06 Aralık 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
İnanç ve kan!

       
    Bir kitap okuyorum. Küresel teröre karşı savaşla ilgili tarifler var içinde: Demokrasi için savaş...
    İlerici savaş...
    Totalitarizme karşı savaş...
    İslam coğrafyasındaki şiddet ve terörün kaynaklarını anlatan bir kitap. Müslüman Kardeşler'den başlayarak Bin Ladin ve El Kaide'yi doğuran ideolojik ortamı özetliyor.
    Bir de püf noktası var:
    İslam coğrafyasında Atatürk'e dönük nefretin nedenlerine de eğiliyor. Radikal İslamcı ya da Bin Ladinci kafalar açısından 'Türkiye modeli'ni yerle bir etmenin önemine sık sık değiniliyor kitapta.
    Adı, Terör ve Liberalizm (*).
    Bir yerinde, Cezayirli köktendinci Ali Benhadj'ın sözleri aktarılıyor:
    "Bir inanç eğer kanla sulanmazsa büyüyemez. Yaşayamaz. İlkeler ancak fedakarlıkla, intihar eylemiyle ve Allah adına şehadetle beslenir. İnanç ancak her gün ölümlerle, katliamlarla yayılır, propagandası yapılır. Kurban edilen bir kişinin artık yaşamıyor olması önemli değildir. Çünkü o kazanmıştır!"
    El Kaide'nin Pakistan'da doğumuna kaynaklık eden merkezin önde gelen lideri ve Bin Ladin'in hocası Şeyh Abdullah Azam, şiddet ve terörden söz ederken ilginç deyimler kullanıyor:
    Öncü savaş...
    Öncüler...
    İntihar savaşçıları...
    Halkın devrimci öncüleri ölüme bayrak gibi sarılacaklar ve uyuyan milletleri uyandırarak cihat yolunu açacaklardı. Hatta öncülerin içinden daha küçük bir grup, kendi ruhlarını ve kanlarını feda ederek inanç ve ilkelerin zaferini gerçekleştirecekti.
    Bunun için yöntem belliydi:
    İnancı kanla beslemek... Katliam yoluyla propaganda yapmak... Gelişigüzel kan dökerek, katliamlar düzenleyerek halkı uyandırmak ve cihat yörüngesine oturtmak...
    Kitapta, İslam coğrafyasındaki şiddet ve terörün kaynaklarına inilirken, Mısır'da doğan Müslüman Kardeşler örgütüyle onun baş ideologu sayılabilecek Said Kutup'un ayrı ve ayrıntılı bir yeri var. Bu İslamcı liderin en büyük nefreti tek bir noktada düğümleniyor:
    Laiklik!
    Laikliği Allah'ın yeryüzündeki alanının daraltılması ya da gasp edilmesi olarak yorumluyor. Dinin, inancın kişi vicdanına bırakılmasına karşı çıkıyor. Allah egemenliğinin sınırlanamayacağını, dinin toplum ve devlet düzenine de damgasını vuracağını savunuyor.
    Atatürk'ten nefreti bu yüzden.
    Türkiye'den nefreti bunun için. Türkiye modeline bu nedenle karşı çıkıyor. Laikliğin yerle bir edilmesini bunun için önemsiyor. Hilafeti bu yüzden geri istiyor. Atatürk tarafından hilafetin yok edilmesini ve laik düzeninin kurulmasını İslama karşı işlenmiş en büyük cinayet olarak niteliyor. Bunda Atatürk'le birlikte Yahudiler'in de pay sahibi olduğunu söylüyor.
    Bu görüşlerini Müslüman Kardeşler örgütüyle bütün İslam alemine yayan Kutup'un bir de Muhammed Kutup adında küçük kardeşi var. Mısır'dan Suudi Arabistan'a kaçıyor. İslam araştırmaları dalında öğretim üyeliği yaparken öğrencileri arasında ilginç bir isim var:
    Usame bin Ladin!
    Sonradan El Kaide'nin liderliğini üstlenecek olan Bin Ladin de Kutup kardeşler gibi hilafetin Atatürk tarafından yıkılmasını İslama karşı en büyük cinayetlerden biri olarak gördüğünü 11 Eylül'le birlikte sonradan açıklayacaktı.
    Uzatmak gereksiz.
    Adına, İslamcı terör demek içinizden gelmeyebilir. Bu deyimin dindarları incittiğini düşünebilirsiniz. Tanımı dinci terör diye yapabilirsiniz. Ya da bunun tarifi İslam adına terör veya köktendinci şiddet de olabilir.
    Ben yeşil faşizm de diyorum.
    Hepsi olabilir.
    Ama değişmeyen bir şey var:
    Bugün insanlık, bugün demokrasiyi hayat tarzı olarak benimseyen dünya, bugün laik demokratik cumhuriyet düzenini çağdaşlık yolu bellemiş Türkiye büyük bir tehlikeyi yaşıyor:
    Küresel terör!
    Bu terörü yöneten Bin Ladinci kafa ortaçağ kafası. Ama bu yüzyılın teknolojisini terör ve şiddet üretmekte kullanan bir kafa... O yüzden bu kafayı ciddiye alıp hedef şaşırtmamak, bu kafanın insanlık ve demokrasiye karşı büyük bir tehlike oluşturduğunun bilincine varıp her alanda bu kafayla savaşmak lazım.
    Irak Savaşı'na karşı olup olmamanın, Başkan Bush'tan nefret edip etmemenin, Filistin'de İsrail'e az ya da çok kızmanın artık bu gerçeği değiştirmemesi gerekir diye düşünüyorum.
    ————————
    * Terror and Liberalism, Paul Berman, W. W. Norton & Company, New York, 2003.
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   
   





Taha AKYOL
Kıbrıs ve Loizidu

Çetin ALTAN
Amaniiin, neler görüyon?..

Melih AŞIK
Kuran kursları...

Fikret BİLA
Terörün boyutları

Hasan CEMAL
İnanç ve kan!

Güneri CIVAOĞLU
KKTC ve Gürcistan

Can DÜNDAR
Bir baskın, iki isim

Abbas GÜÇLÜ
40 bin okula internet erişimi

Sami KOHEN
Adını doğru koymak...

Meliha OKUR
Tüpraş'a en yüksek teklif 1.1 milyar dolar

Hasan PULUR
"Suratsız adam" Yüzbaşı Şaban'ı tanır mısın?

Derya SAZAK
Annan planı yeniden

Meral TAMER
Popstar'ı ben de izliyorum

Tamer HEPER
Bu iş yasak ama!

Güngör URAS
İstanbul Laternası

M. Ali BİRAND
Köhnemiş bir düzene yabancı yatırım gelmez