11 Kasım 2003 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   


Bağdat günlüğü - 9 / Hasan Cemal / Bağdat

   
Şiiler bölünmüş ama seçime güveniyorlar
   
Şiilerin kimi, Amerika'ya karşı derhal bayrak açılmasını istiyor. Kimi bu işi zamana bırakmaktan yana. Kimilerinin İslami düzeni, daha barışçıl ve demokrasiyi daha içine sindiren çizgiler taşıyor

       
    Ramazan ayının ikinci cuması, iftar vakti. Kanlı bir gün! Tikrit'te, Saddam'ın memleketinde bir Amerikan helikopteri düşürülmüş, 6 ölü... Musul'da 2 Amerikan askeri ölü... Akşam ezanı okunuyor. Birden üst üste iki büyük patlama ve bir süre devam eden silah takırtıları... İkisi de havan topuymuş. Ezan sesiyle bomba sesinin karıştığına ilk kez tanık oluyorum.
    Bomba ve silah sesi olmadan geçmiyor Bağdat geceleri. Ama revnaklı, kanlı bir olay değilse, uluslararası medya fazla yüz vermiyor bu çata patalara... Fakat bu durumun yarattığı gerilim insanların içine işlemiş durumda. Karanlık inerken, tedirginlik yükseliyor. İnsanlar belli etmek istemeseler de diken üstünde yaşıyorlar.
   
    Tarık Aziz'in evinde
    Onun için güvenlik önlemleri gitgide sıkılaşıyor. Geçen mayıs ayında elimi kolumu sallayarak gittiğim yerlere bu kez girmekte zorlanıyorum. Hafta içinde bir gün Şiilerin nabzını tutmak için birçok yere uğradım. Şimdiden Amerika'ya açıktan açığa kafa tutan Muktada El Sadr'ın genel merkezine girmek için özel mektup gerekiyordu.
    Irak'taki iki büyük Şii hareketinden biri olan ve El Hakim Abdülaziz'in liderliğini yaptığı Irak İslam Devrimi İçin Yüksek Konsey'in (SCIRI) karargahı Dicle Nehri kıyısında, Bağdat'ın zenginler semti Masbah'ta. Saddam'ın kurmaylarında eski Dışişleri Bakanı Tarık Aziz'in evine el koymuş ve dikenli tellerle beton blokların arkasına çekilmişler. Yaklaşmak bile kolay değil. İlk olarak, Irak'taki ikinci büyük Şii hareketi İslam'a Davet Partisi lideri Dr. İbrahim Al Ja'fari'yi yakalıyorum. Dr. Ja'fari aynı zamanda Irak Geçici Yönetim Konseyi'nde 9 kişiden oluşan Başkanlar Kurulu'nun da üyesi.
    Kerbela 1947 doğumlu. Musul'da tıp okumuş. İslama Davet Partisi'nin üyesi olarak uzun yıllar yeraltında siyasal faaliyetini sürdürmüş. Irak Geçici Yönetim Konseyi binasında kendisiyle sohbet ederken, "1991'de Saddam Hüseyin'i devirebilirdik" diyor.
    Soruyorum:
    "Amerika'nın ihaneti mi?.."
    Konuşmak istemiyor. Irak'ta özellikle İslama Davet Partisi'ni hedef alan ve Şii katliamlarına sahne olan iki dönemde de Amerika vardı. Saddam Hüseyin 1980'de İran'la savaşı başlatırken arkasına Amerika'nın desteğini almıştı. 1991'de ise Şiilerle Kürtlerin Saddam'a karşı isyanını Amerika önce desteklemiş, sonra geri çekilmişti. Kuzey'de Kürtleri korurken, Güney Irak'ta Saddam'ın Şiileri kovalamasına seyirci kalmıştı.
    Dr. El Ja'fari diyor ki:
    "Tarihi artık tarihe bırakalım. Gelecekten söz edelim. Amerika ne zaman mı gidecek? Bu sorunun yanıtı her şeyden önce bize bağlı..."
    Türk askerinin Irak'a gelmemesini olumlu bir gelişme olarak karşılıyor. Bunun ileride Türk - Irak ilişkilerini iyi etkileyeceği kanısında... Karşımdaki sandalyeye oturup konuşmasına başlarken, "Bismillahirrahmanirrahim" diyor. Irak'ın yakın geleceğiyle ilgili en dikenli konulardan biri olan konuda Şiilerin ortak bakış açısını tekrarlıyor:
    "Yeni anayasayı yapacak olan organ mutlaka seçimle oluşturulmalıdır."
    Bu konu çok çetrefil.
   
    Şiiler nüfusun çoğunluğu
    Bir yandan zaman bastırıyor, öbür yandan da başta güvenlik olmak üzere bazı bakımlardan önce nüfus sayımı, sonra seçim yapmanın güçlerinden söz ediliyor. Ancak Şiilerin de seçimden vazgeçmeleri imkansız gibi. Çünkü Irak'ın en yüksek ruhani otoritesi olan Ayetullah Sistani seçim konusunda geçen yaz bir fetva çıkarmış durumda.
    Şiilerin, anayasayı yapacak Kurucu Meclis için seçimde ısrar etmelerinin nedeni sır değil. Çünkü bu anayasasının yapılmasını ne Amerikalılara, ne de Sünnilerle Kürtlerin ağırlık taşıyacağı bir organa bırakmak niyetinde değiller. Ülke nüfusunun yüzde 60'ını oluşturdukları için seçim sandığından kendilerini daha çok temsil eden bir meclisin çıkacağını düşünüyorlar.
    İslama Davet Partisi'nin lideri Dr. Ja'fari, İran'daki gibi bir rejim mi sorusunu geçiştiriyor. Demokrasi istediklerini, Saddam zamanında demokrasi olmadığı için çok eziyet çektiklerini, ancak demokrasinin ve din - devlet ilişkilerinin ülkeden ülkeye değişebileceğini sözlerine ekliyor.
    Amerikalılara dönük saldırıları iki kaynağa bağlıyor: (1) Saddam'a bağlı güçler... (2) Ama asıl tehlike, dışarıdan gelen yabancılar... Çare nedir sorusunu da, "İç güvenlikte bize daha çok sorumluluk verilmesi ve polis sayısının artırılması... Sınır güvenliğinin sağlanması..." diye yanıtlıyor.
    Muktada El Sadr'ı soruyorum.
    Susma hakkını kullanıyor.
   
    'Suyu bulandırmayın'
    Şiiler kendi içlerinde bölünmüş durumda. Kimi, Amerika'ya karşı derhal bayrak açılmasını istiyor. Kimi bu işi zamana bırakmaktan yana. Kimilerinin İslami düzeni, daha barışçıl ve demokrasiyi daha içine sindiren çizgiler taşıyor. Yani demokrasiyi tümden reddetmiyorlar.
    Demokrasiyi benimseyen, Yönetim Konseyi üyesi olan Ahmet Çelebi, Iyad Alawi gibi laik Şiiler de var. Ama bugün için çok fazla varlık gösterebildiklerini söylemek güç.
    Demokrasiye hayır demeyenlerin bir bölümü, hemen bayrak açmaktan yana olanlara, "Dur kardeşim!" diye sesleniyorlar, "Acelen ne? Geçen yüzyılın başından beri bekliyoruz Şiiler olarak. 1920'de İngilizlere ayaklandık, ezildik. 1991'de Saddam'a ayaklandık, ezildik. Biraz daha sabret! Seçim sandığı meydanlara konunca, biz zaten çoğunluğu oluşturuyoruz Irak'ta, sandıktan biz çıkacağız. Şimdi suyu bulandırma!"
   
       
'Şiddete bugün için inanmıyoruz'
    Bugün barışçı yöntemlerden yana olan Şiiler yarın değişebilirler mi? Bu konuda ilginç bir izlenim edindim. Kısa adı SCIRI olan Irak İçin İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nin Bağdat'taki merkezlerinden birinde sohbet ediyorduk. Partinin Adalet adındaki yayın organının Genel Yayın Yönetmeni Sayed Ghalip Al Musavi bir ara şöyle dedi:
    "Şiddete inanmıyoruz."
    Yanında sessizce dinleyen, parti komiseri edalı ve sakallı kişi hemen ekledi, sanki düzeltme yaptı:
    "Şiddete bugün için inanmıyoruz."
    Yani Amerikalılar işi uzatmaya kalkarlarsa, şiddeti de gündeme alabiliriz demeye getiriyordu. Anımsamakta yarar var. SCIRI'nin silahlı kolu olan Bedr Tugayları halen silahlarını koruyorlar. Bu açıdan Amerikalılar bugüne kadar herhangi bir girişimde bulunmuş değiller.
    Şiilerin arasında kimileri de var ki, demokrasi onlara göre bir küfür düzeni. Bunlar, dinle siyaseti birbirinden ayırmıyorlar. Daha yirmili yaşlarındaki, gözleri çakmak çakmak öfke saçan Mukdata El Sadr en sert Şiilerden biri. Aynı adı taşıyan dedesi, bugün Bağdat'ın ismi Sadr City olan iki milyonluk yoksul bölgesindeki bir camide, bir cuma çıkışı Saddam Hüseyin tarafından 1990'larda öldürtülmüştü.
    Şimdi torun Muktada El Sadr da kendi isminin etrafında alternatif bir Şii hareketi yaratmak için uğraşıyor. Ayetullah Ali Sistani'ye meydan okuyor. Şiddeti savunuyor, Amerika ve İsrail'le Saddam Hüseyin'i özdeş kılıyor.
    Mukdata El Sadr el bombası gibi!
    Irak'ı kaosa itmek ve Amerika'yı batağa saplamak isteyenlerin, kullanmak isteyenlerin, anlaşılan o ki, ağızlarının suyunu akıtıyor. Çünkü bu bombanın patlaması demek, bir yandan Şiilerin kendi içinde, öte yandan Şiilerle Sünni Araplar arasında kanlı bir çatışmanın ateşlenmesi demek.
    Kim, hangi güç ister bunu?
    Sorduğunuzda yanıtlar malum:
    El Kaide... Suudi Arabistan canibinden Vahhabiler... Elbette Suriye'yle İran... Amerikan işgal yönetimiyle Geçici Yönetim Konseyi'nin bugün en büyük çabası bu tuzağa düşmekten sakınmak. Bu yüzden Muktada El Sadr'ın üstüne gitmemek için kendilerini baştan beri frenliyorlar.
    Sadr City!
    Daha çok Mukdata El Sadr'ın kalesi sayılıyor. Geçen mayıs ayında çöplük gibiydi. Ali Babalar'ın pazarı vardı, çalıntı mal satan. Şimdi bunların hiçbiri yok. Toparlanmış, temizlenmiş... Bir manavda ayaküstü sohbetlerken biri diyor ki:
    "Saddam gitti, her şey daha iyi. Ama Saddam Amerikalıların ajanıydı. Onun sayesinde Amerika şimdi Irak'ı işgal etmiş durumda..."
    Köşe başında büyük bir yıkıntı. Bir hafta önce bombalanmış olan bir karakol. Yeni Irak polisinden 11 kişi ölmüş. Kimler yaptı sorusuna, 29 yaşındaki Ahmet Casim'den yanıt, Amerikalılar diye geliyor.
    Fatima Nadin, kara çarşaflı, 50 yaşında. Ağlar gibi konuşuyor:
    "Oğlumu Saddam aldı götürdü yıllar önce. İslama Davet Partisi'nin üyesiydi. 13 yıldır oğlumdan bir daha haber duymadım. Kocam öldü, zaten işsizdi o da..."
   
   
   

GÜNCEL


Bağdat günlüğü - 9 / Hasan Cemal / Bağdat
İstanbul taş gibi!
Mülteci olarak gitti milletvekili oldu...
Kalbi bu kez kırılmadı
Dev dalgalar Bodrum'u vurdu!..
Makineye oynattı, 1.8 trilyon kazandı
Kısa kısa..
Serin Duruş





Melih AŞIK
Mahcubuz Atatürk
Can DÜNDAR
Dayak yiyen 10 milyon kadın?


 2002 yılında neler oldu?
 2001 yılında Türkiye'de olan önemli olaylar
 Adım Adım Susurluk