15 Kasım 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Matrakolojik siyasal bir lunapark...

       
    Bazen aklıma tarihsel boyutlu, hiç denenmemiş garip müzeler kurmak gelir; örneğin "Siyasal İdamlar ve Cinayetler Müzesi" gibi...
    Örneğin Osmanlı'nın kuruluş mayasını oluşturan Söğüt ve Domaniç yörelerindeki Kayı aşireti...
    Aşiretin başındaki Ertuğrul Bey, 1281, yahut 1288 yılında ölünce; aşiret içinde iktidar kavgası çıktı. Ertuğrul Bey'in oğlu Osman Bey'le Ertuğrul Bey'in kardeşi Dündar Bey birbirine girdiler.
    Ve Osman Bey, amcası Dündar Bey'i öldürdü.
    Müzede, zamanın giysileriyle canlandırılmış, mumyadan mankenlerle ilk siyasal cinayetin somut tablosu...
    İkinci tablo; I. Murat'ın, kardeşleri Halil ve İbrahim'i öldürüşüyle, oğlu Savcı Bey'i idamı vs...
    Böyle bir müze, çarpıcı bir müze olmaz mıydı?
    ***
    Örneğin bir de, matrakolojik siyasal bir lunapark yapılsa...
    II. Abdülhamit döneminde ilk Anayasa ve ilk parlamento...
    Atlıkarıncaya binmiş bir siyasetçi, diyelim Mehmet Rüşti Paşa; projektörlerle birden aydınlanıyor ve rakibi bir siyasetçiyi çürütmek için nutuklar söyleyerek dönüyor:
    - Mithat Paşa, çok muhterem bir zat; yalnız Ramazan'da bıyığında bir pirinç tanesi gördüm...
    ***
    Atlıkarıncada, bir başka siyasetçi, diyelim Niyazi Bey aydınlanıyor:
    - Adalet, müsavat, uhuvvet (kardeşlik) ve hürriyet Memalik - i Osmani'nin şiarı olacaktır, diye söyleyerek dönüyor nutuklarını...
    ***
    Lunaparkın atlıkarıncasında, projektörlerle aydınlandıkça, nutuk söylemeye başlayan siyasal şahsiyetler:
    Örneğin Menderes:
    - Siz isterseniz, hilafeti de getirirsiniz, diyor...
    ***
    Belli olmaz, bu tür siyasal tarihle ilgili müze ve fanteziler; ola ki genç kuşakların, beylik kalıpları aşan bilimsel bir merakla eğilmelerine neden olabilir ülke sorunlarına...
    ***
    Beylik kalıpları aşan bilimsel bir merak nedir?
    Örneğin Gazi - Lenin arasında gerçekleştirilen 1921 Moskova Dostluk Antlaşması'nın dökümü...
    Ve bu antlaşmanın; 1945 Potsdam Antlaşmaları'yla ilgili ABD Başkanı Truman'ın anılarında, Türkiye'ye ait bölümlerle karşılaştırılması...
    1947 Paris Konferansı'nda, Ege'deki 12 adanın hangi gerekçelerle İtalya'nın egemenliğinden alınıp, Yunanistan'ın egemenliğine verildiği...
    Ve böylesi bir kararın bizim yerli basına ne kadar yansıdığı...
    ***
    Kendi siyasal tarihimizle ilgili beyinsel bir merak, geçen yüzyılda şayet uyanmış olsaydı...
    Hazine'ye ait arazilerin kimler tarafından ve kimler aracılığıyla yağmalandığı ortaya konsaydı...
    Devlet bankalarından alınıp da, geri dönmemiş kredilerin toplamıyla, dökümü de konsaydı ortaya...
    Son 70 yılda Hazine'den geçinmeli kaç yüz bin kişiye, kaç milyar dolarlık harcırah ödendiğiyle; son 70 yılda kaç milyar dolarlık silah alındığı ve bunların ortalama olarak miadının ne kadar zamanda dolduğu da ortaya konsaydı...
    Ve Türkiye'nin ekonomik tablosu, kıyaslanabilseydi çağdaş ülkelerin ekonomik tablosuyla...
    Böylesine bilimsel bir saydamlaşma karşısında, "Kışla" parfümlü siyasetle, "Cami" parfümlü siyaset pingpongları çoktan aşılmış olmaz mıydı?
    ***
    Türkiye'de ortaya çıkan muhalefet partileri, hiçbir zaman; Hazine'den geçinenlerin üst tabakasıyla iktidara, saltanatlı bir yaşam sunan oligarşik yapıyı değiştirmek istemediler. Sadece oligarşik yapının içindeki siyasetçileri değiştirip, kendileri geçmek istediler onların yerlerine...
    Tıpkı padişahlık dönemindeki sadrazam kavgaları gibi...
    ***
    Şayet oligarşik yapıyı değiştirmeye dönük, gerçek bir muhalefet akımı güçlenebilseydi; "yaşam kalitesi" açısından Türkiye, Yunanistan'ın 70 basamak altına mı düşer; Güney Kıbrıs Rum Devleti'nde, adam başına düşen ulusal gelir 16 bin dolarken; KKTC'de, aynı birim 3 bin dolar mı olurdu? O da her yıl Türkiye'den giden 400 milyon dolarlık yardım sayesinde.
    ***
    Londra'da yapılan anketlere göre; Türkiye de, sonunda 2014, yahut 2020, yahut 2025 yıllarında AB üyesi olacak.
    Bizim kuşaktan arta kalanlar görmese bile; Türkiye'de yaşayanların da, özellikle ekonomik açıdan, çağlarıyla bütünleşeceğine inanarak geçiyoruz dünyadan...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Kıbrıs'ta çözüm zamanı

Çetin ALTAN
Matrakolojik siyasal bir lunapark...

Melih AŞIK
1 liranız var mı?

Fikret BİLA
Denktaş'ın formülü

Güneri CIVAOĞLU
Öteki İncil

Can DÜNDAR
Canlı bomba

Abbas GÜÇLÜ
TÜBİTAK başkanı kim olmalı?

Sami KOHEN
20 yıl sonra...

Mehmet Y. YILMAZ
Suçlu aynada!

Meliha OKUR
'Muhtarın oğlu'

Hasan PULUR
Kadınlar, bir bakan ve tanınmamış bir gazeteci...

Derya SAZAK
Dokunmak

Meral TAMER
Tek bir kişinin zenginleşmesi, 500 yoksul yaratır

Tamer HEPER
Yetkiden önce eğitim

Güngör URAS
Moda dünyasının "birinci lig"inde rekabet kızıştı

M. Ali BİRAND
Loizidu davasında gereksiz bir gol yedik