|


Tekmelemekle olmuyor
Tam bir hafta önce bu sütunda "Canlı bomba" başlıklı bir yazıda Lübnan'da yayımlanan bir gazetenin ağustosta yaptığı bir yoruma yer verdim.
Daily Star gazetesi, son zamanlarda Rusya'da Çeçenlerin canlı bomba eylemleri artarken Türkiye'de PKK eylemlerinin azalmasının nedenlerini irdeliyordu. Gazeteye göre sorunlar karşısında baskı uygulamak yerine siyasi çözüm arayışına girmek, intihar saldırılarını bitirebiliyordu.
Talihsizliğe bakın ki, yazının yayımlandığı gün, iki sinagog canlı bombaların saldırısına uğradı.
4 gün sonra yine iki intihar eylemcisi İstanbul'u kana buladı.
Adeta "O dosya kapandı, başkası açıldı" diyorlardı.
* * *
O gün saat 11'de Barbaros Bulvarı'nda bir randevum vardı. 5 dakika geç kalmam belki de hayatımı kurtardı.
Saldırıdan hemen sonra, HSBC binasının önüne koştum.
Bir emniyet yetkilisi binanın yanındaki büyük duvarı gösterip, "Vahşet" dedi; "Duvarın üzerinde bir kadın cesedi bulduk. Patlamanın şiddetinden oraya savrulmuş."
Duvardaki panoda bir araba reklamı vardı. Üzerinde de bir yazı:
"Uçmanın keyfini yolda yaşayın."
Yolda arabalar vardı: Basınçtan havaya uçmuş, tavanları ezilmiş arabalar. Patlamanın şiddeti, yolun karşısından geçen beyaz bir minibüsü ters çevirmişti.
Polis, bir saat içinde paniği atlatıp kontrolü ele aldı. Ustaca delil toplamaya başladı. Olay yerinde görüştüğümüz deneyimli emniyet amiri, yıllarca Güneydoğu'da görev yaptığını, böyle şiddet görmediğini söyledi ve o korktuğum yorumu yaptı:
"Bakın bunca özgürlük bize bol geldi. Yasalar öyle bir hal aldı ki, artık ev basamıyoruz, insanları tutuklayamıyoruz. Yakaladığımız adamı doğru dürüst sorgulayamadan salıveriyoruz. Adam gidip yeniden yapıyor."
* * *
İşte terörün ilk etkisi:
Kitlelerde korku...
Güvenlik kaygılarının, demokrasi arayışlarının karşısına konulması...
Daha otoriter bir devlet özleminin yeşermesi...
Gece sokaklar boşaldı. İstanbul, bir "ölü şehir" haline dönüştü. Taksim İlk Yardım Hastanesi önüne "Eks olanlar" başlıklı listeler asıldı. Yanıma yaklaşan iki genç "Az önce elimizde çantalarla metroya bindik. Kimse aramadı. Bu ne biçim güvenlik" diye yakındı. "Buna polis yetmez, asker lazım" lafları dolaştı. İnternette "Bayrak asalım" kampanyaları başlatıldı. Terör, iki bombayla amacına ulaştı.
* * *
Dilimizde tüy, kalemimizde mürekkep bitti:
"Dünyanın bir köşesindeki haksız işgal, her yerde yaralar açar" diye... "Bu saldırganlığa karşı çıkmalıyız. En azından bulaşmamalıyız" diye...
"Fırsat bu fırsat" dediler, "Çok para alacağız" dediler.
Ve hükümet, Meclis'in iradesine rağmen çıkardığı Irak'a asker yollama kararıyla, işgalciyle müttefik olup kendini yok yere hedef haline getirdi.
Belki apar topar yapılan "Vazgeçtik" açıklamasının ardında da bu terör tehdidini hissetmesi veya ihbar etmesi vardı.
Son saldırı, Irak hesaplaşmasının bir parçasıdır.
Amerika bölgeden yenik ayrılana kadar da bu hesaplaşma sürecektir.
Bu aşamada Türkiye'nin, bırakın Afganistan'da NATO görevi filan üslenmesini, tümüyle bu pisliğin dışında kalması gerekirdi.
"Ben o mesajı iterim, tekmelerim" türü beylik çıkışlarla unutturulamayacak bir hata bu...
Şu aşamada ihtiyacımız olan şey, kabadayılık değil; sağduyu...
can.dundar@e-kolay.net
|
|

|