roket isabet etmiş. Binanın içi yanmış, yıkılmış. Saldırı sırasında Amerikan askerleri de varmış...
Dikkatimizi çekiyor. Ortalıkta hiç Amerikan askeri yok. Herhangi bir Humwee ya da zırhlı da geçmiyor. Polisler de kendi kalelerinin içine çekilmişler, baskın bekleyişi içinde...
Felluce işte böyle.
Yol kenarında bir oto tamircisi. İki küçük çocuk. Biri Mustafa 10 yaşında, öteki Seyit 12 yaşında. İkisi de cin gibi.
"Amerikalılar?.." diye soruyorum.
"Gitsinler, sevmiyoruz onları."
"Ya helikopteri düşürenler?.."
"Gurur duyuyoruz onlarla..."
Arabasını tamire getirmiş. Beyaz entarili. Adı, Muhammed Abid. 40 yaşında. Söylediklerinin özeti:
"Amerikalılar gitmedikçe, buralara istikrar gelmez. Aşiretler onurlarına düşkün ve dinleri için savaşıyorlar."
Klasik soruyu ortaya atıyorum:
"Türk askeri gelsin mi?.."
Arkada beni sessizce dinleyen, siyah sakallı gençten bir çocuğun jesti dikkatimi çekiyor. Elini boğazına götürüyor, keser gibi yapıyor ama nedense konuşmuyor.
Biri, Türk askerinin Müslüman olduğunu, bu nedenle Irak'ta istikrara yardımcı olabileceklerini belirtiyor. Ama bu sözler kabul değil, tepki görüyor. 41 yaşında bir işçi olan Jasim Muhammed, "Türk askeri gelirse, Amerika'ya yardım etmiş olur, buna karşıyız" diyor.
53 yaşındaki güler yüzlü Mecit Hasan, televizyonlardan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü tanıdığını söylüyor:
"Gül iyi... Ama Türk askerleri gelmesin buralara. Evet, ben Saddam'ı geri istiyorum. O gitti, güvenlik bitti çünkü..."
Çarşıya doğru yürüyoruz.
Duvar yazıları tehdit dolu:
"Amerikalılar cehennemin dibine! Amerikalıya yardım eden hain ve ajandır! Amerika, Allah'ın düşmanıdır. İşgalci Amerikalıları öldürme hakkına sahibiz."
Bazı binaların tepesinde yeni Irak bayrağı dalgalanıyor. Bunlar anlaşılan resmi binalar...
Şeriat isteyen parti
Kocaman bir tabela:
Irak İslam Partisi.
Kapıdan içeri dalıyoruz. Irak'taki Sünnilerin en büyük partisiymiş, öyle diyorlar. Masanın üstünde İngilizcesi Barış Evi olan Dar Al - Salam gazetesi. Partinin yayın organıymış. Birinci sayfadaki bir haberin başlığı:
"Bir ankete göre son zamanlarda Amerikalı askerlerin morali kötüye gidiyor."
Tersini düşünmek herhalde imkansız.
Partinin Felluce örgütünün başı, adını vermeden konuşmak istiyor. Siyasal konulara girmekte isteksiz davranıyor. 1960'ta kurulduklarını Saddam Hüseyin döneminde yasaklandıklarını belirttikten sonra ekliyor:
"Saddam döneminde yer altına girdik, sadece camilerde çalıştık."
Parti programını şöyle özetliyor:
"Biz İslam hukukunu talep ediyoruz. Şeriatın uygulanmasından yanayız."
'Sünni Üçgen'e karşı çıkıyor:
"Bu deyimden hoşlanmıyoruz. Bu bölücülüğü Amerikalılar özellikle yapıyor. Irak tek bir bütündür, bloktur. Direniş sadece burada değil, bütün Irak'ta yükseliyor. Amerika'nın yaptığı vaatlerin hepsi sahtedir. Bu arada Sünni Üçgeni deyince, bunun içinde Musul, Tikrit, Ramadi de var. Yani Anbar Bölgesi..."
Türk askerine yanıtı:
"Türkler, Müslüman kardeşlerimiz... Burada onları Amerikalılarla görmek istemeyiz."
İşgalden nefret ediyorlar
Yanımıza beyaz entarili, uzun boylu biri yaklaşıyor. Geçen gece Amerikalı askerler tarafından evinin basıldığını, kendisine, ailesine kötü muamele edildiğini, istersek bizi evine götürebileceğini söylüyor. Yerel parti başkanı, "Gitmeyin mahalle aralarına, tehlikeli olabilir" diye uyarınca vazgeçiyoruz.
Caddede kırtasiyeci dükkanı.
Muhammed Ahmet, 32, konuşkan:
"Felluce halkı, işgalden nefret ediyor. Amerikalılar bize terörist diyor. Biz terörist değiliz. Geçen pazar günü Amerikan helikopterinin düşürülmesine hepimiz sevindik. Televizyondan gördük, Allah'a şükür ettik. Biz büyük babalarımızdan İstanbul'u, Türkiye'yi biliyoruz. Stratejik yeri olan, İslam bakımından büyük ve önemli bir memleket... Ama Türk askeri gelmesin Amerikalıların yanına..."
Vali saldırıdan kurtuldu
Dün sabah iki saat geçirdikten sonra öğleye doğru Felluce'den ayrılıyoruz. On beş - yirmi kilometre yol almışken müthiş bir patlama!
İrkiliyoruz.
Sol yanımızda önce koskocaman bir toz bulutu yükseliyor. Ve bir anda şekil değiştirip, hani o atom bombasının yol açtığı dev bir mantara dönüşüyor.
Ahmet Dumanlı'nın şansı...
Parmağını deklanşörden çekmiyor.
Bağdat'a dönünce öğreniyoruz ki, Felluce yakınlarındaki Abu Ghraıb bölgesinde yerel bir valinin konvoyuna saldırı düzenlenmiş. Vali bu ikinci suikast girişiminden de kurtulmuş. Ancak konvoydaki iki kişi ölmüş.
Bağdat'ın girişinde trafik felaket. İki adet Humwee yaklaşıyor. Üstünde elleri tetikte Amerikalı askerler. Bir anda tedirgin oluyoruz. Çünkü Amerikalılarla birlikte hedef haline gelme korkusu...
Çevirmenimiz Quas gülüyor:
"Burada tedirgin olmanıza gerek yok. Karrada semti burası, Şiiler yaşar ve bugüne kadar ufak tefek olayların dışında Amerikalılara yönelik hiçbir saldırı yaşanmadı. Bakın şu duvardaki yazıya: Baasçıları yakalayın ve öldürün!"
Şiiler, Sünniler...
Irak gerçeği de bütün gerçekler gibi tek yüzlü değil; çok yüzlü ve biraz karmaşık...
Bağdat Günlüğü'nün ikinci sayfası böyle.
Üçüncü sayfa yarına...
GÜNCEL

Felluce, Amerika'ya direnişin simgesi...
Otopark mafyasına genelge de vız geldi
'Abdülhamit iptidai değildi'
Ahmet Kaya'ya mezar ev
Ceza az gelince arbede çıktı
Bilim adamına yargıdan darbe
Baltalar elimizde!
Trilyonlar çöpe
Hatıra Ormanı'na 600 fidan
Dışardan yazan da ilkelere uyacak
Serin Duruş
|
|






|