|
|


"Cilveli kadınlar"ın Boğaz sularındaki hikayesi
Teri Sonman "Su Yolu'nun Dilberleri" adlı kitapta İstanbul su yolunun hikayesini sandaldan alamatraya farklı teknelerde dolaşarak anlatıyor
NİLÜFER OKTAY
Boğaziçi, Haliç, Adalar bölgesi... Teri Sonman'ın "Su Yolu'nun Dilberleri" adlı kitabı bu sularda dolaşıyor. Dönemine göre bazen saltanat kayıkları, bazen Şehir Hatları vapurları, bazen sandallar, bazen mavna ve takalarla... Sonman; İstanbul doğumlu, çocukluğu ve gençliği Boğaz sularında geçmiş bir grafik tasarımcısı. Kitabı hazırlarken Beşiktaş Deniz Müzesi'nden Rahmi M. Koç Müzesi'ne, özel koleksiyonlardan İstanbul'un anlatıldığı kitaplara birçok kaynaktan yararlanmış. "Tekne, çoğu lisanda dişi bir kelimedir. Ben de onları öyle gördüğüm için kitaba 'Su Yolu'nun Dilberleri' adını verdim. Tekneler, cilveli kadınlar gibi su üzerinde dolaşırlar" diyen Sonman'ın bir sonraki projesi de yine denizle ilgili: "Modern klasik tekneler ile restore edilmiş tekneleri araştırıyorum."
Denizle aranız hep iyi miydi?
Ben Boğaz'da büyüdüm, senenin dört ayını Burgaz Adası'nda geçiriyorduk. Marmara bir akvaryum gibiydi. Ailemin teknesi vardı; balık tutardık, yelken yapardık...
Siz çocukken en çok hangisini severdiniz; yüzmeyi mi balık tutmayı mı?
İkisini de. O zamanki balıkların çoğu yok artık. Mesela lüfer avına çıkardık. İnanılmaz lüfer akınları olurdu. Palamut çaparisi yapardık. Etraftaki balıkçılar "Rastgele" dediğinizde kayığınıza balık atardı, o kadar çok balık vardı ki... Göksu'nun ağzında dalınırdı mesela. Unutulmaz hatıralarım var.
"Motorlar estetik değil"
Hâlâ bu kadar yakın mısınız denize?
Evet. Benim çocuklarım da teknede büyüdü. Teknede televizyon yoktur, radyo yoktur. Bu da insan ilişkileri için iyi bir şeydir. Tabiat size devamlı bir şeyler hediye eder. Mesela sardalyalar büyük balıklardan korunmak için hep sürü halinde dolaşır. Ya yukarıdan aşağıya doğru bir sütun meydana getirirler ya da bir balık şekli alarak yüzerler. Böyle şeylerle karşılaşırsınız... Senenin altı ayı teknede yaşıyoruz, bu sene de Hırvatistan'a gitmeyi düşünüyoruz.
"Su"ya ilginiz kitaba nasıl dönüştü?
Üç sene önce eşim bir tekne tasarımı yapıyordu. Tekne için detay ararken birtakım kitaplarla karşılaştım ve hiç bilmediğim şeyler öğrendim. İlk önce Çelik Gülersoy'un "Kayıklar" kitabını okudum, ardından başka kitaplar aldım. Gördüm ki tekneler üzerine çok kitap var ama bilgiler bir araya toplanmamış, çok dağınık. Bu kitabı hazırlamaya karar verdim.
Uzun bir araştırma yaptınız sanırım.
Bayağı araştırma yaptım ama şöyle bir şey oldu: Çok teknik olarak başlamıştım çalışmaya. Sonra fark ettim ki edebiyatta da bu konu üzerine herkes bir şeyler yazmış. Bunu görünce yaptığımı yırtıp baştan başladım.
Kolay oldu mu kaynaklara ulaşmanız?
Başlarda tanımadığım insanlara nasıl soracağım diye çok çekindim. Fakat insanlar bir şeyi sevdikleri ve bildikleri zaman çok kolay paylaşıyorlarmış. Herkes yardımcı oldu.
Araştırmanızın eğlendiren, şaşırtan yanları nelerdi?
Sermet Muhtar Alus'u okurken çok eğlendim. Çünkü mizah duygusuyla, ironik bakıyor Boğaz'a, siz de okuduğunuzda gülümsüyorsunuz. Hâluk Şehsuvaroğlu da öyle... İki kadın yazar ise beni çok şaşırttı. Samiha Ayverdi ve İffet Evin, çok detaylı ve kadın gözüyle anlatıyorlar Boğaz'ı; balıkları, kuşları, Boğaz'ın renklerini...
Kitapta motorları örnek verip "Yeni tekne türleri olmalı" diyorsunuz.
Motorlar; su yolunu, trafik yolu olarak kullanmak için bir öncü fakat benim estetik anlayışıma göre güzel değiller. İnanıyorum ki su yolu çaresizlikten bir gün daha çok kullanılacak ve dolayısıyla işlevine göre yeni tekne tasarımları yapılacak. Bugün İstanbul'da, Tuzla'da inanılmaz tekneler, yatlar yapılıyor. Ulaşım için de daha güzel teknelerin tasarlanacağına inanıyorum.
"Boğaz iyi kullanılsaydı trafik sorunu olmazdı"
İstanbul su yolunun en görkemli dönemi hangisi size göre?
18'inci yüzyıl en şaşaalı dönem. Zaten 19'uncu yüzyılda buharlı gemiler başlıyor. Saltanat kayıklarıyla ilgili yazıları okuyup resimleri gördüğünüz zaman sanki bir film canlanıyor gözünüzün önünde. Mesela kadınların giyimleri, kayığa biniş şekilleri, yan kayıktaki erkeklerle flört etmeleri, şemsiyeleriyle mesaj vermeleri... Bunlar artık olmayan bir sosyal hayatın izleri.
Bu yoldan bugün yeterince yararlanabiliyor muyuz?
Hayır maalesef. Ben İstanbul su yolunu Venedik gibi görüyordum. Boğaz, Haliç doğru kullanılsa ve korunabilseydi şehrin çok içlerine kadar tekneyle ulaşabilecektik, trafik sorunu belki de hallolacaktı. İstanbul'da suyu yeteri kadar yol olarak kullanamıyoruz. Tatbiki Güzel Sanatlar'da okurken Bebek'ten Beşiktaş'a vapurla giderdim. Şimdi ise kullanmıyorum vapuru.
|
|


|