18 Kasım 2003 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
'Önce seni vurayım, sonra kendimi!..'

       
CNN Türk'teki Yüzyılın Aşkları belgeselinde bu akşam Fatoş Güney 'Çirkin Kral'la yaşadığı 14 yıllık 'sıra dışı' aşkını anlatıyor

       
    Yılmaz Güney öleli neredeyse 20 yıl oldu.
    Adını ondan alan çocuklar büyüdü, Yılmaz Erdoğan gibi yetenekli olanlar üne kavuştu. Ancak hâlâ sokaklarda afişleri satılıyor; sinemalarda filmleri gösteriliyor, televizyonda yayımlanan filmleri seyirci rekorları kırıyor.
    "Çirkin Kral" efsanesi sürüyor.
   
    Komünist- burjuva
    CNN Türk'te geçen ay başlayan "Yüzyılın Aşkları" belgesel dizisinin bu gece yayımlanacak bölümünde "Fatoş - Yılmaz Güney" aşkı gelecek ekranlara...
    Son zamanlarda pek sık ve yerli yersiz kullanılan bir tabirle söylemek gerekirse "sıra dışı" bir aşk bu...
    16 yaşında, İtalyan Rahibeler Mektebi'nde ortaokulda okuyan, piyano, bale dersleriyle büyütülen bir burjuva kızı...
    Adana'da ırgatlıkla başlayan yaşam serüveninde sinemaya bulaşıp perdelerin kralı olmuş 32 yaşında bir sosyalist...
    Ve onların daha ikinci görüşmelerinde evlenme kararı almalarıyla başlayan 14 yıllık fırtınalı ilişkileri...
    Sadece 4 yılı hapishanesiz yüz yüze görüşülerek yaşanabilmiş 14 inanılmaz yıl...
   
    "Irgatlık yapalım"
    Fatoş Güney, bir ortaokul öğrencisiyken hayatına girip, öldükten sonra da tüm hayatına damgasını vuran Çirkin Kral'la ilişkilerini anlatırken pek çok ilginç ayrıntı verdi:
    Nasıl ilk görüşmede kendisine evlenme teklif ettiğini, nasıl "komünist" diye onu istemeyen ailesinden kaçıp ona gittiğini, nasıl "Seyithan" filminde gördüğü gibi davullu zurnalı köy düğünü istediğini, nasıl düğün gecesi uyuyup kaldığını, o günden sonra Anadolu'yla, Çukurova'yla nasıl tanıştığını, nasıl eşine "Böyle devrimcilik olmaz. Bu lüks hayatı bırakalım, Çukurova'da ırgatlık yapalım" dediğini, Mahir Çayan'ları evlerinde nasıl gizlediklerini, nasıl yıllar yılı yastıklarının altında bir silahla uyuduklarını, "Bundan kurtulmalısın" dediği kocasının nasıl kendisini "Umutsuzlar" filmiyle yanıtladığını, ancak o silahın Yumurtalık'ta nasıl bir cinayete sebebiyet verdiğini bütün içtenliğiyle anlattı.
   
    Fatoş'un çilesi
    Ancak bence en ilginç olanı, Paris'teki yaşamlarına dair anlattıklarıydı.
    Yılmaz Güney, yıllar süren mahpusluğun ardından hızla film çalışmalarına koyulmuş ve Yol'un montajına girişmişti. Ancak hapishanede ihmal edilen sağlık sorunları kramp olup yerleşmişti midesine...
    Kanser, bedenini içten içe kemirirken o gece gündüz montajdaydı.
    Fatoş ise, bütün ailesini ve mazisini bırakıp geldiği bu sürgün hayatında küçük bir çocuk ve gözü sinemadan başka bir şey görmeyen, acıların hırçınlaştırdığı bir eşle yapayalnızdı. Yılmaz Güney'i anlatan kitaplar, eşinin yaşadıklarını es geçmişti.
    Oysa o, bütün çilelerin ortağıydı:
   
    Ölüm teklifi
    "Bir ara Yılmaz'ı terk edip Türkiye'ye dönmeyi düşündüm. Bunu ona söyleyince hiç beklemediğim bir tepkiyle karşılaştım. Önce beni öldüreceğini, sonra da kendini vuracağını söyledi bana... Zor bir andı. Bir odanın içindeydik. Ve kimse yoktu. Son derece kararlı olduğunu gördüm. Sakin olmaya çalıştım. Yandaki odada çocuklar ders çalışıyorlardı. Ona 'Tamam' dedim, 'ölelim... ölmek önemli değil ama çocuklar içeri girip bizi öyle gördükleri zaman ne hissedecekler? Ömürleri boyunca bunu yaşamayacaklar mı?'" Bunun üzerine vazgeçti. Birbirimize sarılıp ağladık ve hiçbir şey olmamış gibi odadan çıkıp yemeğe gittik."
   
    5 parasız gala
    Güney cezaevindeyken Şerif Gören tarafından çekilen ve bu koşullarda montajlanan Yol, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'yi ve Eleştirmenler Birliği Büyük Ödülü'nü aldı. Ama ödülle tören salonundan çıktıklarında taksiye verecek para yoktu ceplerinde...
    Adanalı bir ırgatın Kürt oğlu Yılmaz Güney, geride bir sinema dehasının imzası ve filmlerinden başka servet bırakmadan gitti.
    Bir zamanlar "burjuva kızıyla" evlendi diye onu eleştiren arkadaşları çoktan savrulup gittiler. O "burjuva kızı" ise, eşinin adına kurduğu vakıfta Yılmaz Güney'i inatla yaşatıyor.
   
   
Yılmaz Erdoğan seslendirdi
    Can Dündar imzalı "Yüzyılın Aşkları" belgeseli, her Salı 22.10'da CNN Türk'te yayımlanıyor. Bu akşam yayımlanacak "Fatoş - Yılmaz Güney" bölümünü Barış Duran hazırladı. Müziklerini Fahir Atakoğlu, araştırmasını Tülin Ceylan, montajını Ayhan Demir yaptı. Yılmaz Güney'in mektuplarını ise adını ondan alan Yılmaz Erdoğan seslendirdi.
   
    can.dundar@e-kolay.net
   
   





Taha AKYOL
Amerika, İslam, terör

Melih AŞIK
Evveliyatı da var...

Hasan CEMAL
Amerika için kritik nokta!

Güneri CIVAOĞLU
Kan kökleri

Can DÜNDAR
'Önce seni vurayım, sonra kendimi!..'

Abbas GÜÇLÜ
Öğretmenler atama bekliyor

Hurşit GÜNEŞ
Sinagoga bomba ve piyasalar

Sami KOHEN
Saldırının dış etkisi...

Mehmet Y. YILMAZ
Hedef Türkiye!

Derya SAZAK
Ecevit'e darbenin kitabı

Meral TAMER
Kırsal alanda sosyal destek projesi

Güngör URAS
Yüksek faiz ücreti küçültüyor kazancı yok ediyor

Serpil YILMAZ
Alaton: Acıdan iyi bir sonuç çıktı

M. Ali BİRAND
Türkiye de kendi 11 Eylül'ünü yaşadı