25 Aralık 2003 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   


Ölümsüzlüğe kavuşan bir Afgan tazısı

           
Önümüzdeki aylarda Fransız Akademisi'nin tören salonunda, 39 Fransız dinozoru tartışmalı yeni üye Valery Giscard d'Estaing için ayağa kalkacak

    PARİS
       
    Guinness kitabında kişisel değil, kurumsal bir "fuzuliyle iştigal" babı olsa, herhalde bir Fransız kurumu kırardı dünya rekorunu. Dünyada varlığını sürdüren en eski akademi ne zaman kurulmuştur, daha eskisi var mıdır, bilmiyorum. Ama Fransız Akademisi diye anılan ve bu ülkenin rejim değiştirdiği, krallıktan cumhuriyete geçtiği 1789 büyük devrim dönemi dahil kesintiye uğramadan "çalışmalarını" sürdüren en eski devlet kurumu 1634'ten beri dimdik ayakta. O tarihten bu yana ne tüzüğü ne de "Fransızcaya Belagat" kazandırma amacı değişen akademi, bir çeşit Fransız Dil Kurumu olup sözlük hazırlıyor, kitap ödülleri dağıtıyor. Ancak fuzuliyle iştigal, işte tam da burada başlıyor.
    Paris'in Seine Nehri kıyısında Conti rıhtımına kurulmuş en görkemli saraya yayılıp oturan Fransız Akademisi, sıkı durun, 1634 yılından beri ancak sekiz sözlük tamamlayabildi. Dokuzuncu Fransızca referans sözlüğü... 1935'ten beri hazırlık aşamasında. 1935'te
    A harfine başlayan akademi, 1992'de E harfine gelebildi; "Enzim" sözcüğünü ekledikleri sözlüğün halen R harfiyle boğuşuyorlar. Yıl 2003 ve Z harfine daha çok var. Akademi üyeleri o kadar titizler ki, bir kelimenin kabul ya da reddedilmesi için 40 "akademisyen"in 40 yıl tartışması gerekiyor, bazen...
    Aslında 1634'ten beri tek bir sözlük yapıldığını ve o gün bugündür aynı sözlüğün gözden geçirilerek, kullanılmayan kelimelerin çıkarılıp yeni kelimelerin eklendiğini söylersem, belki Fransız Akademisi'nin çalışma temposu hakkında daha iyi fikir verir!
    Ancak Fransa'da kimse, Fransız Akademisi'ne giden devlet tahsisatını sorgulamıyor. Çünkü 40 üyesinin aldığı sembolik maaş, 200 euro'dan ibaret. Akademi, üyeleri dışında 26 memur çalıştırıyor, şarap ve yemek bedava ama kalitesi pek ahım şahım değil, işgal ettiği saray da zaten devlet malı, eh, böylesine köklü, böylesine geleneksel bir kuruma bu kadarcık vergimiz de çarçur olabilir diye düşünüyor Fransızlar.
    Fransız Akademisi'ne seçilmek başlı başına bir şöhret taçlanması, kimi kez cumhurbaşkanı seçilmekten zor çünkü ölen bir üyenin yerine seçilip ölünceye kadar koltuğun sahibi oluyor üyeler. Ve Fransız Akademisi üyelerine "ölümsüzler" deniyor, yani eserleriyle yaşamayı sürdürecek olanlar. Oysa düşün, yazın ve bilim dünyasının en yetkin (ve tabii Fransız) isimlerini çatısı altında toplamak iddiasında olan akademi, bazen en büyükleri ıskalamış: Akademiye 24 kez adaylığını koyan Emile Zola, asla seçilememiş! Saint Exupery, Sartre, Camus gibi olağanüstü düşünür ve yazarlar atlanmış. Buna karşın General De Gaulle verilmek istenen üyeliği elinin tersiyle itmiş! Dört yüzyıllık tarihinde akademinin ilk kadın üyesi ise Marguerite Yourcenar olup, 1980'leri beklemek gerekmiş. Zaten halen tek bir kadın üyesi var: Helene Carrere d'Encausse. Çoğu hiç kimsenin anımsamayacağı "düşünce erkeği" olup kendini "ölümsüz" sanarak fuzuliyle iştigal ömür iksiri mi nedir, akademi üyeleri çok, çok uzun yaşıyorlar. Önümüzdeki aylarda Fransız Akademisi'nin tören salonunda, 95 yaşındaki Claude Levi-Strauss ile 92 yaşındaki Henri Troyat başta,
    39 Fransız dinozoru yeni bir üye için ayağa kalkacak
    ve eski cumhurbaşkanı, henüz kabul edilmeyen
    AB Anayasası'nın babası Valery Giscard d'Estaing'i alkışlayacaklar.
    Fransızların kısaca VGE diye andıkları Giscard d'Estaing'in akademisyen "ölümsüzlüğe" doğuşu çok sancılı oldu. Akademi tarihinde belki de ilk kez bir üye adayı böylesine yerden yere vuruldu ve saygın ölümsüzler birbirlerini yediler. İstemeyenlerin "adından başka hiç bir edebi yanı olmayan" tanımıyla eleştirdikleri VGE, gerçekten de "Pasaj" diye berbat bir roman yazmak gafletinde bulunmuş, ancak demokrasi ve siyaset hakkında pek çok değerli kitabı var. Ancak akademiye, salt çoğunluktan bir fazla, yani 19 oyla seçilmesinin gerçek nedeni pek anlaşılamamakla birlikte, hazırlamasa da hazırlattığı AB Anayasası olduğunu tahmin etmek güç değil. Karşıtlarının en ağır ama en ince hakaretlerle seçimine muhalefet ettiği VGE'den yana tavır koyanların yaptıkları propaganda bile bir tuhaftı. Örneğin akademi üyesi olup kendisini destekleyen Jean Marie Rouart, Paris Match dergisinde VGE'yi şöyle övüyordu:
    "Buruşmuş parşömen kağıdından yüzü, dördüncü kuşaktan seçkin bir firavunun çehresini andırıyor. Ancak Giscard d'Estaing'de büyük bir Afgan tazısına benzeyen bir yan da var. Uzayıp giden iskeleti, esnek ve zarif hareketlerle boşluğu doldurma yeteneği, kendisine bu seçkin hayvana benzer bir asalet kazandırıyor..."
    Ve dört yüzyıllık Fransız Akademisi böylece, Valery Giscard d'Estaing'in şahsında soylu bir Afgan tazısının saygınlığı önünde eğilmeye hazırlanıyor, sevgili okurlar. Kabul töreni, önümüzdeki aylarda.
   
    mine.gokce@wanadoo.fr
   
   





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
Mine G. Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer