21 Aralık 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Saçak altı insanları ve yağmurda yürüyenler

       
Yalnız yürürken tökezleyip düşmüş biri için bir yağmur öyküsü:

   
    Yağmur mu, rüzgar mı, kar mı, ne yapsa karar verememiş, asabi bir havası var havanın... Havadan kaçmak mümkünmüş gibi koşuyor herkes sokakta. Oysa İngilizler kanıtlamıştı bir zaman, koşsa da yürüse de aynı miktarda ıslanıyormuş insan. Koşsa da yürüse de...
    Yeryüzü misafirlerinden bazıları, ıslanmak için gelmiştir buraya. Saçakların altında bekleşen ürkeklerden biri olmayı yediremez kendine, üstelik çoğu kez bilmez nedenini bile. Çok güçlü olduğundan değil, müdanasız olduğundan da değil. Onlar bazen bitmiş tükenmez kalemleri bile atmaya kıyamazlar hatta. Ama niyeyse, eskiden pazarlarda satılan civcivler gibi bitişip birbirine, korkuyla birbirini onaylayarak yaşayan, tek başına duramadıkları için ellerini sıkı sıkı tutuşarak duran o saçak altı insanlarından biri olmayı beceremezler. O saçakların altına, kimileri, ne yapsalar sığışamazlar. Onlar çoğu kez bir başına yürümek zorunda kalırlar.
    Yağmurun yönü de belirsiz, bir tuhaf. Hatta bazen sanki yerden yukarı doğru yağıyor. İnsan sersemliyor. İnsanın yüzünü sıyırıyor rüzgar, damlalar enseyi ısırıyor.
    İşte o zaman saçaklardan birini seçip, birazcık olsun, kısacık bile olsa, dinlenmek, durmak, yüzünü silmek ister yalnız yürüyen. Birazcık izin almak ister yoldan, yağmurdan. Yani yine çıkacak, kimseyi yerinden etmeyecek, biraz yüzünü silip yeniden yola devam edecek. Tam da eskisi gibi yalnız yürüyecek. Düşe kalka, neyse işte yine devam edecek.
    O vakit, tuhaf bir şey olur. İnsanoğlu, hele topluluk halindeyse, niyeyse pek acımasız olur. Güzel hanımların kıvır kıvır, uzun saçları ıslanmamalıdır, onların eteklerine çamur bulaşmamalıdır. Beyefendilerin cilalı ayakkabıları saçaktan dışarı çıkıp yağmur suyuna bulanmamalıdır. Dışarıda, yalnız yürüyen, şimdiye dek onlar gibi saçakların altına büzüşmemiş olan, yine yağmurda kalmalıdır. Onun durmaya, dinlenmeye, yorulmaya, tükenmeye hakkı yoktur. Yoluna devam etmelidir, saçak altı insanlarını rahatsız etmemelidir. Yalnız yürüyen, bir su birikintisine düşebilir, yalnızlıktan boğulabilir. Ne yapalım yani? Bunu kendi seçmedi mi?
    Bir suç topluca işlendiğinde artık o kadar da suç değildir... Artık saçakların altındakiler olup biteni çabucak unutmalıdır. "Hayat devam ediyor" adlı şarkıyı mutlaka biri, çok gecikmeden en az biri, nasılsa, hatırlayacaktır... Saçak altı insanları yeniden civcivler gibi birbirlerine sokulacaktır.
    Yağmur, doluya çevirir. Niyeyse bu, hep aniden olur. Kurşun gibi iner kafanıza, taş gibi düşer yüzünüze dolu. Tanrı sanki öfkelenip makineli tüfeğine sarılmıştır.
    Yalnız yürüyen, bir makineliyle taranmaktadır; artık yürüyemeyecek kadar yaralıdır. Sanki son sınav gibi, sanki "Son kararını ver" der gibi. Yalnız yürüyen ya saçak altı insanlarının eteklerine yapışıp yalvaracaktır "dahil olmak" için... Ya da bunu yapmayı yediremezse kendine, acıya katlanıp seçiminin bedelini ödeyecektir. Dolu isabet kaydederse belki bu seçim ölüm bile olabilecektir.
    Yediremez insan kendine. Hele bir kere yalnız ve özgür yürümenin ne tuhaf bir şahanelikte olduğunu öğrenmişse... Bu yalnızlık şahane olmadığı zaman da bile artık beceremez yalvarmayı kimseye. Gönlünü eğemez insan, boynunu düşüremez, ellerini bükemez. Eğilip bükülemeyen kırılır. Kırılan dökülür. Dökülen suya karışır, sokaklarda biriken yağmur suyuna. Belki bu yüzden, suya karışıp silikleştiği için yüzü, artık yalnız yürüyenin adını kimse söylemez. Saçak altı insanları kaybedenleri sevmez.
    Yağmur, ağır ağır diniyor. Güneş yeni yıkanmış çocuklar gibi diriliyor. Saçaklarda kalmış damlalar kendi küçük yağmurlarını başlatıyor. Sesler yeniden uyanıyor.
    Ben görüyorum buradan. Yağmur dinmiş olmasına rağmen, güneşe rağmen, saçak altı insanları oradan çıkamıyor. Çıksalar bile yürümeyi beceremiyor. Becerseler bile, onlar yürümenin hakkını veremiyor, güneşin ve ıslak sokağın. Bunların hakkını verdiklerini düşünseler bile... Yeniden yağmur başlayacak korkusuyla onlar, birbirlerini kolluyor. Kollayarak yaşıyor saçak altı insanları. Yalnız yürüyen, suya karışmış bu sırada, akıyor başka sokaklara, şehirlere, yeryüzünün başka memleketlerine... Korkak adımların arasından süzülüp gidiyor. Gidiyor. Çirkin ördek yavrusu gibi, kendi kuğu ailesini bulmak üzere yola devam ediyor. Yağmur korkusu sadece saçak altı insanlarını tüketiyor.
    Öyle işte...
   
    ecetem@hotmail.com
   
   





Çetin ALTAN
Mangal üstünde boru, nedir adamın zoru...

Melih AŞIK
Bir eski hikâye...

Fikret BİLA
Karışık kafalar

Hasan CEMAL
Cimbom için...

Güneri CIVAOĞLU
Bahçe ve mumlar

Can DÜNDAR
Suskun kadınlar

Abbas GÜÇLÜ
En büyük sorun işsizlik!

Mehmet Y. YILMAZ
Evlilik yasaları!

Hasan PULUR
Yeni Markiz'in yeni insanları

Derya SAZAK
Medyada İstanbul zirvesi

Meral TAMER
Yurtdışındaki Türk öğrenciler nelere takılıyor?

Ece TEMELKURAN
Saçak altı insanları ve yağmurda yürüyenler

Tamer HEPER
İnsan hakları kurulları

Osman ULAGAY
2004 yılı hangi bakımdan kritik?

Güngör URAS
Japonya'da "Türk Yılı"

Serpil YILMAZ
Doktor burada hasta firar!