18 Aralık 2003 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   




   
   
Ankara ağırlığını koyacağa benziyor

       
    Doğrusunu söyleyeyim, bugün yazmak istediğim yazı "Kıbrıs komedisinden bıktım" başlığını taşıyacaktı.
    Gerçekten de bıkmıştım.
    Sanki bütün kararlarda KKTC vatandaşlarını dinlermişiz, sanki atılacak adımlarda KKTC'de oluşan iradeyi dikkate alırmışız ve sanki hep Denktaş'ı ikna etmek istermişiz de, bu defa da aynı beklentilerin gerçekleşmesine çalışıyormuşuz gibi bir oyun oynanıyordu.
    Al gülüm-ver gülüm...
    30 yıldır sadece Ankara'da alınan kararlar uygulandı. KKTC'nin tüm parası bizim cebimizden verildi. Bunlara karşılık Denktaş, Allah şahittir, Ankara ne dediyse onu yaptı.
    Şimdi en önemli, en hayati aşamaya girdik ve son 1 yıldır yeni bir moda çıktı: Efendim, Sayın Denktaş ile görüşelim... Kardeşim, Denktaş'ı ikna edelim... Bu ülkede demokrasi var, seçimlerin sonucunu bekleyelim..."
    Komik oluyoruz, komik.
    Bunu kimselere –özellikle kendimize- yutturamayız.
    Bu yaklaşımın temel nedeni, AKP hükümetinin şimdiye kadar Kıbrıs konusunda bir politika oluşturamamasıdır. Kıbrıs politikası bulunmamasıdır. Bütün bunlar, sırf zaman kazanmak için yapılan manevralardır.
    İşte Denktaş, görüşlerini en ince ayrıntısına kadar açıkladı. Bu koşullarda çözüm istemediğini gösterdi.
    Seçimler yapıldı ve çözüm isteyenler, az bir farkla dahi olsa kazandılar.
    Öte yandan da, zaman giderek kısalıyor. 1 Mayıs 2004'e, sadece 4,5 ay kaldı.
    Hala "Demokrasinin kuralları" ile mi uğraşacağız? Hükümet kuruluşunu geciktirecek manevralar mı seyredeceğiz?
    Bırakalım artık bu komiklikleri.
    Gerçekleri olduğu gibi görün.
    Kıbrıs'ı göz göre göre, bu defa tümüyle kaybedebileceğimizi kabul edin. Vatan Millet Sakarya edebiyatı ile hiçbir yere varamayacağımızı anlayın.
   
    * * *
   
   
ANKARA NİHAYET "KARARI BEN VERİRİM" DEDİ
    Dışişleri Bakanı Gül'ün basına söyledikleri ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Salı günkü grup toplantısında yaptığı konuşma, Ankara'nın artık hareketlenmek ve Kıbrıs komedyasına bir son vermek istediğini ortaya koydu.
    Tabii, yoğurdu üfleyerek yemek gerekiyor. Zira Başbakan bundan önce de esip kavurmuş, sonra birden bire tutum değiştirdiği izlenimi vermişti.
    Umarız, aynı filmi bir defa daha görmeyiz.
    Gelelim, Başbakanın getirdiği son politikalara.
    1. KKTC'de bir hükümet krizi olmamalı ve en kısa sürede koalisyon kurulmalıdır.
    Oysa Denktaş'ın son konuşmaları, bir hükümet kuruluşunu uzatmak, hatta yeni bir seçime gidilebileceği sinyalleri taşıyordu.
    2. Türk tarafı, Annan planını temel alarak yeni bir yaklaşım hazırlamıştır. Bunun ayrıntıları önümüzdeki hafta açıklanacaktır.
    Oysa Denktaş, Annan planının öldüğünü ve kendilerinin ayrı bir plan üzerinde çalıştıklarını ısrarla söylüyordu.
    3. Müzakere masasına dönülmelidir.
    Oysa Denktaş, 1 Mayıs 2004 tarihine kadar ne yapıp edip müzakere masasına oturmak istemiyordu.
    4. KKTC seçimleri, topulmun çözümünden yana olduğunu göstermiştir. Türk toplumu, kazanımlarını koruyarak çözümü arzulamaktadır. Statüko değişmelidir.
    Oysa Denktaş seçimlerin Annan planına karşı olanlar tarafından kazanıldığını açıkladı ve statükonun devamını desteklediğini belirtti.
    5. Seçimler Kıbrıs'ta yeni politika ve yeni politikacılar gerektiğini ortaya koymuştur.
    Oysa Denktaş yeniliğe kesinlikle karşı. Herhalde Erdoğan'ın bu sözlerinden rahatsız olmuştur.
    Şimdi yapılması gereken, bu politikaların harfiyyen uygulanmasıdır.
    Zaman geçirmeden Serdar- Talat- Akıncı koalisyonu kurulmalı... Ankara'nın çözüm planı koalisyon ortakları tarafından kabul edilmeli ve müzakere masasına oturulmalı.
    Bunun başka çıkışı yoktur.
   
    (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
   
    mabirand@e-kolay.net
   
   





Taha AKYOL
Kıbrıs ve Türkiye

Çetin ALTAN
Harika günler yaşıyoruz, ne güzel...

Melih AŞIK
"Ferhat - Qalferat

Fikret BİLA
Denktaş Ankara farkı

Hasan CEMAL
Fiyasko ve çıkış yolu!

Yılmaz ÇETİNER
Şehzadebaşı'nda bir hanım sultan

Güneri CIVAOĞLU
Okullara AB dersi

Hurşit GÜNEŞ
Doların hazin durumunun nedeni

Doğan HEPER
Kıbrıs'ta 40 yıl sonra yeşeren umut

Sami KOHEN
Uzlaşmak şart, ama...

Mehmet Y. YILMAZ
Bana "Popstar"ını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim

Hasan PULUR
Adalet ve yargı bilinci...

Erdoğan SAĞLAM
Mevduat ve repoda bir yıl beyan yok

Derya SAZAK
Kutsal olmayan savaş

Meral TAMER
Ölüm makinesi olarak uçağın 100. yıldönümü

Güngör URAS
Japonlar Türkiye'ye gelmekten korkuyor

Serpil YILMAZ
Mustafa Süzer: Hayat tiyatro sahnesi gibi...

M. Ali BİRAND
Ankara ağırlığını koyacağa benziyor