10 Kasım 2003 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Ateşli masal

       
    Üşüyorlardı. Çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı üşüyorlardı.
    Dereler buz tutmuştu. Dağlar karlarla kaplıydı. Dondurucu bir rüzgar esiyordu.
    Üşüyorlardı.
    Elleri, kulakları, burunları morarmıştı. Dişleri birbirine çarpıyordu.
    Kundaktaki bebekler uyuyuveriyorlar ve bir daha uyanmıyorlardı. İhtiyarlar sendeleyerek yerlere düşüyorlardı:
    - Bırakın uyuyalım biz de, diyorlardı.
    Biri:
    - Ateş yakalım, dedi.
    İtiraz ettiler:
    - Odunu nereden bulacaksın, bulsan da tutuşmaz, hepsi ıslak. Yakacağımız ateş kime yetecek.
    Biri:
    - Böyle felce uğramış fareler gibi ölümü bekleyemeyiz, diyordu. Toplanın, odun taşıyalım, ateş yakalım.
    Bir başkası:
    - Ben gelirim, dedi.
    Bir başkası daha:
    - Ben de, dedi.
    - Haydi hep beraber, odun bulalım, yakalım ateşi...
    HHH
    Canlanır gibi oldular. Son bir enerjiyle sağa sola seyirttiler. Çocuklar, gençler, kızlar, erkekler karları eşeliyor, kökleri çıkartıyor, kırık ağaçları topluyor, odun taşıyorlardı.
    Gelen odunlar ortaya tepeleme yığılmaya başlamıştı...
    İçlerinden en ustası kavı çaktı. Kuru dalların en incesini tutuşturmaya başladı. Hep birlikte eğilmişler, üflüyorlardı. Küçük bir alev parladı. Bir ince dal daha koydular üstüne, bir ince dal daha... Alev azıcık büyüdü. Üflüyorlardı... Yavaş yavaş dil vermeye başladı alevler. Odunlar çıtırdıyordu. Alevler kollarıyla sarmaya başladı odunları... Herkesin yüzü birden gülmüştü. İhtiyarlar çömelmişler ellerini ısıtıyorlardı. Ateş adamakıllı canlanmaya başlamıştı. Bebekler kendilerine gelmişler, bağırıyorlardı...
    HHH
    Biri:
    - Söndürmeyelim bu ateşi, diyordu. Daha odun getirelim, daha odun...
    Artık boyuna odun toplanıyordu. Gidenler kucak kucak odunlarla geliyorlar, ateşe tepeleme yığıyorlardı.
    Aralarında ekipler ayırdılar. Durmadan nöbetleşe odun taşıyacaklardı.
    Ateşte hep birlikte ısınacaklardı. Donmayacaklardı, ölmeyeceklerdi.
    HHH
    Ama aralarında bir hain vardı. O içinden:
    - Hele gece olsun ben buradan azıcık ateş apartır bir tenhada keyfime bakarım, ne diye dağ tepe dolaşıp odun taşıyacakmışım, diyordu.
    Gece oldu. Herkes uykuya daldı. O, nöbet tutmaya gönüllü çıkmıştı:
    - Sizler uyuyun, sizin hatırınıza ben beklerim ateşi, hiç korkmayın, demişti.
    Ve herkes en derin uykusundayken, yanmamış kalın odunlarla, ateşi çalıp; bir bayırın kuytusuna kendisi için gizli bir ocak yapmıştı.
    HHH
    Sabahleyin ateşin çalınmış olduğunu kimse fark etmedi. Yine herkes odun toplamaya dağıldı. Gece ateşi çalan, göze görünmeden kendi ocağının başına tüymüş, yan gelmişti. Ötekiler boyuna uğraşıyor savaşıyor, odun topluyorlardı. O ise onlarla alay ediyordu:
    - Enayi gibi yoruluyorlar, diyordu.
    Bir aralık doğrulur gibi oldu, kafileden bir erkekle göz göze geldi. Adam soruyordu:
    - Ne yapıyorsun burada?
    - Hişt sesini çıkarma, dedi. Deli misin, gidip odun toplayacak... Gel beraber ısınalım burada.
    İkisi beraber, odun toplamadan ısınmaya başladılar. Kimse fark etmesin diye, arada bir ortalıkta görünüyor, ötekileri teşvik ediyorlardı.
    - Haydi, dayanın, toplayın, hepimiz böyle kurtulacağız.
    Ve geceleri yine ateşten büyükçe parçalar çalıyorlardı.
    HHH
    Birkaç gün sonra hainin yanındakilerin sayısı dörde, beşe çıkmıştı. Aralarında kıs kıs gülüyorlar, zekalarını övüyorlardı.
    Ötekiler boyuna odun taşıyor, didinip yoruluyorlardı. Ancak gizlice ateşi çalan başka hainler de çıkmaya başlamıştı. Ortadaki ateş küçülüyordu. Asıl odunları taşıyanlar ısınamaz olmuşlardı. Birkaç kişi meseleyi fark etti:
    - Aramızda hainler var, ateşimizi çalıyorlar, dediler.
    Bu söz herkesi uyaracağına, tam tersine onların da aklını çeldi. Her biri:
    - Dur ben de biraz ateş çalayım, diye düşünmeye başladı...
    HHH
    Sonunda bir gece yarısı ateşi çalmak isteyenlerin arasında bir kavga başladı:
    - Bırak onu ben alacağım.
    - Sen aldığın kadar aldın, o benim...
    Kimse artık odun taşımayı düşünmüyordu. Son ateşleri de çalma yarışına girmişlerdi. Ateş iyice ufalıyor bitiyordu. Ve onlar kavga ediyorlardı:
    - Bırak onu ben alacağım...
    - Kafanı kırarım, o benim...
    Ve ateş söndü. Odun taşımadan ısınmanın yolunu ararken, hepsi birden donup öldüler.
    Hainlik etmeyip, hep birlikte çalışsalardı; şimdi daha sıcak, daha sıcak, daha sıcak yaşayacaklardı.
    ——————
    Not: 39 yıl önce yazılmış bir yazı... "Geçip Giderken"den...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   
   
   





Taha AKYOL
'Atatürk'ler ve 'Kemalizm'ler

Çetin ALTAN
Ateşli masal

Fikret BİLA
Ağlamak değil anlamak lazım

Yasemin CONGAR
Ortadoğu'da demokrasi için

Can DÜNDAR
Kefen sıyrıldı ve...

Hasan PULUR
Osmanlı ordusundaki paşaların "bir tanesi"...

Derya SAZAK
VIP isyanı

Ece TEMELKURAN
Edebiyat dilsizdir!

Yaman TÖRÜNER
Çapak sileyim derken göz çıkarmak

Osman ULAGAY
'Irak'ta krallığı ihya edelim'

Güngör URAS
Bizim zenginlerimiz de 'fakir'