22 Aralık 2003 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Bir kitap yazdım; patladım!

       
Kendini bir marka olarak gören 'kahraman', kendi üzerinde vizyonlu-misyonlu kelimelerle düşünüyor. Hayatının kitabı da bir markanın tanıtım kataloğuna dönüşüyor...

       
    Herkesin bir kitabı olmalı aslında. Her hayat, yeryüzü tarihine yazılarak eklenmeli. Belki böylece birikir insanlık bilgisi; tıpkı kimya, biyoloji bilgisi gibi. Tuhaf gelmiyor mu size? Kibrit yapmak için bilgi biriktiren insanlığın "daha iyi insan olmak" için düzenli bir kayıt tutmaması? Bu yüzden değil mi zaten; daha iyi kibritler yapılıyor yıllar ilerledikçe, ama bin yıllardır birbirini aynı oburlukla öldürüyor insanoğlu. Yok yani insanlıkta bir gelişme!
    Bu günlerde, elbette böyle bir kaygının epey uzağında, bir kitap serisi başladı; seri cinayetler gibi sanki. Hülya Avşar, Orhan Pamuk, Nilgün Belgün, Müjdat Gezen, hepsi "hayatlarının kitaplarını" yazıyorlar.
   
   
Marka edebiyatı
    Orhan Pamuk'un gazete bayilerinde "peynir-ekmek gibi" satan Yeni Hayat romanının ilk cümlesindeki gibi yani: "Bir kitap 'yazdım'; hayatım değişti!". Artık benlik sandıklarının dipleri karıştırılıyor yani, sandık diplerinden yeni "mallar" çıkarılıyor. Kitaplar basılıyor, magazin programlarında sorulara cevap veriliyor, röportaj divanlarına şöyle bir uzanıveriyor "yazar". Orhan Pamuk da aynı biçimde, Hülya Avşar da aynı biçimde. Hatta belki artık yüksek kültürün temsilcisi Orhan Pamuk, Ayşe Arman'ın divanına Seren Serengil tarzında uzanıverirken, Hülya Avşar daha bir 'yazar pozu' verebiliyor gazetelere. Her şey yer değiştiriyor: Kitap magazinleşirken, magazin kitaplaşıyor. Yazı ve yazının mahremiyeti, bir mevzi daha kaybediyor.
    Herkes markalaşıyor çünkü. Birazcık tarzı olan, birazcık farkı olan insan, hele ki tanınıyorsa, artık "marka" oluyor. İşin tuhaf tarafı başkaları ona bir marka gibi davranmaya başlayınca, o insanlar da kendilerine bir "şirket" gibi davranmaya başlıyor. Kendini bir şirket, bir marka olarak gören "modern zaman kahramanı" artık kendi üzerinde "vizyonlu-misyonlu" kelimelerle düşünmeye başlıyor.
   
   
Kendini önemseyenler
    Bu noktada artık hayatının kitabını yazma meselesi de şirket broşürlerine dönüşüyor, markanın tanıtım kataloğuna. Artık yazı, kanamıyor ve kana kana gülmüyor. O başarı hikâyelerindeki plastik suratlar gibi sırıtıyor bütün kitaplar; Amerikan beyazı otuz iki dişler ve camdan gözler... İnsan markalaştıkça, yüzler logolara dönüşüyor, sözler reklam metinlerine... Şimdi herkes kendinden bahsediyor. Artık herkes, kendi kendisinin medyası oluyor. Takdir edilmeye, takdir edilmeyi beklemeye zaman yok; herkes kendini takdir ediyor alelacele, ödülünü veriyor, hatta kendi kendiyle röportaj yapıyor markalar. Aslında herkes artık sadece kendisiyle konuşuyor.
    Markalar kendilerini giderek daha hastalıklı bir biçimde önemsiyor. Kendini önemseyenler giderek daha çok korkarlar kaybetmekten. Giderek kaybetmeme çabasına dönüşür hayat. Kişi daha çok korkar. Korkanlar giderek daha çok sırıtır; çünkü marka neşeli ve dinamik olmalıdır! Böyle yalandan bir değirmen yani; gerçeği müthiş bir hızla öğütür...
   
   
Herkesin bir sloganı var
    Herkes kendine bir reklam panosu kiralayacak yakında. Dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum ama 'Ben Evleniyorum'da, 'Popstar'da ve benzeri "ekran için uydurulmuş insan laboratuarlarında" ne kadar kolay tarif edebiliyorlar kendilerini "kahramanlar": "Ben bilmem ne bir insanım. Ben şöyleyim, böyleyim." Neredeyse herkesin bir "tanıtım sloganı" var artık. Bana sorarsanız, herkes kendine bir reklam metni hazırlıyor şu anda.
    Yakında kendi yüzünüzü satacaksınız reklam panolarına! Yaşasın siz de sonunda olacaksınız bir marka! Sırıtın, şu anda markanız tedavülde!
   
    ecetem@hotmail.com
   
   





Taha AKYOL
Türki Cumhuriyetler ve Türkiye

Çetin ALTAN
İyi işlemeli ki...

Fikret BİLA
Kürtler'in hamlesi

Yasemin CONGAR
'Annan Planı temel alınmalı'

Hasan PULUR
"Batıda ne varsa bizde de olsun!"

Derya SAZAK
İki boş kovan

Ece TEMELKURAN
Bir kitap yazdım; patladım!

Yaman TÖRÜNER
Cıngıllıoğlu-Süzer

Osman ULAGAY
Dünya futbolunun zirvesinde kavga

Güngör URAS
Orkinoslar Japonya'ya gidiyor