20 Kasım 2003 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Mam'dan ekselansa..

       
    Demokrasi ile yönetilse, partimiz seçimlere katılabilse, hemen silah bırakırdık. Türkiye'de olsak silahı aklımızdan geçirmezdik" demişti.
    Etkilenmiştim.
    Bu söylemi, Türkiye'deki ayrılıkçı hareketlere "mesaj" olarak yansıtmıştım.
    Samimi görünmüştü.
   
   
Dansçı
    Aradan yıllar geçti.
    Abdullah Öcalan ile Bekaa Vadisi'ndeki PKK kampında konuşuyorduk.
    Talabani'den dinlediğim bu sözler için "Mam Celal konuşur işte" diye cevap verdi.
    Ona göre pek güvenilir kişi olmadığı izlenimini aldım.
    Şöyle bir karşılaştırma yapmıştı:
    "Barzani sözünün arkasında görünür. Ancak, aşiret reisidir. Kürtlerin meliki (bir tür kralı) olmayı ister. Talabani'yi ise sözünün arkasında bulmak zordur ama demokrasiye daha yakın durur. Çünkü aşiret reisi değildir. Reis sülalesinden gelmez."
    Gene yıllar geçti.
    Barzani'nin Süleymaniye'deki konutundaydık.
    Talabani'den nefret ediyordu. "Babasının yanındayken, ihanet ettiğini, sonra dönüp bağlılık sunduğunu" anlatmış, "Şimdi benim karşıma geçti. Ne zaman yanımda, ne zaman karşımda belli olmaz. O bir dansçıdır" demişti.
    Bunları söylerken "poker oyuncusu yüzünü" takınmıştı.
    Ne bilirdim ki, birkaç saat sonra, gizlice anlaştığı Saddam'ın kuvvetleriyle birleşerek peşmerge birliklerini Talabani'nin üzerine gidecek, başkent Erbil'i ele geçirecektir...
   
   
Hediye video bandı
    Barzani ile iyi bir diyalog kurmuştuk.
    Bir ay kadar sonra, Barzani'nin adamlarından bana bir paket ulaştırıldı.
    İçinden bir video bandı çıktı.
    Talabani, Erbil'den kaçarken, bürosundaki evrakı, kişisel dosyalarını, özel kasasındakileri bırakmıştı.
    Barzani'nin kuvvetleri, Talabani'nin Erbil'deki bürosunda, işte bu video bandı da bulmuşlardı.
    Suriye'de Talabani'nin Abdullah Öcalan'ı ziyaretinde çekilmişti.
    Talabani, az önce birkaç saat geçirdiği, Türkiye'nin Şam Büyükelçisi ile ilgili izlenimlerini anlatıyordu.
    İkisi de gürültülü kahkahalar atarak sözüm ona alay ediyorlardı.
    "Türkiye, senin bu yerini bilmiyor..."
    Haah hah haa...
    Bandı yayımlamıştım.
   
   
İlk ziyaret
    Barzani ve Talabani'nin, Türkiye'ye resmen ilk konuk edilişleri hadise olmuştu.
    Özel uçakla - gizlice - getirtilmişler, MİT tesislerinde konuk edilmişlerdi.
    Özal tarafından kabul edildikleri "resmi ağızla" yalanlanmıştı.
    Şimdi ise "Mam = amca" Celal, Irak Geçici Komisyon Başkanı sıfatıyla, yani, bir bakıma "başbakan" statüsüyle karşılanıyor.
    Eskiden "resmen" Dışişleri Müsteşarı ya da müsteşar yardımcısı düzeyinde görüşmeler yapabilirken, Artık toplantıya doğrudan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan katılmış bulunuyor.
    Bunu, Kuzey Irak'taki oluşumun kendini tanıttırma aşaması izleyebilir.
    Talabani, Irak Geçici Konsey Başkanı sıfatıyla geçtiği kapıdan bir alışkanlık, bir kabullenme psikolojisi yaratarak, çok da uzak olmayan tarihlerde, Kuzey Irak Federe Kürt Devleti'nin dönüşümlü başkanı sıfatıyla girmeyi planlıyor olmalı.
    Böyle bir olasılığı "savaş nedeni" sayacağını açıklamış bulunan Türkiye için "zorlu" dönemeç... Ancak koşullar değişken ve akışkan...
    Türkiye'nin, Kıbrıs ve Kuzey Irak politikalarının yeniden gözden geçirilmesi, ülkenin çok yönlü yararlarına göre, strateji ve taktik politikaların güncelleşmesi gerekiyor.
    Sözlerin arkasında durmak ve arkasında durulmayacak sözlere saplanmamak gerek.
    Atatürk için yazılmış tek psikolojik inceleme yapıtında, ABD'de yaşayan ve Beyaz Saray'a da danışmanlık yapan Profesör Vamık Volkan, şu saptamayı yapmıştır:
    "Atatürk'ün dehası sınırlarını bilmesiydi. Yaşamı boyunca gücünün ve ulusal gücünün sınırlarını aşmadı. Misak - ı Milli de bunun bir örneğidir. Atatürk'ün babası sınır gümrüklerinde çalışmıştı. Bilinçaltında sınır kavramı belki de bu nedenle çocukluk yıllarında yer kazanmış ve zamanla yerleşmiş olmalı."
   
    g.civaoglu@milliyet.com.tr
   
   
   





Taha AKYOL
'Türkiyeli' kabileler

Çetin ALTAN
Bilimsel realizme nanik yapa yapa...

Melih AŞIK
Yazarın sütunu...

Fikret BİLA
Kıvrıkoğlu'nun açıklaması

Hasan CEMAL
Alternatif kaos olunca...

Yılmaz ÇETİNER
Teröristler ölmeseydi neler görebilirdik?

Güneri CIVAOĞLU
Mam'dan ekselansa..

Hurşit GÜNEŞ
Türkiye'nin en büyük sorunu nedir?

Doğan HEPER
Terör adres sormaz!..

Sami KOHEN
En iyi cevap...

Mehmet Y. YILMAZ
Terör, ırkçı politikaların ekmeğine yağ sürerse...

Hasan PULUR
"Sivil darbe"nin hikâyesi...

Derya SAZAK
Terörün DNA'sı

Meral TAMER
Cumhuriyet dönemi edebiyatı da Avrupa yolunda

Güngör URAS
Bankalarımız bu yıl kâr ediyor

Serpil YILMAZ
Hahambaşı 'kıyafet özgürlüğü' sınırında!

M. Ali BİRAND
Kürtçe yayın reformu alkışlanmalı