04 Aralık 2003 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Türkiye'nin çıkarı deyince...

        Irak yorumları (6)
   
    Kuzey Irak'ta, Selahattin'de, Irak Geçici Yönetim Konseyi ve Başkanlar Kurulu üyesi, Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani'yle aramızda şöyle bir konuşma geçmişti:
    "Yüreğinizde bağımsız Kürt devleti yatıyor mu?"
    "Evet yatıyor."
    "Tam on yıl önce de size Dohuk'ta aynı soruyu sormuş, aynı yanıtı almıştım."
    Barzani:
    "On yıl sonra da sorsanız, yine aynı yanıtı alırsınız."
    Bağımsız Kürt devleti...
    Kürt milliyetçiliği bunun peşinde.
    Çok uzun yıllardır öyle. Ocak 1991'deki İkinci Körfez Savaşı sonrasında bu bakımdan en büyük fırsatı ele geçirdikleri kanısındalar. Türkiye ise Kuzey Irak'ta böyle bir gelişmeye öteden beri kesin karşı. Hatta savaş nedeni sayacak kadar karşı. Böyle bir durumun Türkiye'yi de karıştıracağını düşünüyor. Bu yüzden Ankara'da özellikle 1990'ların başından itibaren ağır basan beklenti şöyle özetlenebilirdi:
    Günün birinde nasıl olsa siyasal konjonktür değişir, Saddam Hüseyin otoritesini Kuzey Irak'a da yayar; böylece Türkiye yukarıdan, Saddam aşağıdan Kürtleri kıskaca alınca, Kürtlerin bağımsız devlet hayalleri de sönmüş olur.
    Bu beklenti gerçekleşmedi.
    Saddam artık yok.
    Irak Kürtlerindeki bağımsız devlet ateşine gelince, bugün her zamankinden daha canlı yanıyor. New York Times gazetesinden kesip sakladığım Kerkük kaynaklı bir haber şöyleydi:
    "Kürt siyasal liderleri 1991'den beri Kuzey'deki bağımsız bölgelerini Amerika'nın korumasında ama kendileri idare ediyorlar. Kamuoyuna dönük olarak Irak'ın bir parçası olmak istediklerini söylüyorlar. Fakat Kürtlerin büyük çoğunluğu böyle bir şeyden yana değiller. Amerikalı yetkililer ne zaman Irak'ta devlet kurumlarının yeniden inşa edilmesinden söz etseler, Kürtler bundan rahatsızlık duyuyor. Irak ordusu başta olmak üzere Irak merkezi kurumlarının geçmişte Kürtlere sadece eziyet ve zulüm getirdiğini belirtiyorlar."
    Haber şöyle devam ediyor:
    "Erbil Üniversitesi'nde Kürt tarihi ve edebiyatı profesörü olan Ferhat Pirbal, 'Halkın yüzde 80'i bağımsızlıktan yana... Ama siyasetçiler nezaketen, oyunun bir gereği olarak Amerikalılara neyi duymak istiyorlarsa, onu söylüyorlar' dedikten sonra, 'Mesut Barzani'nin yüreğinde Kürdistan ülkesinin cumhurbaşkanı olmak yatıyor' diye ekliyor." (New York Times 25 Mayıs 03)
    Durum böyle.
    Ankara bundan rahatsız. Bu konuda Amerika'nın niyetlerinden de kuşku duymaya devam ediyor. Bir Türk diplomatik kaynağıyla geçenlerde sohbet ederken şöyle demişti:
    "Amerika, Irak Kürtlerine çok fazla itibar etti, gaz verdi. Kürtler zıvanadan çıktılar. Akıllarını başlarına toplamaları lazım. Araplarda da büyük tepki topluyor bu havaları... Bağımsız bir Kürt devleti konusunda objektif şartlar çok farklı. Denize çıkışı olmayan, kendisine düşman devletlerle çevrili küçücük bir ada... Amerika bunu himaye mi edecek? Bir ikinci İsrail mi yaratılacak? Kerkük de yeni Kudüs mü olacak? Böyle bir şeyin hesabı kitabı yok. Ve bölgeyi fena halde istikrarsızlaştırır, içinden çıkılmaz hale getirir."
    Kuzey Irak'ta bağımsız Kürt devletinin öyle kolay gerçekleşmeyeceğini Iraklı Kürt liderler de Amerika da bilmiyor değil. Ama 'fiili durum'ların yıllara yayılarak, adına bağımsız demeden de devletleşmenin mümkün olabileceğini herkes biliyor. O yüzden bağımsız Kürt devleti senaryosu da gündemin üst sıralarında durmaya devam edecek, öyle anlaşılıyor.
    Türkiye, Irak'ın bölünmesine, yani Kürt devletine karşı olduğu gibi, federasyon fikrine de soğuk. Etnik, mezhepsel ya da coğrafi federasyonun Irak'ta yürümeyeceğini, zamanla ülkenin parçalanmasına yol açacağını düşünüyor. Ama eğer federasyon kaçınılmazsa, bunun da referandumdan geçmek kaydıyla, 18 vilayete dayalı idari bir federasyon olmasını istiyor.
    Evet, anlaşılabilir kaygılar söz konusu... Ama Türkiye eğer Irak'a yalnız bu pencerelerden bakar, Irak ve Ortadoğu politikasını sadece bu kaygılara, güvenlikle ilgili soru işaretlerine endeksler ve Irak'a daha geniş bir perspektiften bakmaz, konuya esneklikle yaklaşmazsa, kendi manevra alanını daraltmış olur. Korktuğunu başına getirebilecek gelişmelere kendi eliyle kapı açabilir.
    Bölge yeni bir eşikte!
    Ortadoğu'da tarihin yeni bir sayfası yazılıyor. Tıpkı Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında olduğu gibi... Soğuk Savaş sonrasının 11 Eylül Dünyası'nda Ortadoğu'nun değişeceği apaçık orta yerde.
    Türkiye ne yapmalı?
    Türkiye'nin çıkarı, Irak'ta istikrardan geçiyor; Irak'ta demokrasiye açılan kapıdan geçiyor; Irak'ın bölünmemesinden, birliğinden geçiyor; Irak'ın yine önde gelen ticari ve ekonomik ortağı haline gelmesinden geçiyor.
    Türkiye'nin çıkarı, Irak'ta kaostan geçmiyor; Irak'ta Amerika'nın batağa saplanmasından geçmiyor.
    Türkiye'nin çıkarı, Irak Kürtleriyle de iyi ilişkilerden geçiyor; aynı zamanda Irak'ta federasyon fikrine yavaş yavaş kendini alıştırmaktan da geçiyor.
    Türkiye'nin çıkarı, özellikle Kuzey Irak'ın kendisine karşı bir şiddet ve istikrarsızlaştırma üssü olarak kullanılmasını önlemekten de geçiyor.
    Türkiye'nin çıkarı elbette Irak Türkmenleri ile özel ilişkilere de özen göstermekten geçiyor; bu bakımdan dengeli gitmekten de geçiyor.
    Türkiye'nin çıkarı, sağlıklı bir Irak ve bölge politikası oluşturmak için kendi Kürtlerini sorun olmaktan tümüyle çıkarmaktan geçiyor; bunun için de Türkiye'nin çıkarı, Avrupa Birliği'yle uyumdan ve bunun reformcu gereklerini yerine getirmekten geçiyor.
    Türkiye'nin çıkarı hem ABD ile, hem AB ile iyi ilişkilerden geçiyor. Türkiye'nin çıkarı, hem ABD'nin hem AB'nin Kürtlerle yakın ilgisinin ne anlama geldiğini görmekten, ABD ve AB ile iyi ilişkilerin bu açıdan da önemini kavramaktan geçiyor.
    Bu bir yumak!
    Bayağı karışık olan bu yumakta bütün uçları denetleyebilmek belki biraz da cambazlığı gerektiriyor. Ama bunu başarmaya mahkumuz. Çünkü Irak'ta kaos ve anarşi, malum, en başta bizi vuruyor.
    Irak yorumlarının yedincisi yarın...
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   
   





Taha AKYOL
Terörün ideolojisi

Çetin ALTAN
Minicik bir salonda 100 yıllık bir mesafe...

Melih AŞIK
İsabetli sorular...

Fikret BİLA
Loizidu örneği

Hasan CEMAL
Türkiye'nin çıkarı deyince...

Güneri CIVAOĞLU
Futbolun türküsü

Hurşit GÜNEŞ
Yükselen euro döviz dengelerini toparlıyor

Doğan HEPER
Sol bu fırsatı da kaçırır mı?

Sami KOHEN
Herkes memnun ama...

Mehmet Y. YILMAZ
Kadınları yeniden evlerine mi hapsedeceğiz?

Hasan PULUR
Hayır, "o gece" kimse renk körü değildi...

Derya SAZAK
Ecevit'in kararı

Meral TAMER
Sanayimizde 4. üretim dönemi sancısı

Güngör URAS
Tarlalar bizi besleyemez oldu

M. Ali BİRAND
Avrupa Konseyi Türkiye'ye 2 yıllık erteleme verdi...