18 Kasım 2003 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Irak yorumları (1)
   
Amerika için kritik nokta!

       
    Irak'ta iki hafta boyunca çok kişiye Saddam Hüseyin'i sordum. Şii'ye, Sünni'ye, Kürt'e, Türkmen'e, Hıristiyan Arap'a, lider konumundaki siyasetçilere, üniversite öğrencisine, öğretim üyesine, işadamına, tüccara, çarşı esnafına, sokaktaki adama... Saddam'lı yıllara ilişkin duygu ve düşünceleri neydi, öğrenmek istedim.
    Benim gezdiğim ve Baasçı direnişin daha çok yuvalandığı Felluce, Tikrit kentleriyle Bağdat'ın Adhamiya semti dışında geçmişi özleyene rastlamadım. Saddam'ı sevenler istisnaydı.
    Niçin öyleydi?
    Çünkü Saddam dönemi savaş demekti Irak insanı için; katliam, sürgün ve yaşamı daha da çekilmez hale getiren Birleşmiş Milletler'in ekonomik ambargosu demekti.
    Dile kolay:
    Yirmi yılda üç savaş!
    Saddam'ın İran'a saldırarak başlattığı Birinci Körfez Savaşı'nda 1 milyon kişi öldü. Sonra Kuveyt işgali ve İkinci Körfez Savaşı... Kimyasal ve biyolojik silahlarla insanlığa karşı işlenen suçlar... Şii, Kürt ve Kürtmen katliamları, kitle mezarları...
    Yıllar böyle geçti Saddam'la.
    Kişi başına milli gelir 1970'lerin sonlarında 3600 küsur dolardı Irak'ta. Yani bugün bizim zar zor geldiğimiz düzey. Çeyrek yüzyılın sonundaysa şimdilerde 600 dolara indi. Yaşamın kalitesi her geçen yıl kötüleşti. Birleşmiş Milletler insani gelişmişlik çizelgesinde Irak yirmi yılda 50 basamak birden aşağı yuvarlandı.
    Kısacası:
    Saddam'lı yılların Irak insanı için öncelikli anlamı yoksullaşmaydı, dibe vurmaydı ve acı çekmekti. Bağdatlı bir meslektaşımın deyişiyle, "Saddam'la birlikte Irak insanı, küçük bir azınlığın dışında, derin bir çukura yuvarlandı."
    Bu yüzden, Irak'ta azınlığı oluşturan ayrıcalıklı Sünniler, Sünni aşiretler dışında Saddam artık mazidir. Bağdat'ı iyi bilen bir işadamı şöyle dedi:
    "Saddam'ın fotoğrafı evlerin duvarlarından bile indirildi."
    Saddam'ı seven artık yok.
    Peki ya Amerika'yı?
    Seven var mıydı?
    Kürtlerin ve tek tük istisnaların dışında Amerika'yı sevene de rastlamadım iki hafta boyunca. Saddam rejimini devirenlere karşı herhangi bir sempati besleyen yoktu.
    Şaşırtıcı da değildi.
    Nedenini Iraklı bir meslektaşım şu üç sözcükle ifade etti:
    "İşgalciyi kimse sevmez!"
    Bu üstelik öyle bir işgalci ki, kendisinin de hiç sevmediği diktayı devirmiş... Iraklı bunu da içine sindiremiyor. Ya da Saddam'ın bir dış güç tarafından devrilmesini kendine yediremiyor. Buna da için için tepki duyduğundan, 'işgalci'ye daha çok öfkeleniyor, olumsuz duygular besliyor.
    Bu nedenlerle Amerikalılara hedef alan saldırıların genel olarak sempatiyle karşılandığına birçok yerde tanık oldum.
    Aynı zamanda sordum:
    Amerika hemen çekip gitsin mi?
    Evet işgalci sevilmiyordu, uğradığı saldırılar sempatiyle karşılanıyordu ama "Derhal gitsin!" diyene de - demin belirttiğim gibi Baasçı direnişin yuvalandığı bölgeler dışında - çok az rastladım. Amerika'nın bu aşamada Irak'ı bırakıp gitmesi de istenmiyordu.
    Bunun özeti tek bir cümleydi:
    "Amerika'nın bu aşamada sahneden çekilmesi, daha büyük bir istikrarsızlık ve kaos demekti."
    Üniversiteden sokaktaki adama, çarşı esnafından Şii, Sünni ve Kürt liderlere kadar yaygın bir çevrede kiminle görüştüysem, eski deyişle kanun ve nizam hakimiyeti kurulmadan, ülke yönetimi, savunması, istihbaratı, güvenliği Iraklılaştırılmadan Amerika'nın gitmesine razıyız diyenler azınlıktı.
    Amerika'nın gitmeye niyeti var mıydı? Gidecekse, nasıl gidecekti?
    Bu ayrı bir yazı konusu...
    Amerika'nın belli bir düzen ve istikrar sağlanıncaya kadar Irak'ta kalmasından yana olan bakış açısı, yakın gelecek açısından Amerika'ya ve yeni Irak'ı kurmak isteyen Iraklı güçlere bir fırsat kapısı aralıyor.
    Bu fırsat kapısından içeri girebilmek için de iki şey gerekli:
    (1) Saldırıların kontrol altına alınarak, direnişin fazla bir başarı şansı olmadığını gösterebilmek... (2) Aş ve iş açısından durumun gitgide düzeleceğine dair umut aşılamak...
    Kolay değil.
    Ama eğer geleceğe ilişkin umutlar daha beter sönmeye yüz tutar, halktaki hayal kırıklıkları büyürse, çekirdeğini Saddamcıların, Baasçıların ve dışarıdan gelen El Kaideci radikal İslamcıların oluşturduğu direniş giderek daha büyük bir kitle tabanına, toplumsal desteğe de yol açabilir.
    Bu ihtimal var.
    Şimdilerde Amerika bu bakımdan kritik bir noktada...
    Yeni bir Vietnam mı?
    Sanmıyorum.
    Irak'ın yapısıyla, içinde yaşadığımız 11 Eylül Dünyası'na bakınca, Irak'tan Vietnam yaratmanın pek kolay olmadığı görülüyor. Fakat bunun da bir 'ama'sı var. Amerika'nın özellikle Saddam rejiminin devrilmesinden sonra yaptığı yanlışlara bakınca bu 'ama'nın da üstünde durmak şart...
    Irak yorumları yarın devam edecek.
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   





Taha AKYOL
Amerika, İslam, terör

Melih AŞIK
Evveliyatı da var...

Hasan CEMAL
Amerika için kritik nokta!

Güneri CIVAOĞLU
Kan kökleri

Can DÜNDAR
'Önce seni vurayım, sonra kendimi!..'

Abbas GÜÇLÜ
Öğretmenler atama bekliyor

Hurşit GÜNEŞ
Sinagoga bomba ve piyasalar

Sami KOHEN
Saldırının dış etkisi...

Mehmet Y. YILMAZ
Hedef Türkiye!

Derya SAZAK
Ecevit'e darbenin kitabı

Meral TAMER
Kırsal alanda sosyal destek projesi

Güngör URAS
Yüksek faiz ücreti küçültüyor kazancı yok ediyor

Serpil YILMAZ
Alaton: Acıdan iyi bir sonuç çıktı

M. Ali BİRAND
Türkiye de kendi 11 Eylül'ünü yaşadı