|


Ölüme karşı hayat
"O eski Piraye değilim artık" diyor bombalanan HSBC bankasının Genel Müdürü Piraye Antika, "...hiçbir zaman da olamayacağım".
Oscar Wilde da der ki;
"Bazen yıllar akıp geçiverir insan için, gerçek anlamda hiç yaşanmadan; sonra da, bütün bir yaşam, sığıverir tek bir saatin içine..."
* * *
Ölüm, İstanbul'da kol gezdiği o kahrolası bir saat içinde, kim bilir kaç insana, ömrünü başka gözle görmesini sağlayacak gözlükler dağıtmıştır.
Kaç insan, oradan yepyeni bir hayat felsefesi damıtmıştır.
Ne çok yaşam muhasebesi, bir mecburiyet gibi yaşanagelen ilişkileri noktalamıştır kim bilir...
İnsan ilişkilerinin zorlu sınav anlarıdır felaket sonraları..
Ölümü gören, artık o eski insan değildir.
Azrail'le yüzleşmiş, filmin - bilse de bilmezden geldiği - finalini izlemiştir. Şimdi bandı başa sarıp, kalan ömrünün olay akışını gönlünce kurgulayacak, karakterleri önemine göre yeniden sıralayacaktır.
Çevresine, işine, ilişkilerine bu yeni gözlükle bakacaktır.
Ve sonunda, zor günde yanında olanı, yaralarını sarıp sarmalayanı, ölüm gerçeğine tahammülü kolaylaştıranı seçecektir.
Can aldığına inandığımız Azrail, böyle durumlarda hayatı sunar.
Ecelle karşılaşılan o bir saatin içinden yepyeni bir insan doğar.
* * *
Amerika da benzer bir "terör sonrası hayat" deneyimi yaşıyor nicedir...
Amerikan itfaiye teşkilatının asırlık bir geleneğine göre itfaiyeciler ölen arkadaşlarının dul eşlerine yardıma koşarmış.
11 Eylül'den sonra da öyle olmuş ve teşkilat, saldırıda ölen itfaiyecilerin eşlerine yardım eli uzatmış. İtfaiyeciler, acılar içindeki dullarla vakit geçirmeye başlamış ve sonuçta 12 yardımsever itfaiyeci, arkadaşlarının dul eşleriyle girdikleri ilişki sonucu ailesini terk etmiş.
İkiz kuleleri yıkan 11 Eylül, geride kalan evleri de yıkmaya devam ediyormuş yani...
Psikologlara göre bunun adı, "Kurtarıcı fantezisi" imiş.
* * *
Benzer bir öyküyü bir uçak kaçırma olayının sonrasında dinlemiştim.
Olayda hava korsanı, yolcuların müdahalesiyle bertaraf edilmiş ve uçak salimen yere indirilmişti. Ancak bir araştırmacı, yıllar sonra uçağın yolcuları arasında boşanmaların arttığını tespit etmişti.
Çünkü olay sırasında gündelik ilişkilerin parlak makyajı akmış, panikleyen kocalar, eşlerini unutup kendi canını kurtarma derdine düşmüştü. Güveni zedelenen kadınlar da, katlanageldikleri bu sahte ilişkiyi söküp atıvermişlerdi; belki korsanla boğuşan kahraman yolcu üzerinden "kurtarıcı fantezileri" kurarak...
* * *
Aşk, şiirlerde güllerle, bülbüllerle anlatılır hep:
Dev çınarın gövdesine kazınmış kocaman kalpte buluşan iki harftir aşk... Eros'un fırlattığı okla delinmiş kıpkırmızı bir yürek gibi resmedilir.
Oysa aslında çoğu zaman aşk, bir yara bandıdır.
Kanayan yerlerimize sürdüğümüz bir tentürdiyot.... Panik halinde iken, camı kırıp kullandığımız bir müsekkin... Çaresizliğimizin koltuk değneği... Güllerden çok küllerden doğan bir mucize...
Bir terapi seansı...
Ölümün üstesinden gelebilecek ve bize bir saat içinde hayatı bahşedebilecek bir sihirli iksir...
Not: Dünkü yazımda Süleyman Demirel'in okulu yanlışlıkla İstanbul Üniversitesi olarak yazıldı. Doğrusu İstanbul Teknik Üniversitesi olacaktı.
can.dundar@e-kolay.net
|
|

|