|
|


Hayatımı yazsam olay olurdu, çok satardı
Anı kitapları nasıl yazılır? Yazar aradan yıllar geçmesine karşın detayları nasıl hatırlar? Kendini hiç sansürler mi? Anılarını yazanlar cevaplıyor
ÖZKAN GÜVEN
Son günlerin en çok konuşulan, tartışılan eserleri, anı kitapları oldu. Orhan Pamuk çocukluk ve gençlik yıllarını anlattığı "İstanbul: Hatıralar ve Şehir" ile okurların karşısına çıktı. Müjdat Gezen'in yazdığı "Galiba Ben Sanatçıyım" ağırlıklı olarak aşk hikayeleriyle gündeme gelince, ünlü yazar kitabın yayımlanmamasına karar verdi. Gazeteci ve siyasetçi Altan Öymen, "Bir Dönem Bir Çocuk"tan sonra bugünlerde ikinci anı kitabını çıkarmaya hazırlanıyor. Otobiyografik öyküler içeren "Paranın Cinleri"ni yazan Murathan Mungan şimdilerde edebiyat, tiyatro, sinema, müzik ve basın dünyasına ait anılarından oluşan kitabını kaleme alıyor. Mungan'ın gürültü koparması beklenen kitabının adı, belki de anı kitaplarının tümünü tanımlıyor: "Ben Böyle Hatırlıyorum".
Peki anı kitapları nasıl yazılır, yazar onca yıl geçmesine karşın bütün o detayları nasıl hatırlar? Anılarını yazarken kendilerini hiç sansürler mi? Bu ve benzeri soruları, anılarını yayımlayanlara sorduk.
"Çocukluğum ve İstanbul iyi edebi malzemelerdi, fırsatı kaçırmak istemedim"
Orhan Pamuk / "İstanbul: Hatıralar ve Şehir"
Kendi hayatım için çok fazla belgeye ihtiyaç duymadım. Hatırladıklarım; aile fotoğraflarıydı, yakınlarımla konuşmalarımdı. Hafızamda yeteri kadar ayrıntı var. Arada bir; benimle aynı hayatı paylaşmış olanlara, mesela abime ya da anneme telefon edip "Amcamın arabası kaç model Dodge'du?" ya da "Pamuk Apartmanı'na biz tam olarak kaç yılında geçmiştik?" gibi maddi ayrıntılar sordum. Bir yandan da asistanımla birlikte araştırma yaptık. Kütüphanelere gidip doğduğum günkü gazeteleri okudum. Ama bunu da tadında bıraktım. Kitabımın yarısı hatıra yarısı da deneme, İstanbul hakkında düşünme ve araştırma. Eskiden yarım yamalak, orasından burasından okuduğum bütün seyahat kitaplarını baştan sona dikkatle okudum. Hatıra teorisi üzerine düşündüm. Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal gibi yazarların İstanbul ile ilgili yazılarını dikkatle birkaç kere okudum. Hatta bu yazılar hep yakınımda, başucumdaydı. Kitabı yazmadan önce, her şeyi itiraf etmenin zorluklarıyla karşılaştım. Toplumun "ailede kol kırılır yen içinde kalır" diye düşündüğü bazı sırları anlatmak istiyordum. Bunu kendi kendime tarttım. Yakınlarımla, dostlarımla bunun ahlaki sonuçlarını irdeledim. Kararımı verdikten sonra da yazdım. Edebi olarak tatmin olduktan sonra yazdıklarım üzerinde değişiklik yapmadım. Başkalarının kitaba yöneltebileceği basit eleştirileri kale almamaya karar verdim. Şimdi medyanın eleştirilerinden şikayet ediyor görünebilirim. Ama uzun vadede çok büyük bir derdim yok.Benimki bir edebiyatçının kendi görüşlerini savunması değildi. Çocukluğumu çok iyi bir edebi malzeme olduğu, ondan güzel bir kitabın yarısı çıkacağı için anlattım. Yarısı da İstanbul hikayesiydi. Ve çocuğun hikayesiyle şehrin hikayesi çok iyi şekilde birbirine giriyordu. Bu fırsatı da kaçırmak istemedim.Bana göre, itirafın edebi değeri olmalı. Sizi dikizlemekte olduğunu hayal ettiğiniz bazı gözler için soyunmak, teşhir etmek, ilgi çekmek için yapılan hatıra; en sonunda çabuk tüketilir. İnsanda daha derin, felsefi, edebi duygu bırakmadan unutulur gider. Ben bundan korkmuyorum. Türk okurunun olgun olduğunu düşünüyorum. Bu kitabı sadece Türk okurları değil, başka ülkelerdeki insanlar da okuyacak. Başka ülkelerdeki okur, burada anlatılan şeyin bir Türkün kendisini teşhir etmesi gibi değil, yine İstanbul'da konumlanmış bir çocuğun hikayesi olarak görecek.
"450 sayfalık kitabı üç ayda bitirdim"
Gülriz Sururi / "Kıldan İnce Kılıçtan Keskince", "Bir An Gelir"
Aslında anı kitabı yazmak gibi bir düşüncem yoktu. Bir kitap yazabilme sorumluluğunu yüklenmeye tereddütle bakmıştım. Ama Ülkü Tamer bana yazmam için çok ısrar etti. Uzun ısrarlar sonucu bu kitap ortaya çıktı. Olayları hatırlamak çok zor değil. Masaya oturuyorsunuz ve yaşadıklarınızı anımsamaya başlıyorsunuz. Aslında teknik bir olay bu. Zira yaşadıklarınız ortada duruyor. İş, anımsamaya ve kurguya kalıyor. Zaten 450 sayfalık kitabı üç ayda bitirdim. Kitap bittikten sonra çevremdeki insanlara okutturdum. Oldukça olumlu tepkiler aldım. Çünkü çok dürüst olarak yazmıştım.Anılarınızı yazarken hafızanız size eşlik ediyor. Günce tutmuyorum. Süzülenler ve akıp gidenler gitti; kalanlar kaldı.Kitap bittikten sonra bazı dostlarım beni aradı ve "İşte bak, bunu unutmuşsun" dediler. Çünkü hatırlamadıklarım da oldu. Zaten kitapta unutamadıklarımı yazmıştım.
"Benimki anı kitabı değil anılı kitap"
Altan Öymen / "Bir Dönem Bir Çocuk"
Bu kitapta çocukluğumu anlatırken, bir yandan da o dönemde farkında olmadığım, daha sonradan öğrendiğim olayları yazdım. Örneğin İkinci Dünya Savaşı devam ediyor. Ben 6 yaşında bir çocukken bir savaş olduğunu biliyorum. O zamanlar savaşın neden çıktığını bilmiyorum. Onu çocuk gözüyle anlatıyorum. Sonra öğrendiklerimi de katıyorum. Onun için benimki aslında anı kitabı değil, "anılı kitap".Aradan bu kadar zaman geçmesine karşın anılarınızı hatırlıyorsunuz. Çünkü o olaylar yaşamınızda tekrar karşınıza çıkıyor. İnsanın hafızası çok güçlü olsa da anı kitabı yazarken kontrol etmek gerekiyor. Bunun metodu da geçmişteki gazeteleri karıştırmak. Okulda gaz maskesi takmayı öğretmişlerdi. Çünkü gaz bombası atma ihtimali vardı. Kızılay gaz maskeleri satıyordu. Arşivdeki gazetelere bakıp bunların 6 liradan satıldığını öğrendim. hatırladıklarımı bu şekilde doğrulattım. Ben bir tanıklık yapmaya çalıştım. "Bizim zamanımızda şöyleydi" diyeceğime sonraki nesillere belge bırakmak daha iyiydi. Kitap bittikten sonra üzerimden büyük bir yük kalktığını hissettim. Çok hoş bir duygu bu.
"Seviştiklerimi değil, aşık olduklarımı yazdım!"
Müjdat Gezen / "Galiba Ben Sanatçıyım"
Bu kitabı aslında Nasrettin Hoca gözüyle yazdım. Kimi zaman mizahi, kimi zaman da hüzünlü bir dille yaşadıklarımı anlatmaya çalıştım. Kitabın içinde II. Dünya Savaşı'yla başlayan 60 yıllık yaşam var. Dünyada, ülkemde yaşananlar, hayatımın içinde yaşananlar, anılarım, Aziz Nesin'den kızım Elif'e kadar iz bırakmış insanlar var.Aradan geçen bunca zamana karşın detayları hatırlayabiliyorum. Üç yılda tamamladığım kitabı yazarken tarihler konusunda zorlanmadım. Çünkü ayıptır söylemesi, benim IQ'um çok yüksekmiş (gülüyor). Zaten kitapta tarihler konusunda sürekli sıçrıyorum. 1943'ten birdenbire 1963'e geliyorum. Kitabı yazarken kendimi elbette sansürlediğim zamanlar oldu. Ben bekarken çok aşık olduğum kadınlar vardı ama bu kadınlar şimdi evlendi. Bu insanları yazmadım. "Yaşadığım" veya "seviştiğim" kadınları değil, aşık olduğum kadınları yazdım. 16 yaşında Suna Pekuysal'a aşık olmuşum, bunu neden yazmışmışım! Bu bana hangi hakla sorulur? Bundan güzel ne olabilir? Manken Afitap'a aşık oldum deseydim bunu yargılama hakkını verirdim insanlara. Kitabı basmaktan vazgeçtim çünkü bu benim için etik mesele haline geldi. Bundan dolayı kitabı bastırmak istemedim. Kitabı basacağım ama şimdi değil. Çünkü reklama ihtiyacım yok.
"Öfkeleri yazmak aklımdan bile geçmedi"
Selim İleri / "Anılar Issız ve Yağmurlu"
Kitapta tarihler konusunda dikkatli olmaya, doğru tarihleri bulmaya çalıştım. Hatırlayamadığım zaman çevremdeki insanlara sormadım hiç. Ama kitap yayımlandıktan sonra bazı tarihlerde yanlışlar olduğu ortaya çıktı. Çevrem de beni uyardı.Anı kitapları yazmak, roman yazmaktan daha kolay. Sonuçta kendi dünyamdaki izlere dayanarak yazıyorum. Bütün bunları yaşadıklarım için malzeme zaten elimdeydi.Aslında anı kitabı yazmaya pek niyetli değildim. Okurlardan gelen talep doğrultusunda yazdım. Kitaba 2000 yılında başladım ve 9-10 ay içinde bitti.Benim için anı kitabı yazmak bir tür hesaplaşma değildi. Çünkü kitabımda bende olumlu izler bırakan, güzel şeyleri yazdım. Öfkeleri, dargınlıkları, küskünlükleri yazmak aklımın ucundan geçmedi. Anılarımı yazdıktan sonra içimde garip bir his vardı. Birçok şeyi sanki başkası yaşamış gibi yazdıklarım benden çıkıp gitti.
"Anıları yazmak özel bir ahlak ve cesaret gerektirir"
Murathan Mungan / "Paranın Cinleri"
Bir anı kitabı yazmanın pek çok nedeni var: Kayıt düşmek için, ödeşmek için, bağışlamak için, kendi gerçeklerinizi aktarmak için, yaşadıklarınızdan yeni bir hayat yapmak için. Yazı yazan birinin ilk malzemesi kendisidir. Önemli olan, bunları yazdığınız zaman ve nasıl bir üslupla dile getireceğinizdir. Hem yazanın hem de anıların olgunlaşması gerekir. Anı yazmak, ham kalmış insanların işi değildir. Anı kitapları bir çeşit günah çıkarma veya kişisel itiraflar da olabilir. Anılarını yazacak kişi, bence kendi terapisini yapmayı başarmış biri olmalıdır. Kendi kazısını okura yaptırmaz. Asıl önemlisi, anıları yazmak, özel bir ahlak ve cesaret gerektirir. Gözetilmesi gereken birçok etik kural vardır. Sahiden yazamıyorsanız, hiç yazmazsınız olur biter. İnsan kendisine söylediği yalanlara başkalarını ortak etmek için yazmaz. Kendini yazıyla savunamayacak insanlar hakkında söz alırken dikkatli olmak gerekir. Başımızdan geçenleri başkalarına paylaştıramıyorsak, el aleme ne bizim yaşadıklarımızdan? Bir anı kitabı, gücünü sahip olduğu anıların değeri kadar, onları edebiyatın içinden geçirebilme hünerinden de alır. Eğer yazdığınız şeye "anı" diyorsanız, elbette gerçeklere sadık kalacaksınız. Herkesin gerçeği farklıdır diyorsanız, yazmakta olduğum kitabın adını hatırlatırım: "Ben Böyle Hatırlıyorum".
|
|


|