22 Kasım 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Dadsız...

       
    Bir haftayı aşkın sürecek uzunca bir tatilin başladığı ilk gün için, becerebildiğimce cıvıltılı bir yazı yazmaya heveslenmiştim.
    Bundan yarım yüzyıl önce, yaşları 65 - 70 arası olan kalem sahiplerinin, özellikle Şeker ve Kurban bayramlarında, çocukluklarındaki eski bayramları yazmayı, nasıl bir gelenek haline getirdiklerinden söz edecektim.
    Ama geçen cumartesi sinagoglara hedeflenmiş görünen kanlı cinayet depremlerinden sonra; bu kez de İstanbul'da İngiliz Başkonsolosluğu'yla, Levent'teki İngiltere mayalı HSCB'nin Genel Müdürlüğü'ne odaklanmış bombalı cinayet saldırıları, içimdeki yazı ışıklarını karartır gibi oldu.
    ***
    Bütün bu kanlı cinayet saldırılarının özündeki temel amaç nedir?
    Yüzeysel kanlı bir korkutmacılıkla, 1 milyar 300 milyonluk bir İslam alemine karşı tüm dünyada olumsuz kuşkular yaratacak bir "Şeriat"çılık havalanması ötesinde; kristalize olmuş dört dörtlük temel bir amacı bulunmasa dahi, şimdilik İstanbul'u kendisi için lezzetli bir lokma gibi gören kanlı cinayet depremleri; bilerek bilmeyerek, gizli bir iç savaşın tohumlarını da taşımakta...
    ***
    NTV'de sevgili Oğuz Haksever'in düzenlediği "Basın Odası" programında; Mehmet Barlas'ın da, açık açık belirttiği gibi "sıkıyönetim" söylentileri dolaşmaya başladı ortalıkta... Daha birkaç hafta önce de, "Ordu göreve" pankartlarını görmedik mi?
    Ve özellikle de basının üstüne yine bir ambargo konması eğilimleri...
    Yine aynı programda Fehmi Koru, Türkiye'nin de bir Irak bataklığı sarmalı içine alınması sakıncasını getirdi gündeme...
    Tarhan Erdem de, böyle kanlı cinayet depremleri sırasında, asla demokrasiden ödün verilmemesi gerektiğini...
    ***
    Bombalı cinayet saldırıları... Kiraz Gündüz'le gencecik kocası gibi, kırk yılda bir, bir konsoloslukta birlikte çalışacakları bir iş bulmuş yoksul insanların; oralarda alışveriş yapan insanlarla dükkan ve mağaza sahiplerinin; Hüseyin Apaydın'la, Salih Çapkın gibi nöbet tutan gencecik polislerin, bir anda hayattan koparılmaları...
    Elbette toplumda dalga dalga artırır kaygıları...
    ***
    Ancak bir de, Türkiye'nin son 200 yılına bilimsel bir realizm gözlüğüyle bakarsak...
    En büyük rant kaynaklarının kadastrosuz Hazine arazileriyle, onların samanaltı patronluğuna merdiven kuran "politika"nın bizzat kendisi olduğu çıkar ortaya...
    Eski "İstanbul dükalığı", karayollarının yapımıyla taşra yağmasına açılınca; bir an önce köşeyi dönmek isteyen milyonlar, arazi ve emlak rantına yumuldular...
    Megapolün nüfusu 15 milyonu geçti. Türkiye nüfusunun neredeyse beşte biri İstanbul'a aktı...
    ***
    İstanbul'un ise ne altyapısı, ne üstyapısı yeterliydi bu kadar insanı; eğitim düzeni, sağlık düzeni, ulaşım düzeni, güvence düzeniyle çağdaş bir kent ortamında yaşatmaya...
    Bir de buna İstanbul'un içindeki, gelir dağılımı yamukluğuyla uçurumları eklenince...
    Bizim megapol, her türlü sıkıntıya, belaya, provokasyona açık bir duruma geldi...
    Çalkantılı durumlardan yararlanıp, oligarşik bir saltanatın tepesine kurulma rüyaları görenlerin de, az olmadığını unutmamak gerek bizde...
    ***
    İlk hedefe askeri savunmada güçlenmeyi alırken; adam başına düşen ulusal gelir biriminde de; Yunanistan'la, Güney Kıbrıs'ın gerisine düşmemeye dikkat etmek gerekirdi...
    Padişahlık döneminden kalma bir koşullanmayla, oligarşik yapının da; sadece "imaj"a önem verip, ekonomik açıdan kul yığınlarını umursamaması; özellikle İstanbul'u, her türlü tıynetsiz sıçanın kolayca cirit atabileceği yumuşacık bir karnı durumuna getirdi tüm Türkiye'nin...
    ***
    Yine de sakın enseyi karartmayın...
    Bu kez Başkan Bush da, İngiltere Başbakanı Tony Blair de, kartviziti dolaşıp kendi görünmeyen El Kaide örgütüne karşı çok daha somut bir şeyler yapmak zorundalar...
    Sanırım bu kez ya - şayet varsa - Bin Ladin yakalanacak, ya ona benzer bir şeyler olacak...
    ***
    Ne güzel cıvıltılı bir yazı yazmaya özeniyordum. Enseyi karartmasak da, onca kanlı cinayet karşısında, ister istemez ağzının tadı kaçıyor insanın...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
İslamcı terör ve Türkiye

Çetin ALTAN
Dadsız...

Melih AŞIK
Direksiyondaki...

Fikret BİLA
Hedef tartışması

Hasan CEMAL
Yeşil faşizm!

Güneri CIVAOĞLU
Olmaz böyle vakalar

Can DÜNDAR
Tekmelemekle olmuyor

Abbas GÜÇLÜ
Terörü tam unuttuk derken

Sami KOHEN
Terörizmin 'mantığı'...

Hasan PULUR
Türk gibi başladık, Türk gibi bitirdik...

Derya SAZAK
Nefret ve strateji

Meral TAMER
Biz teröre alışık bir millet değiliz

Yaman TÖRÜNER
Hükümet vakıflara önlem alıyor

Güngör URAS
Fitre ve zekatı unutmayınız

M. Ali BİRAND
Hepimiz ayaklanmalıyız...