25 Aralık 2003 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   


   
Doğum gününde, yılbaşında havlu atmayın; herkese havlu alın

       
Ta içimde, çok derinlerde bir doğum günü endişesi vardı. Çocukluğuma dayanan bir hediye travması... Nedeni havluydu, çözümü de havlu oldu

   
       
    Sizce de çok saçma değil mi, insanın kendi doğumunu bir partiyle insanlara kutlattırması. Tek ortak noktası doğum günü insanı olan, birbirine yabancı bir kalabalığı bir mekana getirtip öbek öbek durdurması. Doğduysa doğdu. Ne yapalım? Niye kutlayalım? Hadi diyelim, bu kutlu günü kutlayacağız. İyi de, niye bir de üstüne hediye almamız gerekiyor.
    İşin aslı; Zeynep'ti, Banu'ydu, sevgilimdi vesaireyi "Siz de gelin n'olur. Çok eğleneceğiz" diye zorlasam da, kendimi eğlence ihtimaliyle tıka basa doldursam da... Ben doğum gününe gitmek falan istemiyorum! Benim ta içimde, çok derinlerde bir doğum günü endişesi var. Tüm doğum günlerinden korkuyorum!
    Neyse ne! Bu kez doğum günü Akademi 14'te. Çok da derin düşünmek gerekmiyor. İnsan sıkılmaya yeminli değilse, orada kolay kolay sıkılmaz. En azından sıkılmayacağım. Hediye da almadım. Ne uğraşacağım? Doğum gününe gidiyoruz işte!
   
   
Tuvaletten çıkma güzelim
    Bir tuvalet efsanesi yürüyor. Bir arkadaş dört kez tuvaleti tarif ettirip üç kez bulamadıktan sonra, dördüncüde "Her tarafı aynalı bir yer var. Orası mı tuvalet?" diyor. "Değilse de, artık orası da tuvalet!"
    Aynı aynalı yerde bir başka arkadaş Sergen'le karşılaşıyor. Sarhoş ya salak; "Biz size ailece hayranız" diyor, "Babam da sizi çok seviyor" diyor. "İyi ki Beşiktaş'a geçtiniz" diyor. Diyoroğludiyor. Ve bu kısmı anlatmıyor ama ihtimal o esnada Sergen'in ayakkabılarına işiyor.
    Sonra bir "sosyete güzeli" bana tuvalet sırasında mıyım diye soruyor. Değilim, ben şimdi çıktım. Çok seviniyor. Galiba o da gariban içkisi bira tüketiyor.
    Bu arada içimden insaniyet namına onu uyarmak geliyor. Ona "Sen keşke artık alt kata gelmesen, üstte kalsan, hatta tuvaletten hiç çıkmasan... Çünkü alt kattaki insanlar var ya, onların hepsi gazeteci" demek istiyorum. Zira kızcağız, kimlerin arasında olduğunu bilmeden etmeden, gece boyunca alt katta bir adamla nasıl bir yiyişmek, nasıl bir sevişmek, nasıl nasıl...
    Bana ne ya! Bi'şey demiyorum.
   
   
Pasta niyetine helva
    Tekrar alt kata iniyorum. Şampanya mı patlatılıyor ne! Bir de görüntüyü kurtarmak için bir pasta geliyor. Meğer pastayı ben alacakmışım. Ben ne bileyim? Öyle bir şeyler söylemişlerdi ama unutmuşum, gitmiş. Akademi 14'ün yüce ve muhteşem insanı Mustafa'ya pasta bulmasını rica ediyoruz. Sabahın bir vakti nereden pasta bulsun çocuk? Fakat yüce ve muhteşem ya, helvanın üstüne mum dikip gönderiyor.
    Yiğit helvanın üstündeki mumları üflüyor. Yani neymiş? Yiğit doğmuş. Kendisini tebrik ediniz.
    Derken iki erkek dansçı, böyle gayet havalı havalı merdivenlerden inerken, hoop tişörtlerini çıkarıveriyorlar. Ben en son kendimi bir dansçının kucağında dönüp dururken hatırlıyorum.
    Yıllardır tüm doğum günlerine karşı içimde çikolatalı pastalarla büyütmüş olduğum endişeyi böylece yeniyorum.
   
   
Havlu travması
    Sahi ben doğum günlerinden niye korkuyordum?
    Salak mıydım?
    Şöyle bir uzanıp çocukluğuma dönsem...
    Hımm, 5-6 ve 7 yaşlarındaydım. Üst kat komşumuzun iki kızı, her nasılsa yılda dörder kere, belki daha bile çokar kere doğum günü partisi yapardı. Annem de elime saçma sapan bir havlu tutuşturur, beni doğum gününe yollardı.
    Şimdi annem bunu okuyunca suratı dağılacak. "Bu kız iyice sapıttı" diyecek. "Ben onlara, doğum günleri olsun olmasın zaten hep hediye alıyordum. Bir doğum gününde de denk gelmiş, havlu göndermişim. Amma abartmış" diyecek. Hakikaten çok kızacak.
    Fakat yanılıyor. Ben onlara her doğum gününde havlu hediye ettim. Hep son dakikada, elime bir havlu tutuşturup beni doğum gününe yollayıverirdi.
   
   
Kırık plak, kırık gurur
    Düşününüz rica ederim, kendinizi benim yerime bir koyunuz, ah bir koyunuz... Bir çocuk için ne büyük bir travmadır, doğum günü çocuğuna hediye olarak havlu götürmek! Siz benim yerimde olsanız doğum günlerinden hazzeder miydiniz? Mümkün müdür doğum günüyle ilgili böyle acı tecrübeleri olan bir çocuğun büyüyünce doğum günlerini sevebilmesi? Mümkün müdür?
    Hani Bülent Ersoy, doğum gününde Gülşen Bubikoğlu'na bir plak alır ya. Ama aynı gün babası Gülşen'e araba hediye eder. Gülşen kızımız da arabaya doğru koşarken, Bülent'in aldığı o plağı ezer, kırar, geçer. Bilmem anlatabildim mi? Şöyle diyeyim: Araba, plak ve havlu yarışsalar; havlu açık ara sonuncu olur, Bülent Ersoy'un da plağı ve gururu kırılmazdı.
    ***
    Yiğit, tahmin edersiniz, bir haftadır tepemde, hiç susmuyor. Ona hediye almadık diye etmediği eziyet kalmadı. Eziyete devam etmeye de kararlı. Peki tahmin edin bakalım, bu yazıyı bitirdikten sonra ne yapacağım?
    Yiğit'e havlu hediye edeceğim!
    Bu vesileyle, çocukluğumun o üç utanç dolu yılında, o havluları hediye ettiğim kardeşlere, Aysun ve Berna Banu İçöz'e (Evet, kardeşlerden biri kitap kahramanımla adaş) sevgilerimi sunarım. Neyse ki o havlulara rağmen hâlâ arkadaşız. Fakat bugün bile annemi benden daha çok seviyor olmalarının sebebinin, annemin elinden güzel hediyeler alıp benden gelen paketlerin içinden hep havlu çıkmasına bağlamıyor muyum? Bağlıyorum.
    Var ya, şunu da yazdım ya, üstümden bin ton yük kalktı. Yazı yazmak süper terapi hakikaten. Tavsiye ederim.
    Doğum gününüze çağırın. Elimde bir havluyla, mutlaka geleceğim!
    Bu arada... Yılbaşı hediyesi sorununu da aştım. Herkese havlu hediye edeceğim.
   
    tubakyol@yahoo.com
   
   





 Donatella Piatti
 Sarıkız'ın Anıları
 Tuba Akyol
 İlhan Uçkan