|


Neşet Ertaş - Bayhan
Yıkılsın perde!
Televizyonun bir "şeyi" vardır; herkes biraz "neşelidir" orada, herkes biraz "aktif, dinamik", herkes biraz gıcır gıcır... Bu, öyle bir ruh halidir ki, dışında kalmaya çabalasanız bir "ekran suçu" işlemiş gibi işaret edilirsiniz. Hatta daha ileri giderseniz ekran tarafından kusulabilirsiniz. Görünmenin var olmak, gösterilmenin "önemli" olmak anlamına geldiği bir düzenekte ekran tarafından itilmek yok olmak anlamına gelebilir bir bakıma. Kendi kendini üreten bir düzenektir yani bu; büyülü bir perde!
Bir samimiyetsizlik makinesidir TV; ekrandaki bütün ruhları sahtekârlığa bular. Peki bu amansız ağı parçalayacak kadar hakiki ruhlar var mıdır? Var mıdır öyle bir hakikat?
Zahidem bölünmez!
Büyük âşık, saz üstadı Neşet Ertaş herhalde bir "talk show"da sempatiklik yapacak son insandır. Onun sözleri nadide ve narindir; iyi kesilmiş elmaslar gibi sonsuz. Oysa "Beyaz Show"daydı geçen gün. Başı öndeydi, sazı elinde. O efendiden haliyle olduğu gibiydi. Diğer "talk show kişileri" gibi espri yapayım, güleyim, enteresan olayım diye hırpalamıyor kendini, herkesleri hayran bırakayım diye debelenmiyor. Öyle kendi gibi ki üstat, bütün sırıtmalar sırıtıyor... İnsanın aklına diğer bütün "32 diş birden maymunları" geliyor. Ertaş, taş gibi gerçek; ekranın sahtekâr perdesini yırtıp izleyenin kalbine, ciğerine dayanıyor.
Program uzuyor. Show, Zahidem ne zaman biterse o zaman bitecek. Zahidem bitmiyor. Zahidem bölünemez zira; ekran bu gerçekliğe boyun eğiyor.
Bayhan: Şahsi star
"Avare"deki Raj Kapur, Müslüm Gürses'in ilk zamanları, Kemal Sunal'ın kendinden menkul sempatisi... Ne bileyim onda bir şey var işte: Şerefsizim insana PopStar yarışmasını bile izletiyor!
Sesinde mi, yüzünde mi, kalbinde mi bir gerçeklik vardı işte, insanı televizyon başında o bekletiyor. Hatta, bir yarışma düzeneğini bozuyor, jüri üyeleri parmaklarını düşünceli bir biçimde birbirine dolamaktan vazgeçip ayaklara kalkıp onun taklidini bile yapıyor. Yarışmayı da bozuyor, televizyonu da, star kavramını da... İnsana, gerçeğin kendisinin hâlâ televizyon gerçeğinden daha sağlam ve sıkı olabileceğini hissettiriyor...
Öyle ya da böyle, efendilik, hakikilik, samimiyet... Bütün bu şeyler işte, vasatın, aynılaşmanın, pespayeliğin, gevşek sırıtmaların hükümranlığının arasından sıyrılıyor. İnsan, ekrandan bile adresini buluyor...
ecetem@hotmail.com
|
|

|