25 Aralık 2003 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   


"FB'li Tuncay noktanın desene dönüşmesidir"

   
36 yıl önce Güzel Sanatlar Akademisi'ni parlak bir öğrenci olarak bitiren ressam Zafer Dervent, bugüne dek sergi açmamış, resimlerini kimseye göstermemişti. Şimdi kendi gibi ressam oğlu Utku Dervent'in ısrarıyla ilk sergisine hazırlanıyor

        AHMET TULGAR
   
    Zafer Dervent 38 yıldır resim yapıyor. Güzel Sanatlar Akademisi'ni 1967 yılında çok iyi derece ile bitirmiş ve akademi tarihinin soyut resim yaparak mezun olan ilk öğrencisi olmuş.
    Dervent o tarihlerde kendisine gelen karma ya da bireysel sergi tekliflerini "Sanatın ve sanatçının özgürlüğü ve bağımsızlığı" adına reddediyormuş. Yakın çevresi ve ailesi bu gerekçenin, bu tutumun geçici bir heves olduğunu sanmış bir süre. Onun da dönem arkadaşları gibi pazarın, paranın cazibesine kapılacağı, resimlerini gün yüzüne çıkaracağı günü beklemişler.
    Ve 36 yıl geçmiş. Odalar, evler tablolarla dolmuş.
    Geçen zaman içinde tanınan, sergiler açan, resimleri satın alınan bir ressam olan oğlu Utku; yıllardır babasını sergi açmaya ikna etmeye çalıştığını söylüyor.
    Ve nihayet ikna etmiş olmalı ki, Zafer Dervent'in sanat eleştirmenleri tarafından merakla beklenen resimleri önümüzdeki ay bir sergiyle sanatseverlerin karşısına çıkacak.
   
    "Futbol tıpkı resim yapmaya benziyor; başlarken nasıl biteceği asla belli değil"
    Günün neredeyse tümünü geçirdiğiniz, bütün resim çalışmalarınızı yaptığınız ve tüm eserlerinizi sakladığınız bu evle başlamak istiyorum. Başka neler yaparsınız evde?
    Televizyonda maç seyrederim. Çünkü futbol resim gibidir. Başlarken nasıl biteceği bilinmez. Ben de bir resme başlarken nasıl biteceğini bilmiyorum.
   
    Futbol veya futbolcu resmi yapar mısınız?
    Fenerbahçeli Tuncay'ın (Şanlı) resmini yapmak isterim. Çünkü bu adam devinim içindeyken bir nokta olmaktan çıkıp bir desene dönüşüyor. Maçın içinde çok deplase olan, çok oynak, rakibi yıpratan bir oyuncu.
   
    Siyah-Beyaz adlı bir sergi açtı Beşiktaşlılar, keşke ona bir resim verseydiniz.
    Ben Fenerbahçeliyim.
   
    Paylaşmak, kendinizi başkalarına ifade etmek istemiyorsanız, niye yaptınız bunca resmi, nasıl yaptınız, motivasyonunuz neydi?
    Şimdi sokağa çıksam bana birçok kural dayatılacak. Kaldırımdan yürümeliyim, bilet almam gerekir, kontör yüklemem gerekir ama ben beyaz bir tuval alıyorum, karşısına geçiyorum, ne istersem yapıyorum. Kimse bana karışamaz. Sınırsız bir özgürlük.
   
    Ama resim yaparken hiçbir kurala bağlı kalmazsanız herkes yapar sizin yaptığınızı.
    Evet, ben de herkesin yapabileceğine inanıyorum, mağara insanı sanatçı mıydı? Ben özgürüm tuval üzerinde.
   
    Ama tuval de ev gibi dört köşe, sınırlı. O zaman alın fırçayı, çıkın sokağa duvarları boyaya boyaya gidebileceğiniz yere kadar, polisler sizi durdurana kadar gidin.
    Siz tuvali sınırlı görüyorsunuz. Bana göre resim ona bakıldığında dış dünyayı unutturduğu sürece özgürlüktür.
   
    Burada kızınızla mı yaşıyorsunuz?
    Evet, kızım Olca ile. O da grafiker.
   
    Oğlunuzu biricik olan resim sanatına, kızınızı da röprodüksiyona yönelik bir sanat olan grafik sanatına siz mi yönlendirdiniz?
    Nereden çıkardınız?
   
    Oğlunuzla sıkı iletişiminizden. Sizin adınız Zafer, oğlunuzun adı Utku. Aynı anlama geliyor.
    Kızımın adının anlamı da "ganimet". En küçük oğlumun adı da Barış. O da fotoğrafçı.
   
    Hanımefendi, anne nerede?
    Ayrıldık.
   
    Onun mesleği ne?
    Antikacı.
   
    Sonradan aşık oldunuz mu başka birine?
    Hayır. Budizmle ilgileniyorum ben. Budizmde cinselliğin dışına çıkıyor kişi.
   
    Karınızdan ayrıldıktan sonra cinsel perhize mi girdiniz?
    Hayır; tam tersine çok hızlı bir dönem oldu, ondan sonra bıraktım.
   
   
"Hocamız 'Siz kimsiniz ki sergi açacaksınız!' derdi"
    Mezun oluş hikayeniz ilginçmiş, anlatır mısınız?
    1967 yılında Zeki Faik İzer atölyesinden mezun oldum. Popüler bir öğrenciydim o zamanlar. Akademi'de ilk sene Antik'ten, heykelden çalışılır, ikinci sene atölyeye geçilir, dört sene de o sürer. Çıplak modelle çalışılır; 15 gün erkek, 15 gün kadın modelle. Ben çok sıkılmıştım bu çalışmalardan. Ve soyut sanata yöneldim o dönemde. Oysa Akademi'nin müfredatını Atatürk zamanında Fransa'dan Leopold Levy gelip yapmış ve bunun dışına çıkmak imkansız. Kalıp dışına çıkan mezun olamıyor, sınıftan kovuluyordu. Ben mezuniyet için soyut resim yaptım. 2,5 saat tartışmışlar beni mezun etmeden önce. Yıllar sonra bir sergi açılışında Özdemir Altan, "Türk resim sanatında Akademi'den soyut resim yaparak mezun olan ilk sanatçı Zafer'dir" dedi. Bedri Rahmi Eyüboğlu karşı çıkmış ama Özdemir Altan ile Adnan Çoker beni desteklemişler.
   
    Peki, sonra ne oldu da yaptığınız resimleri sergilememe kararı aldınız?
    Akademi'de başka atölyelerin öğrencileri karma sergiler düzenlerdi. Bizim hocamız Zeki Faik İzer ise "Siz kim oluyorsunuz da sergi açacaksınız?" derdi. Kendisi de yaşarken ya üç sergi açmıştır ya dört. Bu tabii ki etkiledi beni. Sergi açmanın çok ağırlığı olan bir şey olduğu, sergi açmak için çok değerli bir şeyler yapmış olmanın gerektiği fikrini empoze etti bize.
   
    Sonraki yıllarda, bu kadar resim yaptıktan sonra yaptıklarınızı paylaşma ihtiyacı doğmadı mı sizde? Bu ihtiyacı nasıl bastırdınız?
    Ben böyle bir ihtiyaç duymadım. Bence insan resmi kendisi için yapmalı. Yaptığım şeyden eğer heyecanlanmıyorsam, ben şaşırmıyorsam o resim değildir zaten. Bir de Türkiye'de şöyle bir durum var: Herkes ustaların resimlerini almak istiyor. Oysa böyle olunca ben ustalığın peşinde olanlara ustalığı vermek, onların taleplerine göre resim yapmak zorunda kalacağım. Satılan malın sürümünü yapmak isteyeceğim aynı konfeksiyoncu gibi. Bir sürü Türk ressamın yapıtları 10 yıldır değişmiyor.
   
   
"Orijinal bir Picasso'ya bakarken onun ruhuyla karşı karşıya kalıyorum"
    Resim, tarih boyunca paranın ve zenginler sınıfının en fazla etkisi altında kalmış sanat değil midir?
    Evet çünkü sanat prestij sağlar.
   
    Ve şimdi de en fazla para soyut resme ödeniyormuş çünkü burjuvazi paranın gücünü en anlaşılmaza ödeyerek gösterebiliyormuş. Sanat eleştirmenlerinin iddiası bu.
    Evet, güzel bir tesbit.
   
    Bir de resmin bu kadar para etmesinde her resimden bir tane yapılması etkili oluyor herhalde. Yani konfeksiyon değil de, özel dikim, kupon kıyafet giymek gibi.
    Zaten sanatın özünde de bu biricik olma vasfı söz konusudur.
   
    Ama bu resimde böyle. Bir yazı ne kadar çok basılırsa, bir müzik eseri de öyle, o kadar amacına ulaşmış demektir. Röprodüksiyon tekniklerinin bu kadar geliştiği bir çağda orijinal diye tutturmak anlamsız değil mi?
    Ama mesela Piccaso'nun orijinalinin karşısındayken ben hissettim bunu, ressamın ruhuyla direkt karşı karşıya kalıyorum. Fırçayı sürdüğü zaman boyada oluşan kalınlık, ezilme, bastırma, kaldırmayı, adamın davranışlarını hissediyorum. Yani bir an o oluyorum.
   
    Peki, resimlerinizi satmadan geçiminizi nasıl sağladınız bunca yıl?
    Bir birikime sahibiz, onu harcıyoruz.
   
   





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
Mine G. Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer