|


Harika günler yaşıyoruz, ne güzel...
Eskiden kış başlarken Sibirya soğuklarının gelmekte olduğu haber verilmezdi. Şimdi veriliyor, büyük aşama...
Eskiden yağan yağmurlar nedeniyle İzmir'in felç olduğu; işyerlerini, evlerin alt katlarını, caddeleri suların bastığı da duyurulmazdı. Şimdi duyuruluyor.
Eskiden kışları kaç köy yolunun kapanmış olduğunu da bilmezdik. Şimdi biliyoruz. Geçen kış 10 bin köy yolu kapandı. Bakalım bu kış, kaç bin köyün yolu kapanacak?
Böylesi bir saydamlık gelişimi, tam bir çağdaşlık hamlesi; öyle değil mi?
***
Saddam'ın başına gelenler de öyle. Başında fötr şapkası, sağ elinde bir tüfekle havaya doğru ateş edip duran; yahut kocaman bir kılıcı kınından çekip yukarı doğru kaldıran bir Saddam'dan; başında bit ayıklanan bir Saddam'a...
Keşke Irak gibi, aşiret ve tarikatlarıyla ortaçağda kalmış bir ülkede siyasetçi olacağına; arkeolojide, yahut denizcilik tarihindeki tekne mimarisi gelişiminde, yahut Abbasiler döneminden sonra Arap dünyasının neden çağ dışı kaldığı konusunda, evrensel bir uzman olsaydı.
Çok mu hoş bir uğraştı, binlerce insanı öldüre, zindana tıka; saraylarda sefa sürme ve sonunda da, dünya TV'lerinde başında bit ayıklanırken görünme...
***
Elbet bir gün siyasetçilik de, karlı olmaktan çıkacak...
ABD bile gazetelere ilan vermek zorunda kalacak kendine bir başkan adayı bulmak için...
Ama 50 yıl sonra, ama 100 yıl sonra...
***
Başkan Bush da nihayet dün açıkladı:
- Saddam bence idamı hak etti. Bin Ladin'i de, tıpkı Saddam gibi, çukurundan çıkarıp yakalayacağız...
Nerede olduğu gerçekten bilinmiyor mu sanıyorsunuz Bin Ladin'in?
Hele bakalım ABD'de, başkanlık seçimleri biraz daha yaklaşsın; kimbilir daha neler ve neler olacak?
***
Bütün bu uygulanmakta olan senaryolara karşın, Başkan Bush'un seçimleri yüzde yüz kazanması garanti mi?
Elbet değil...
Birleşmiş Milletler'i, devletler arası hukuku hiçe saymanın; silah endüstrisine büyük karlar sağlama karşılığı, Amerikan gençlerinin gitgide sayıları artan ölümlerine boş vermenin yaratacağı tepkiler de, unutulmamalı...
Ama Başkan Bush, çiçeği burnunda bir kahraman olarak girmek istiyor seçimlere. Bunun için de, elinden geleni ardına koymayacak.
***
Bir de bizim Ankara'nın, taşıma suyla ayakta tutmaya çalıştığı bir KKTC var.
Oysa 21. yüzyılın hızlandırdığı dinamikler sonucu, Kofi Annan planına - beş aşağı, beş yukarı - uygun olarak, tüm Kıbrıs adasının Avrupa Birliği üyesi olması isteniyor.
Washington da açık seçik bunu istiyor; Başbakan Tayyip Bey'in son verdiği demeçler de bu doğrultuda.
***
Kıbrıs Adası bir bütün olarak AB üyesi olduğu zaman; KKTC de, bir anda, adam başına düşecek 22 bin dolarlık bir gelişimle, öylesine bir cennete dönüşecek ki, Türkiye'nin de şaşkınlıktan parmağı ağzında kalacak...
Şimdiye dek, Güney Kıbrıs'ta adam başına düşen ulusal gelir birimi 18 bin dolarken; Kuzey'de sadece hamaset edebiyatı...
Ve 30 yıldır Ankara'dan gelen milyarlarca doların, nasıl harcandığının asla bilinmemesi...
***
Salı günkü Milliyet'in 3. sayfa manşeti, son 80 yılda söylenmiş hamasi nutukların üstüne bir "nanik" pankartı oturtuyor gibiydi:
"Yunan, Türkten 10 yıl fazla yaşıyor - Sağlık ve eğitim açısından 173 ülke kıyaslandı; Türkiye'nin 85. sıraya yerleştiği araştırmada, komşumuz Yunanistan fersah fersah önümüzde yer aldı"
Bir de buna KKTC Türklerinin, AB vatandaşı olduktan sonra erişecekleri yaşam düzeyini ekleyiniz...
Böylece Türkiye'nin, Hazine'den geçinenlerin üst kesimine göre biçimlenmiş, kul yığınlarına gerekli servisleri vermeyen "oligarşik" yapısının çağdışılığı, büsbütün çıkacak ortaya...
Ve her kış, İzmir gibi büyük kentlerin neden felç olduğu ve 10 binlerce köy yolunun neden kapandığı daha iyi anlaşılacak...
***
Enseyi karartmayın. Hele bir bekleyin 1 Mayıs'ı... Sonra da, sürprizlerle geçeceği şimdiden belli olan 2004 yılının bitimini...
Beyinsel radarları, tek plağa takılıp da paslanmamışlar için; öylesine görkemli bir değişimler çağı olacak ki, 21. yüzyıl; doğrusu insan imreniyor...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|