|
|


"Kanser hastaları 2. şubede sicillidir"
Lenf kanseriyle savaşının öyküsünü "Bir Türk Filmi Olarak Kanser" adlı kitapta anlatan Dr. Ahmet Erözenci: "Tamamen tedavi olmuş biri gelip 'Kaşım seyirdi' dese bile kanser olasılığına bakarım. Ne de olsa geçmişinde kalleş bir hastalık var"
AYŞEGÜL AYDOĞAN
Üroloji profesörü Dr. Ahmet Erözenci, 30 yaşında yakalandığı kanserle 17 yıldır hem hasta hem hasta yakını hem de doktor olarak iç içe yaşıyor.
Erözenci hep hastalarına koyduğu tanıyla, yani lenf kanseriyle, uzman olmasına 10 gün kala tanıştı.
Ekonomi profesörü ağabeyini 2 yıl önce kanserden kaybeden Erözenci, hastalığını yendikten sonra yurtdışına giderek kanser üzerine çalışmalar yaptı. Yıllar sonra iyileşmede çok büyük etkisini gördüğü hasta-doktor iletişimini "Bir Türk Filmi Olarak Kanser" kitabında anlattı. Kitabı da kaybettiği ağabeyi Cem Alpar'a ithaf etti.
Erözenci kitabında "Kanser olmak ve sonra meslek yaşamımın çoğunu kanser tanısı konmuş hastalara vermek benim için çok öğretici oldu" diyor.
Kanser olduğunuzu öğrendiğinizde nasıl tepki verdiniz?
Ameliyatlar ve nöbetlerle çok tempolu geçen asistanlığımın son yılında lenf kanseri olduğumu öğrendim. Çok kilo kaybetmiştim ve bunu iş yoğunluğuna, strese bağlamıştım. Bu nedenle biraz da geç fark ettim. İlk başta kendime pek konduramadım tabii. Evleneli daha bir yıl olmuştu. Bir gelecek çiziyordum kendime.
Ağladınız mı?
Çok üzülmüştüm ama ağlamadım. Başlangıçta durumum için ümitsiz diyorlardı. Ama şanslıydım. Eşim ve ailem yanımdaydı. Zaman büyük bir ilaç. Bir müddet sonra yaşadıklarınızı keyifle gülerek anlatabiliyorsunuz. Olayın ayırdında, uyanık olarak yaşarsanız süreç daha rahat geçiyor.
Doktor olmanın avantajını hiç gördünüz mü?
Avantajım da dezavantajım da doktor olmaktı. Ne olacağını da ilaçların yan etkilerini de biliyordum. Çok garip bir durum doktorun hasta olması.
Bankonun öbür tarafına geçmek nasıl bir duygu?
O bankonun arkasında nasıl bir yaşam olduğunu gördüm. Kanserden sonra hastalarıma geleceklerini daha iyi sunabildiğimi düşünüyorum. Kanserin felsefi bir hastalık olduğuna ve felsefi boyutunu görebildiğime inanıyorum. Hastalarıma da o felsefi boyutu göstermek istedim. Hastanın kanseri yaşamını inanılmaz bir olumsuzluğa dönüştürmeden yaşamasına yardımcı olabildiğimi düşünüyorum. Olayın iletişimini ve konuşmanın, açıklayıcı olmanın ne kadar önemli olduğunu biliyorum.
Hastalığınızdan sonra neler değişti?
Çok küçük yaşlardan beri meraklı olduğum yazmaya daha çok eğilmeye başladım. Akademik yayınlarımın dışında dört edebiyat kitabı yazdım.
Kanser hastası nelere dikkat etmeli?
Kanser hastası 2. şubede sicillidir. Yüzde 100 tedavi olduğuna inandığım bir hasta gelip bana "Kaşım seyirdi" dese benim görevim onun kanserle ilgili olmadığını ispatlamaktır. Çünkü geçmişinde kalleş bir hastalık var. Hastanın kendisi de doktoru da uyanık olmalı.
Kanseri neden "Bir Türk filmi olarak" irdelediniz?
Hastalıklara sıfatlar takıyoruz, "ince hastalık", "amansız hastalık" gibi. Bunlar olumsuz çağrışımlar yapıyor. Kanserin adı kötü. Yıllardır amansız imajı yerleşmiş. Hastalıklar hep olumsuzluklarla seyretti Türk filmlerinde, edebiyatta, toplumda. Kitapta da bunlardan yola çıkıyorum. Ayrıca ciddi bir film meraklısıyım. Türk filmleri benim gibi orta yaşlarını sürenlerin geçmişlerinin ayrılmaz bir parçası.
"En büyük hata, hastalığı dram gibi görmek"
Kitabı yazmanızdaki amaç neydi?
Kitap gerek kendi davranışlarımdan gerekse hastalarımın bana öğrettikleriyle ortaya çıktı. Kanser aslında öğretici bir hastalık. Ama öğrenmesini bilene...
Kitabınızda "Öncelikle amansız hastalık lafını sözlüğünüzden çıkarın" diyorsunuz. Neden?
Kanser de bir hastalık. Tabii ki diğerlerine göre ağır ama bu hastalığa olduğundan fazla anlam yüklenirse veya yaşamın odağı haline getirilirse yaptığı hasar, hastalığın organik olarak vücutta yapacağı hasardan daha fazla. Bir anlamda beyinde yani düşüncede hasara yol açıyor.
Peki kanser olduğunu öğrenen kişi, duruma nasıl yaklaşmalı?
En büyük hata, olayı dramatize etmek. "Neden ben?" sorusu. "Ben ne yaptım ki cezalandırıldım?" diye kendine sorup duruyor. Ne alakası var? Kanser duygusal bir hastalık. Duyguları değiştiriyor.
Sıra dışı hasta olun
Hastalığı yenme yolunun sıra dışı hasta olmaktan geçtiğini vurgulayan Erözenci, "sıra dışı"lığın bazı özelliklerini şöyle sıralıyor:
Meşguliyet: Her zaman en iyi tedavidir. Kanser hastası kafasında kendini meşgul edecek bir şey yaratamadığı anda yenilgiyi kabullenmiş demektir. Bazı hastaların yaptığı gibi kafasında satranç oynamak, hayal kurmak ya da kitap okumak gibi. Hastalığı yaşamın odağı haline getirmeme: Kanser insan beynini esir almaya meyilli bir hastalıktır. Üzerine düşüldüğü zaman yaşamın her yönünü işgal etmeye hazırdır. Önemli olan hastalığı düşünmemek, yaşamı hastalığa odaklamamaktır. Hastanın kendini sevmesi: Sıra dışı hasta işler istediği gibi gitmediği zamanlarda kızan, bağıran, mutsuzluğa düşen yapıda değildir.Hoşgörülü olmak: Sıra dışı hasta, hoşgörüsü sayesinde kanseri sevmediği ama birlikte olmak zorunda kaldığı nesne olarak görür. Onun için kanser gerçektir, yaşamına istemeden girmiştir. Yaşamına yön verebilme: Sıra dışı hasta sorunları engel olarak görme yerine yaşamlarına yeniden yön vermelerini sağlayan bir fırsat olarak algılar. Onlar için önemli olan, sorunla karşılaşıldığında zaten var olan çözümü fark edebilmektir. Gülmeyi bilmek: Gülmek unutulmazsa hastalıkla da hastalığın getirdikleriyle de o kadar kolay baş edilir.Hayal kurmak: Sıra dışı hastaların ortak özellikleri sıkça hayal kurmaları. Hastalığa uyumu kolaylaştırıyor.
Prof. Erözenci kimdir?
1956'da İstanbul'da doğan Erözenci, Cerrahpaşa Tıp Fak. Üroloji Anabilim Dalı'nda çalışıyor. "Ürolojide İkilimler", "Prostat Kanserinde Tedavi", "Prostat Spesifik Antijen" adlı uzmanlık kitaplarının yanı sıra "Sadece Bir Gece İstiyorum", "Ve Yalanlar ve Sessizlik", "Bir Kaçıştır Yaşam" adlı edebiyat kitapları da yayımlandı. Öykülerini "Kaleydeskop" adlı kitabında topladı.
|
|


|