22 Aralık 2003 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
'Annan Planı temel alınmalı'

       
    KKTC seçimlerinin sonuçları, Washington'da 'umudun korkuya, değişim talebinin statükoya galip gelmesi' diye okundu.
    Bir ABD'li diplomat, tabloyu yorumlarken "CTP'nin oyları, AKP'nin 2002 seçimlerinde Türkiye seçmeninden aldığı oyu oransal olarak geçti. Eminiz, Başbakan Erdoğan bu oranları kafasında tartmıştır" diyor.
    Aynı diplomata göre, 'KKTC seçmeni ortadan bölündü' yorumunu yapmak, 'trendi,' yani siyasi değişim vektörünün yönünü görmemek demek. Öyle ya, Annan Planı temelinde çözümü ve AB üyeliğini sloganlaştıran CTP, oylarını beş yılda yaklaşık üç kat artırıp birinci parti oldu; değişim yanlısı partilerin toplam oyları yarıyı geçti ve 1998'deki son seçimlerden bu yana iki katına çıktı. Buna karşın 'statükocu' iktidar partilerinin oylarında yüzde 18'lik düşüş var. UBP ve DP'nin gerileyişi, seçimlerde devlet olanaklarını kullanmalarına, Türkiye'den aldıkları desteğe ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ağırlığını açıkça kendilerinden yana koymasına rağmen gerçekleşti.
    ABD'ye göre, 'KKTC'de siyasi değişimin yönü' gayet net, ancak oyların eski iktidar ve muhalefet cepheleri arasında hemen hemen eşit dağılmış olması da, zaten çözümün asıl anahtarı sayılan Ankara'nın iradesini çok daha ön plana çıkarıyor. Washington'da konuyla ilgili herkes hemfikir ki, Kıbrıs topu şu anda belki her zamankinden daha fazla Ankara'nın ayağında.
   
    Gözler Erdoğan'da
    Başbakan Erdoğan'ın yazının başlığına taşıdığımız sözleri, BM Genel Sekreteryası'ndan Bush yönetimine, AB'nin merkez bürokrasisinden Atina'ya kadar birçok yerde paylaşılan bir görüşü yansıtıyor. Çok daha önemlisi, KKTC'nin artık en güçlü siyasi partisi olan CTP, seçimleri bu görüşün propagandasını yaparak kazandı; KKTC seçmeninin yarıyı aşkın kesimi oyuyla, bu görüşü destekledi. Kısacası, uluslararası topluluğun ortak sesi ile KKTC seçmeninin iradesi ve Türkiye'deki siyasi yönetimin tavrı, belki de ilk kez bu denli yakınlaştı.
    Bu yakınlaşmanın dışında kalanlar, "Annan Planı intihardır" demeyi sürdüren Cumhurbaşkanı Denktaş ile Başbakan Erdoğan'ın "Denktaş'ın gözden geçirmesinde yarar var" dediği danışmanları. Ve tabii, asıl olarak da, Kıbrıs müzakerelerinin Annan Planı temelinde bir an önce yeniden başlamasını, Mayıs 2004 öncesinde çözüm üzerinde anlaşılmasını, Kıbrıs Türkleri'nin Kıbrıs Devleti'nin eşit siyasi vatandaşları olarak AB'ye girmesini isteyenleri (dolayısıyla da KKTC seçmeninin yarısını - adalı Türkler'in ise çoğunluğunu), 'teslimiyetçi' ilan eden zihniyet ile Ankara'da bu zihniyeti paylaşan sivil - asker bürokratlar ve siyasetçiler.
    Şimdi Washington'da sorulan soru şu: Erdoğan, bu ayrışmada son sözü söyleyebilecek mi? AKP hükümeti, ağırlığını, Başbakan'ın Taşkent'teki açıklamalarına yansıyan 'Annan Planı'nın temel alınması' fikrinden yana koyabilecek mi?
    ABD başkenti, her ne kadar önümüzdeki iki haftayı Hanukka, Noel ve yılbaşı rehavetinde geçirecekse de, Türkiye ve Kıbrıs ile ilgilenenlerin gözü kulağı Ankara'da olacak. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı Sezer ve Denktaş ile yapacağı görüşmelerin sonucu, KKTC'deki hükümet kurma çalışmaları ve Türk Dışişleri'nce hazırlanan yeni öneri paketine ilişkin ipuçları dikkatle izlenecek.
   
    Weston'ın kafası
    Seçimlerden sonra Atina, Lefkoşa ve Ankara'da temaslar yapan ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston'ın KKTC'deki durumun, kendisinin ve birçok uluslararası gözlemcinin "kafasını karıştırdığını" söylemesi, Türkiye'de bazı çevrelerce 'alay konusu' yapıldı. Oysa gerçekten de meşru bir kafa karışıklığı bu.
    Baksanıza, KKTC'nin Cumhurbaşkanı ve çözüm müzakerelerindeki görüşmecisi Denktaş'ın, ruhuna ve felsefesine tümden karşı çıkarak reddettiği Annan Planı, KKTC'nin ve Türkiye'nin bir numaralı siyasi liderlerince 'temel alınması gereken bir belge' sayılıyor.
    Eğer Ankara, resmi çizgisini, bu ikinci yaklaşım temelinde belirlerse, kafa karışıklığı giderilecek. Çünkü o zaman ya Denktaş, daha önceki sözlerine rağmen, kendi halkının ve Ankara'nın siyasi iradesini kabullenerek masaya oturacak ya da yerine başka bir görüşmeci geçecek.
    Yok, Ankara, 'Annan Planı intihardır, Sayın Denktaş haklıdır' diyebilecekse, o zaman da kafa karışıklığına gerek kalmayacak. Zira, müzakereler yeniden başlamayacak. Mayıs 2004'te, Kıbrıs Rum Yönetimi 'topraklarının bir bölümü işgal altındaki bir devlet' olarak AB'ye katılacak. Yazın, Denktaş ve Ecevit'in başrolü oynayacağı bando mızıka törenleriyle Kıbrıs Barış Harekatı'nın 30'uncu yıldönümü kutlanacak. Kıbrıslı Türkler, çocuklarına daha iyi bir hayat verebilmenin peşine düşerek adanın kuzeyinden kopacaklar.
   
    Zaman aleyhimize
    Tabii ki, bu son tablo eksikli. Zira 2004 başında, Kıbrıs'ta çözüm yoluna girilemezse ve uluslararası topluluk (BM, ABD ve AB) bu durumun sorumlusunu Türk tarafı olarak görürse, bunun faturası hepimizin çocuklarına çıkacak.
    Zira o zaman, Türkiye'nin gelecek yıl sonunda, AB'ye katılım müzakereleri için tarih alması mümkün olmayacak. Dahası, böyle bir durum Türk - Amerikan ilişkilerine de olumsuz yansıyacak. (Dünkü 'Milliyet Business' ekinde ayrıntılı biçimde yazdığımız gibi, eğer Erdoğan ile Başkan Bush 28 Ocak'ta buluştuklarında Kıbrıs müzakereleri hala başlamamış ya da başlaması için kesin karar alınmamış ise, Beyaz Saray görüşmesinin başarı şansı azalacak. Bush'un, hazirandaki NATO Zirvesi'ni Ankara'ya bir resmi ziyaretle birleştirip birleştirmeyeceğinin kararı da, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda oynadığı rolden etkilenecek.) Ve eğer Kıbrıs'taki tutumumuz, AB ile ilişkilerimize darbe vurur, ABD ile işbirliğine de gölge düşürecek olursa, ekonomi bundan payını alacak, piyasalar çalkalanacak, mali istikrarın eşiğine gelmişken kendimizi yeniden uçurumun kenarında bulabileceğiz.
    Şimdi Türk Dışişleri'nin üzerinde çalıştığı yeni paketin, bu sevimsiz senaryoyu tersine çevirebilmesi için 'Annan Planı'nı temel aldığını, plana ilişkin değişiklik taleplerini de, bu plan temelinde müzakereye açmak istediğini' peşinen ilan etmesi gerekecek. ABD'li yetkililer, "Annan Planı'nı yok sayan hiçbir önerinin müzakereleri yeniden başlatamayacağını ve Türkiye'nin bunu görmezden gelen bir paket hazırlamasının hiçbir işe yaramayacağını" belirtiyorlar. (Weston'ın Ankara'da aldığı izlenim, Türk Dışişleri'nin de bunun farkında olduğu yönünde.)
    Washington'da Kıbrıs ve Türkiye ile ilgilenen herkes, ısrarla takvimi gösteriyor: "Mayıs 2004'ü son tarih saymaz, önümüzdeki dört ayı Kıbrıs'ta çözüm için son fırsat gibi değerlendirmezseniz, kaybeden Türk tarafı olacak. Zaman aleyhinize işliyor."
   
    ycongar@erols.com
   
   





Taha AKYOL
Türki Cumhuriyetler ve Türkiye

Çetin ALTAN
İyi işlemeli ki...

Fikret BİLA
Kürtler'in hamlesi

Yasemin CONGAR
'Annan Planı temel alınmalı'

Hasan PULUR
"Batıda ne varsa bizde de olsun!"

Derya SAZAK
İki boş kovan

Ece TEMELKURAN
Bir kitap yazdım; patladım!

Yaman TÖRÜNER
Cıngıllıoğlu-Süzer

Osman ULAGAY
Dünya futbolunun zirvesinde kavga

Güngör URAS
Orkinoslar Japonya'ya gidiyor