|


'Türkiyeli' kabileler
STOCKHOLM
Buradaki en önemli gözlemim, Türk vatandaşlarının etnik ve itikadi kimliklerine göre parçalanmış olması!
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün katıldığı toplantıda "Türk İşçi Dernekleri Federasyonu" Başkanı Osman Özkanat, açış konuşmasına şöyle başlıyor:
"Toplantıya Türkiye kökenli bütün sivil toplum örgütlerini davet ettik..."
Anlıyorum ki, "Türk..." dese itirazlar olacak, katılım düşecek!
İsveç'teki 60 bin nüfuslu Türk vatandaşı topluluğu, İsveç toplumuna hemen hiç entegre olmamış, yüz öğrencimizden sadece bir tanesi İsveç üniversitelerine gidiyor! İsveç diplomalı bir tek Türk doktor var!
"Diyaspora hayatı"nın kültür şoku ile bu içe kapanmalar alt kimlikleri keskinleştirmiş: Türk, Kürt, Zaza, Süryani, Sünni, Alevi farklılıkları sertleşmiş.
Dinsel, laik ya da etnik, tek konuya 'kafayı takmak' daima bağnazlık doğurur zaten.
12 Mart ve 12 Eylül 'sürgünü' radikallere sığınma hakkı tanıyan İsveç'in onları Türklerle ilgili görevlere ataması da kamplaşmalar yaratmış. İyi öğretmenlerimiz yanında, "PKK'lı Türkçe öğretmenleri" bile var!
***
TOPLANTIDA konuşmalardan birkaç örnek:
Alevi Kültür Merkezi Başkanı Ali Çağatay: Madımak faciasına odaklanan sert bir konuşma yapıyor. Aleviliğin bilgeliğine değinmeyen, çok 'politize' bir konuşma... Salondan itirazlar oluyor.
Asuri - Süryani Federasyonu Başkanı İlyas Kerimof: Niye Süryani üst düzey bürokrat ve subay yok diye soruyor. Rum, Ermeni ve Yahudiler gibi azınlık statüsü verilmesini, okullarda seçimlik Süryanice dersi konulmasını istiyor, 'ne zaman dördüncü sınıf vatandaş statüsü kazanacağız?' diyor!
Zazaca öğretmeni Koyo Bers: Asıl adı Cuma Aslan'mış, değiştirip Zaza ismi almış. Ateşli bir Zaza milliyetçisi, Türklüğü de Kürtlüğü de reddediyor. 'Kürtler bizi asimile etmek istiyor, TC buna engel olsun' diyor! Ad vermeden PKK'yı eleştirip 'biz sadece kültürel hak istiyoruz, toprak istemiyoruz' deyince salondan alkış alıyor.
Toplantıya PKK yanlısı Kürt Federasyonu çağrılmamıştı. "Kürt İşçi Dernekleri Federasyonu" ise çağrılmıştı ama geldiler mi, bilmiyorum. Kürt kimliğiyle konuşan da olmadı.
Manzara, 'çoğulculuk' değil, maalesef "kabileleşme" manzarasıdır! Farklı görüşler değil, ayrı kabileler sanki!
***
DiKKAT ettim, aşırı "kimlik politizasyonu" içinde olanlar vize sorunu, ekonomik meseleler, çocukların okuması, emeklilik gibi hayatın reel konularına hiç değinmediler! Varsa kimlik, yoksa kimlik!
Ama mesela bayan İsmihan Ayrancı "bir anne olarak çocuklarımızın geleceği" hakkında konuştu, Türkiye'nin öğretmen göndermesini istedi, "gençlerimizi kaybediyoruz, entegre ama bilinçli bir gençlik yetiştirelim" diye konuştu. Türbanlı olmasına birkaç kişi homurdandı ama bir tartışma çıkmadı.
Bu tür gerçek sorunları dile getiren, hatta Ermeni propagandalarına dikkat çeken çok sayıda derneklerin temsilcileri de konuştu tabii.
Abdullah Gül çok güzel bir konuşma yaptı:
"Yurtdışındaki işçilerimizin fazla politize olması iyi değil, lehlerine de olmuyor. Polizite olacaksanız, yaşadığınız ülkenin partilerine göre politize olun, siyasette yükselin, bulunduğunuz ülkenin avantajlarından yararlanın. Asimile olmadan entegre olun. Buranın iyi vatandaşı olun ama Türkiye ile bağlarınızı koparmayın."
Türkiye'de büyük çoğunluğu oluşturan insanların da şikayetlerinin olduğunu, hükümetin demokrasiyi genişletici reformlar yaptığını anlatan Gül, önemli bir uyarıda da bulundu:
"Farklılığımızı ifade edelim ama başkasının farklılığına, inancına, görüşüne, giyim kuşamına saygı gösterelim. Farklılığımız parçalanma yaratmasın."
Bakan düzeyinde 'devlet'in katılımıyla ilk defa böyle 'her türden' vatandaşlarımız bir araya gelmiş! Dileyelim, gruplararası ilişkileri geliştirmek için bir başlangıç olur.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|

|