|


Mülkiye Mülkiyeliler
Yazı yazanın işi, yazı yazmaktır. Hiç konuşmasa, hiç insan içine çıkmasa daha iyidir aslında. Ama bazen sesin kendisi gerekir.
Çünkü yazmak, yazıdan önce başlayan bir şeydir. Çünkü anlatmak sözcüklerden önce başlamıştır. Harfler, sonradan icat edilen işaretlerdir; ses, yazıdan evveldir. Evvel zaman içinde'dir, bu yüzden en tanıdığımız, en bildiğimiz, en ılık bulduğumuzdur. Yazarların sesleri bu yüzden merak edilir. Meraklısı için baştan söyleyeyim; benim sesim kalındır. Yüzüme hiç uymaz. Ya da hep öyle sandım ben. Neyse...
Mülkiye sıraları
Sesin büyüsü ve gerekliliği sebebiyle son iki yıldır kimi üniversitelerde konuşmayı kabul ediyorum. Kalabalıklara söz söylemek hoşuma gidiyor, itiraf edeyim. Hikâye anlatıcılarının, o çok eski ve annesel geleneğin bir yerine tuhaf bir yerinden ekleniyorum sanki. İnsanlara sesimi veriyorum ve ondan sonra yazdıklarımı okuduklarında benim sesimi duyduklarını sanıyorum, böyle sanmak hoşuma gidiyor. Aslına bakarsanız, çoğu zaman söyleyecek bir şeylerim oluyor. O sıralarda düşündüğüm, yüksek sesle söylenmesi gerektiğine inandığım birkaç cümle... Dinleyenler ne düşünüyor tam olarak bilmiyorum. Büyük bir olasılıkla hayalkırıklığına uğruyorlardır, çünkü birinin hayali, gerçeğinden her zaman ve kesinlikle daha iyidir. Gerçek nasıl olursa olsun öyledir. Neyse...
İşte yine böyle fikirlerle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'ndeydim geçtiğimiz salı günü. Kafama takılan şeyleri anlatıyordum Mülkiye'de.
Tuhaf bir biçimde, Türkiye'nin televizyonda görünen görüntüler bakımından Arjantin'e benzemeye başladığını anlatıyordum. Şöyle düşünün, Türkçe bilmeseniz sizin için Arjantin ve Türkiye arasında televizyon görüntüleri açısından ne fark kalır? Banka önlerinde eylem yapan insanlar... Grev yapan doktorlar... Yolları kesen, yolları keserek eylem yapan insanlar... Bilhassa da onlar.
Yol kesme
Bir süredir yolları keserek eylem yapıyor insanlar, giderek daha sık. F Tipi cezaevlerini protesto etmek için tabutların içinde yollara yatıyorlar... Ankara Mamak'ta üstgeçit yapılsın, insanlar ölmesin diye yolları kesiyorlar... Bu yol kesmenin, bıçağın kemiğe dayanmasıyla, içgüdüsel bir şeyle ilgisi var sanki. Sanki bu, "Siz hızla bu yollardan geçenler! Siz arabalarınızın içinde bizleri görmeden ilerleyenler! Bizim üzerimizden hızla geçen hayat! Dur! Dur ve bize bak!"
Yolları kesmek, görünmeyenlerin kendilerini göstermek için son şansı galiba: Ya görecekler ya ezileceğiz!
Tıpkı Arjantin'de, Buenos Aires'te otoyollara kurulan barikatlar gibi...
Mülkiyelilere bunları ve başka şeyleri anlattım. Bir sendikacıyla bir öğrencinin birbirinden ne kadar farklı yaşam alışkanlıkları ve kültürleri olduğunu ama neden böyle olduğunu, olmasaydı daha iyi olurduyu, "işçi" deyince insanın aklına bilgasayar mühendislerinin ve borsada çalışan insanların da gelmesi gerektiğini... Sonra biraz hayattan bahsettim.
Ben sesimi verdim. Seslerini aldım. İyi geldi velhasıl. Teşekkür edeyim dedim.
ecetem@hotmail.com
|
|

|