|
|


Terörün dini yok, takımı var mı?
Türkiye Sinagog saldırılarıyla yeni bir terör düzlemine kaydı. Tanıdık bir mikrobun yeniden salgına dönüşüp dönüşmeyeceği korkusu var şimdi yüreklerimizde. Türkiye, derhal aşılanmalı. İşe, mikrobun üreyebileceği alanlardan ve onlardan biri olan tribünlerden başlanmalı. Eskiden tribün teröründen nefret ediyorduk. Bugün tribün terörü lafına tahammülümüz bile kalmadı. Meşaleler bomba, bozuk para mayın; küfürler kurşun kadar ağır artık bizim için. "İnsanlar tribünde deşarj olacak" mazereti de kalmadı. Huzur istiyoruz kardeşim.
Benim yaşamım ihtilalle başladı, gençliğimde piyano telleriyle boğulan gençler vardı. Orta yaşa PKK terörüyle girdim, yıllardır tribün teröründen çekmekteyim. Üzerine bir de Usame Bin Ladin.
Yeter artık gına geldi. Global terörü kontrol etmek zor ama, hiç olmazsa yeşil sahalardakini bitirelim. Yöneticilerimiz uyumasın lütfen.
Ateş ve su
Ateş gibi bir hocadır Sayın Fatih Terim... Kıvılcımlar saçar... Ve bu kıvılcımlar, yüreğindeki yanardağın nükleer santral füzyonu gibi "kontrollü" infilakinin yan ürünleridir sadece.
O kadar enerjik... Bir o kadar hırslı.
Sayın Özhan Canaydın ise ziyan edilmesi "günah"a giren su gibi aziz bir başkandır. Duru, kıymetli ve yaşamsal öneme sahip bir kişi...
Suya sabuna cesaretle dokunan, su katılmamış Galatasaraylı.
Lakin, ikisi yan yana; ateş ve su gibi...
Evet... Aynen böyle demek istemiştim geçen hafta...
Düşmanmışım
Aman bir öfke, bir tantana...
Meğer her şey tıkırında gidiyormuş da, ben yanlış bakıyormuşum. Tekere çomak sokuyormuşum, provokatörmüşüm... Düşmanmışım Galatasaray'a!..
Tepkinin büyüklüğü, hatayı ispatlamaz demokrasilerde. Hatta tam tersine de rastlanmış ve en geniş kitlelerin en yanlış kararlara mühür bastığı sıkça görülmüştür.
Bu nedenle lafımdan dönmem. İşte tekrar ediyorum:
Bence bu iki büyük Galatasaraylı'nın, yönetim masası ve futbol sahasından aynı takvimde sorumlu olması, hata demeyeyim ama büyük bir büyük bir akordsuzluk yaratmaktadır Galatasaray adına.
Hadi, kişisel algılama boyutuna indireyim...
Ben henüz Galatasaray'ın hedefini kavrayamadım. Fatih Hoca'ya bakıyorum; şampiyonluk yolunda patinaj çekmekten alaca bulaca bir beniz ve genizde düğümlenen yakınmalar görüyorum. Malum şarkının "Ateşe benzerdin, küle dönmüşsün" güftesini hatırlıyorum...
Borç çorbası
Başkan Canaydın'a dönüyorum; tatsız tuzsuz bir "borç çorbasını" kaşıklamakla meşgul kendisi. Hani derler ya "Borcun yoksa kefil ol; işin yoksa şahit ol" diye; sanki kusursuz iş hayatı rahatsız etmiş onu, başkan olmuş ve bir dizi "akçalı dramlara" şahit oluyor şimdi. Ben bu filmi gördüm; "Susuz yaz" mıydı neydi?
Samimi olarak üzülüyorum.
Su akamıyor, ateş yakamıyor; ikisi de mutsuz sanki
Galatasaraylılar mı?.. Onlar çoktan ümidi kesti. Parasını verdikleri halde gitmiyorlar İkitelli'deki buzdan saraylarına. Belki, kombineleriyle şöminelerini tutuşturuyorlar şu soğuk kış günlerinde, belki birinci Cemre'yi bekliyorlar.
Sonra da dönüp bana sitem ediyorlar. Hiç mantıklı değil yani.
Federasyonun son kullanma tarihi
UEFA Asbaşkanı'nın adı Şenes Erzik değil de Erik Chavez olsaydı ve Sayın Haluk Ulusoy'a benzer uyarıları yapsaydı nice olurdu tepkimiz ?
Aklımızı başımıza mı alırdık, yoksa Asbaşkanı "Sen de kendi işine bak" diye tersler miydik ? Bence birincisi. Yani, tipik aşağılık kompleksi. "Koskoca UEFA Asbaşkanı ortada derin hatalar olmasa konuşmaz, bu Avrupalılar adamı boşuna uyarmaz" hadisesi.
Şimdi ne yapıyoruz?.. Sayın Erzik'in tarihi uyarılarının altında iktidar mücadelesi arayacak kadar ince hesaplara girip, sorunlara odaklanacağımıza suyu bulandırıp balık avına çıkıyoruz. Maksat spor olsun!
Bu bizim genlerimizde var. Birbirimizi adam yerine koymuyoruz. Dinlemiyoruz. Sonunda yabancılar işe karışınca onların "laflarında boncuk" buluyoruz.
Ben şahsen, Sayın Erzik'in söylediklerindeki satır aralarını Milli maç ertesi gündeme taşımak niyetindeyim. Şu anda söyleyebileceğim; UEFA Asbaşkanı tarafından Federasyon'un son kullanma tarihi geçtiği anımsatıldı. Yüzler eskidi... Yanlışlıklar birikti. Uzun süreli iktidarın dayatmacılık tuzağı atlanamadı. "Ya Federasyonu değiştirmeliyiz, ya futboldan beklentilerimizi" aşamasına gelindi. Yakın tarihte ayrıntılarda buluşmak üzere...
Bir aşk yazısı!..
Sevgili Bilgin'in (Gökberk) "müzmin aşkına" yazdığı haftalık notlar motive etti beni ! Özendim. Ben de eşimin kuması bir "aşkımdan" bahsedeceğim!
Lakin, Bilgin gibi stil sahibi gözde bekarlardan olmadığımdan ve ellerinizden öper, çocuk liseye başladığından; doğal olarak aşkımız da naif - platonik bağlamda yani.
Efendim, ben yazı yazmayı severim. Ve bu aşkımın minik bir gülücüğü ayaklarımı yerden keser, kan basıncımı kırbaçlar, bayram çocukları gibi sevinirim. Hele ödüller... Onlar birer vuslat anıdır sanki.
Ayıptır söylemesi; bitmek üzere olan 2003 yılında "bitmeyen aşkımla" çok güzel günler yaşadım. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Spor Yazarları Derneği serbest yazı birincilikleri ile, yıllar ilerledikçe aşkımı bıktırmadığımı, aksine ilişkimizin derinleşip olgunlaştığını anladım.
Sevinirdi
Geçen gün telefonu açtım; sevgili Erdoğan Arıpınar ağabeyim bir müjde daha verdi. Türk Spor Ajansı tarafından verilen ve "Türkiye'nin Spor Yazarı" gibi omuz çökerten bir unvan içeren ödülü ben kazanmıştım. Erdoğan ağabey "Namık hayatta olsaydı, ne kadar sevinirdi" dedi.
Elbette sevinirdi... Ama ben bu ödülü alamazdım!
Çünkü jüride Dayım da olurdu ve büyük bir olasılıkla "Aman be kardeşim yeğenine torpil yaptı derler" cümlesiyle noktayı koyardı. Çok da doğru yapardı. Onun zamanında, yani bizim gençliğimizde, bugün doğal karşılanan birçok şey ayıptı. Mesela yalakalık, döneklik, torpil, hırsızlık, hortumculuk vs.
Biz yazı ile flört ederken, bize "inanmadan yazma, dürüst, saygın ve saygılı ol" gibi "prehistorik" taktikler verirdi yazı ile büyük aşklar yaşamış ustalarımız... Bu ustaların "pençe"leri ayakkabılarındaydı; beyinlerinde ve kalemlerinde değil ! Hiçbiri gelecek nesillerin dolar milyoneri olabileceğini hayal dahi edemezdi. Ama bir tanesinin bile sahip olduğu saygınlık, bugün tüm spor yazarlarımızın trilyonlarıyla satın alınamayacak ağırlıktaydı.
Ölürlerdi
Avanta araba, beleş gezi, kulüp kaşkolu, beresi... Çoğu, TV açık oturumlarına yetişemedi ama, bu muhabbetleri Basın Tribünü'nde işitseler, o anda ölürlerdi.
Sevgili Erdoğan ağabeyle ayrıntılara girmedik. Tekrar etmenin, kendini üzmekten başka bir şeye yaramayacağını biliyorduk ikimiz de. Zaten o benden daha keyifliydi ödül yüzünden. Cümle kurmadan dertleştik. Kahkahasız güldük. Benim için "tarihi" bir gündü.
Derine daldım kusura bakmayın. Paylaşmak istedim...
Yine de Ters Köşe'nin bu köşesini "özel"imle işgal ettiğim için özür dilerim.
Ümit ve armut
"Ümit armut değil ki,
Alıp manavdan yiyesin..."
dizeleri Şükrü Saraçoğlu'ndaki hayal kırıklığına ne kadar uygun değil mi?
Sunullah Arısoy'un şiiri, şöyle sürüyor:
"Tut ki armut oldu...
Ne olmuşu düşer bize ne hamı".
Lanet olsun; bire bir doğru adamın lafı!
Evet... Ümit Milli Takımımız büyük bir hayali, skandala çeviren maçta ümitlerini de yitirdi, saygınlığını da.
Ham çıktık vesselam. Yöneticiden seyirciye, futbolcudan malzemeciye komple ham!.. Armutun iyisini, gözümüzün önünde rakip takım teknik direktörü Stielike kaptı. Ağzının tadını biliyor Alman.
eguven@milliyet.com.tr
SPOR

Amiral battı: 2-2
At yarışları
AVRUPA LİGLERİ
Efes sendeledi : 78-89
İKİNCİ LİG PUAN DURUMU
Okur'lu Detroit Lakers'ı ezdi
Arçelik taş gibi: 3-0
Bir devir bitti
Luce'den talimat
Fener'den tek isabet
Galatasaray işi bitirdi
Özkan Sümer kan ağlıyor!
Sanki bir savaş
Haber turu...
Madem ki Türk'sün!
Hanedanın sonu
Terörün dini yok, takımı var mı?
Canınız sağolsun
Olmaz kardeşim
Hüzün gecesi
|
|



|