|


Samba sever miydiniz, devam ediniz...
Yusuf Ziya Ortaç'ın, 18 yaşındayken, dedesinden yadigar kalan ev için yazdığı bir şiir vardır:
Dedemden yadigar kalan bu evi,
Kışın fırtınası, yazın alevi
Daha ben doğmadan ihtiyarlatmış.
Fikrim bir hülyaya bazen dalar da,
Düşünür derim ki, bu odalarda,
Kimbilir kaç kişi oturmuş yatmış.
***
Bazen bendenizin de gözlerim, Marmara'nın ufuklarına dalıyor ve neler geçiyor aklımdan bir bilseniz...
İnsanlığın henüz hiç değinmemiş olduğu konular...
Örneğin, geçtiğimiz yüzyıl içinde söylenmiş "siyasetçi yalanları" üstünde, hiçbir araştırma yapılmış değil yeryüzünde...
Şayet yapılmış olsa, kimbilir nasıl bir dalgalanma yaratırdı TV kanallarında?
***
Şimdiye dek, insanların ömürlerini "kaç keşkeyle bitirdiği" de hiç incelenmedi.
- Keşke şu salak herifle evleneceğime, ilk nişanlımla evlenseydim.
......
- Keşke imam hatip okulunda okuyup, cami imamı olacağıma; bir denizcilik okulunda okuyup, açık deniz kaptanı olsaydım.
......
- Keşke belediyede memur olacağıma, televizyon teknisyeni olsaydım.
***
İnsanlar ömürlerini, ortalama olarak acaba kaç "keşke"yle bitiriyorlar?
Burada konu, doğdukları yer, ülke, aile gibi; ellerinde olmayan "keşke"ler değil. Kendi yaptıkları tercihlerde, sonradan düştükleri hayıflanmalar...
Ve bir soru daha:
- Acaba hiç "keşke"si olmadan, hayatını bitirmiş insan var mı dünyada?
***
Bazen gözlerim Marmara ufuklarına daldığında, neler neler geçmiyor ki aklımdan?
Çocukluğumda annemin sık sık tekrarladığı uyarı:
- Durup dururken icat çıkarma şimdi. Nerde görülmüş bu yaptığın?..
Asla yeni bir şey yapmamak, icat çıkarmamak. Her zaman alışılmış olanı tekrarlamak, bilineni taklit etmek...
Galileo, annemin çocuğu olsaydı ve:
- Güneş dünyanın çevresinde dönmüyor, bizim üstünde yaşadığımız dünya, kendi ekseninde durmadan dönüyor, deseydi...
Annem ne diyecekti:
- Nerde duyulmuş böyle bir şey; saçma sapan iddialarla icat çıkarma...
***
Bizler de, "Türk'e Türk propagandası" yapıp durmak; kendini, ailesini, tarihini övüp durmak ve "vatanını sevmek" formatları içinde biçimleneceğimize ve nasıl para kazandığımızı asla saydamlaştırmadan "mesleksiz" olarak yaşayacağımıza; önce "mesleğimizi" sevsek ve onu evrensel bir kalitede uygulama özeniyle yaşasaydık...
Acaba rüşvet, yolsuzluk, çürümüşlük sıralamasında, bugünkü kadar kötü bir basamakta mı olurduk?
***
Bu tür konular kimbilir ne zaman girecek buraların da gündemine?
Kimsenin pek tıkırdatmadığı kapıları kurcalayıp, icat çıkarmamak gerek...
TCK, hem "devletin manevi kişiliğini", hem "vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğünü" her türlü eleştirinin dışında tutmaya çalışmıyor mu?
Biz de Kopenhag kriterlerini uygulayacakmışız...
Yok devenin başı... Yeni yeni icatlar çıkarmayalım. Malum ya, "Biz, bize benzeriz". İşte o kadar...
***
Tabii bir de "halkın moralini bozmama" özenimiz olmalı...
Son 70 yılda kaç yüz bin memura toplam kaç milyar dolar harcırah ödenmiş olduğu ortaya çıkarsa, halkın morali bozulmaz mı?
Yeni icatlar çıkarıp, bozmayalım halkın moralini arkadaşlar!
***
Ah keşke çocukken annemin yaptığı "icat çıkarma" uyarılarını daha çok benimseseydim de; 304 kez ağır ceza davasından geçmeseydim... Savaşlarda birileri ölürken, birilerinin de kar ettiğini, yahut kar etmeyi düşündüğünü hiç dürtüklemeseydim...
***
1877 - 78 Osmanlı - Rus Savaşı'nda, Rus ordularının Yeşilköy'e kadar inivermesi ve İngiliz donanmasının da Marmara'ya girmesi...
Bir günlük Sadrazam Saffet Paşa'nın, -sözde geçici olarak- Kıbrıs'ı İngiltere'ye bırakması karşılığında, Londra'ya sığınması...
Bize ne bunlardan canım...
Biz gençliğimizde, kendimiz gibi dalgacı arkadaşlarla, "Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır, kahrolsun komünistler - Kahrolsun komünistler" diye, vurgulu bir tempoyla samba oynardık...
Sambaya devam etmek dururken; Güney - Kuzey arasındaki ulusal gelir uçurumlarının nedenlerini sormak niye?
***
Çocukken annem ne demişti:
- İcat çıkarma...
İcat çıkarmayın arkadaşlar, icat çıkarmayın; sambaya devam...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|