|


"Bu da geçer yahu"...
Yarım yüzyıl, hatta çeyrek yüzyıl öncesine kadar sürmüş olan İstanbul'daki ahşap köşkler ve evler döneminde; ünlü hattatların, Arap alfabesinin "kufi", yahut "sülüs" gibi, çeşitli stillerde kullanılmış harfleriyle yazdıkları - genellikle ayet ve hadislerden alınmış - yazı tabloları süslerdi duvarları. Bunlardan bazıları da, ya bir atasözü, ya bir topsöz olurdu. Onlardan biriydi "Bu da geçer yahu"...
Ve özellikle erkekler arasında sık tekrarlanan bir sözdü.
Eğer güncel olayların tatsızlığıyla, karmaşası bazen ensenizi karartıyorsa, siz de tekrarlayabilirsiniz:
"Bu da geçer yahu"...
***
Madem yakın bir geçmişten söz açtık; yakın geçmişin bizim kuşak için hala taze sayılacak günlerine kadar gidelim ve Abdi İpekçi dönemine uzanalım Milliyet'in...
Hasan Pulur'un da kulakları çınlasın, ilk sayfanın planını Turhan Aytul çizerdi; genellikle haberlerin ağırlığına göre değil de, sayfanın görünüm estetiğine göre...
Gencecik bir kız yardımcısı vardı Aytul'un, Azer Bortaçina; aynı zamanda albenili gezi röportajları yazan...
Uzun süredir gördüğüm yoktu Azeri...
***
Birkaç gün önce bir telefon... Azer çıka geldi; elinde de yeni yayımlanmış kitabı "Kültürün Gerçek Tanığı - Güneydoğu Anadolu"...
Gaziantep, Kilis, Halfeti, Şanlıurfa, Birecik, Bozova, Mardin, Diyarbakır, Hasankeyf, Nemrut, Adıyaman yörelerini; hanları hamamları, tarihsel anıtları, mutfaklarının özellikleri, turistik otelleri, ünlenmiş özgün lokantaları ve el emeği eserlerinin hayranlık uyandırdığı yaşlı ustalarıyla...
Ayrıca bütün o yörelerdeki çeşit çeşit yapı, anıt, ırmak, köprü ve yaşamların, renk renk fotoğrafları ve gezilip görülecek yerlerin planlarıyla...
***
Azer'in "Güneydoğu Anadolu" kitabının arkasında şöyle yazıyor:
"Güneydoğu kültür turizminin gözdesi olma yolunda hızla ilerliyor. Güneydoğu'ya yapılacak geziler tek bir noktaya değil geniş bir bölgeyi, en uygunu GAP bölgesini kapsarsa tadını buluyor. Karadeniz'le başlattığımız ayrıntılı bölge rehberlerinin ikincisi Güneydoğu olmalıydı."
Sevgili Azer Bortaçina'yı kutlarım. Kendisinin eski bir kapı yoldaşı olmasından ötürü bir iltimas yok bu kutlamada, inanın...
***
Eski Roma'ya yakıştırılmış bir fıkra...
Köle olarak yaşamanın canına tak ettiği bir delikanlı, düzene baş kaldırarak dağa çıkmış ve yakalanarak, gaddarlığıyla ünlü Roma imparatorunun karşısına getirilmiş.
İmparator, delikanlıya:
- Buraya bak, demiş, benim bir gözüm takmadır; hangisinin olduğunu bilirsen, seni bağışlayacağım, yoksa cezan idam...
Delikanlı şöyle bir bakmış imparatorun yüzüne:
- Sol gözünüz, demiş.
İmparator biraz şaşkın:
- Doğru, demiş, nasıl anladın?
- Sadece o gözünüzde biraz merhamet gördüm de...
***
Eski Roma'ya yakıştırılmış fıkradan da, günümüze bir yansıma yaparsak...
Genç bir politikacı, büyük bir alanda kürsüye çıkmış, karşısında toplanmış halk yığınlarına nutuk söylüyor...
Politikacı kürsüden indikten sonra, yanına yaşlıca bir adam yaklaşmış:
- Politikada çok yenisiniz galiba, demiş...
- Evet, nereden anladınız?
- "Ne yapıyorsak vatan, millet için yapıyoruz" derken, henüz hala yüzünüz kızarıyordu da...
***
Yıl 2050... Bektaşi babası, bir gence kentin geçmişini anlatıyordu:
- Önce Memalik - i Osmani idi. Sonra Hazine arazisi oldu. Sonra özellikle ormanlık bölgeler, gecekondular bölgesi, arkasından da 20 katlı yüksek apartmanlar bölgesi oldu.
- Peki sonra ne oldu?
- Sonra da deprem oldu.
***
Seçimleri kaybeden eski siyasal partilerin hiç parası yokmuş. Buna karşılık, o partilere mensup eski parti üyelerinin öylesine çokmuş ki paraları...
Bunun nasıl olduğunu sormuşlar, Zati Sungur'un ruhuna.
Ünlü illüzyonistin, gösterilerine başlamadan önce söylediği bir tekerleme duyulmuş yanıt olarak:
- Ne sihirdir, ne keramet, el çabukluğu marifet...
***
Ömer Özcan derlemesinden, Eşref'in bir dörtlüğüyle bitirelim yazıyı:
Bir soğan soyuluyor
Yaşarıyor gözler;
Bir hazine soyuluyor,
Aldırmıyor öküzler!
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|