|


20 yıl sonra...
BUNDAN tam 20 yıl önce, 15 Kasım 1983'te geceyi sabaha bağlayan günün erken saatlerinde, Kıbrıs Türk Meclisi, Rauf Denktaş'ın sunduğu "Bağımsızlık Bildirisi"ni ayakta dakikalarca alkışlayarak onaylıyordu.
Böylece Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin (KTFD) 7 yıllık ömrü sona eriyor, onun yerine bugün 20'nci yıldönümü kutlanacak olan - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruluyordu.
Meclis'in gece yarısı olağanüstü toplantıya çağrılması ve bağımsızlık ilanı kararının - oybirliği ile - alınması, büyük sürpriz olmuştu. Rum tarafı şok içindeydi. ABD ve BM şaşırmıştı. Hatta Ankara'da (6 Kasım seçimlerinin ardından) iktidarı devralmaya hazırlanan Turgut Özal için dahi bu, beklenmedik bir gelişme idi.
* * *
O sırada olayı yerinde izleyen bir gazeteci olarak biz, KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla Denktaş ile ilk söyleşiyi yapıyor ve "bu şaşırtıcı zamanlama" hakkındaki görüşünü soruyorduk. Yanıtı şöyle idi: "Kararın alınmasındaki zamanlamada Türkiye'deki siyasi durum özellikle dikkate alındı. Yeni Özal hükümetinin güç duruma düşmemesi için, karar iktidar değişikliğinden önce alındı"...
Denktaş'ın bağımsızlığı ilan etmeyi - ve KKTC'yi kurmayı - neden düşündüğünü anlamak için, o dönemde olup bitenleri anımsamak gerek.
Haziran 1983'te BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar'ın sunduğu bir çözüm planı Kıbrıs Rum lideri Spiros Kipriyanu tarafından reddedilmiş, görüşmeler kesilmişti. Türk kesiminde bağımsızlık ilanı konusunda çalışmalar başlamıştı. Ancak kimse Denktaş'ın tek taraflı olarak böyle bir karar ilan edebileceğine inanmıyordu...
O sırada Türkiye'deki seçimleri kazanan Turgut Özal'ın mutlaka çözüm istediği de biliniyordu. Açıkçası Denktaş da bu konuda tedirgindi. Onun fikrince KKTC'yi ilan etmenin zamanı gelmişti. Bu konuyu ancak kendisine çok yakın olan bazı yetkililerle konuşuyor, niyetinin önceden sızması halinde bunun baskılarla engelleneceğinden korkuyordu. Bu nedenle kararı almak üzere Meclis'i olağanüstü toplantıya çağırması da, son dakikada (yani gece geç saatlerde) oldu. Denktaş'ın eşi, ertesi gün bu satırların yazarına "Rauf bana bile bunu önceden söylemedi" şeklinde konuşacaktı!..
* * *
KKTC'nin ilanı gerçekten bütün dünyayı şaşırttı. Protestolar, kınama kararları birbirini izledi. KKTC aleyhinde yaptırımlar hazırlanırken, Ankara da yoğun baskılar altında kaldı.
Perez de Cuellar çözüm arayışlarını sürdürmeye çalışıyor, ama Rum tarafı "yasadışı" saydığı KKTC ile temas kurmaya karşı çıkıyordu. Nihayet Genel Sekreter Ocak 1984'te "dolaylı" (proximity) görüşmeleri, kendi sunduğu bir plan üzerinde başlatmayı başardı. Buna göre, adada "iki kesimli, iki toplumlu bir federal sistem" kurulacak, Maraş ve Lefkoşa Havaalanı geçici olarak BM yönetimine devredilecek, cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk olacak, Türk kesimi toprakların yüzde 29'unu koruyacaktı...
Türk tarafı (ve şahsen Denktaş) buna razı oldu, ama Rumlar karşı çıkınca bu plan da (daha birçoğu gibi) suya düştü...
* * *
BUGÜN geriye bakınca, KTTC'nin ilanı ile bazı önemli kazanımların sağlandığını görüyoruz. Kıbrıs Türkleri 1974 Harekatı'ndan sonra kontrol altına alınan topraklarda güven içinde yaşıyorlar. Devlet kurumlaşmıştır. Bu bakımdan bağımsız bir ülkeden farkı yok...
Buna karşılık, KKTC Ankara dışında hiç kimse tarafından (hatta Türkiye'ye en yakın ülkelerce) tanınmıyor. Bu yüzden siyasal ve ekonomik bir yalnızlığa itilmiş bulunuyor. Eşitlik ve egemenlik ile ilgili argüman da uluslararası camiada kabul görmüyor...
KKTC'nin ilanından sonra, daha önce yıllarca savunulan "federal" yerine "konfederal" çözüm şekli, esas alındı.
Annan planına karşı çıkan Denktaş yönetiminin çizgisi de bu yönde olmaya devam ediyor.
Bugün KKTC'nin 20'nci yıldönümünde, Kıbrıs sorununda nereden nereye gelinmiş olduğunu anımsamakta yarar var...
skohen@milliyet.com.tr
|
|

|