25 Aralık 2003 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   


   
Bush sobe dedi

       
Önce herkes çanak çömlek patlayacak sandı. Kim bilir Saddam'ın hangi benzeri yakalanmıştı? Hayır, yakalanan Saddam'dı. Çünkü Saddam tıpkı saklambaç oynayan çocuklar gibi, dönüp dolaşıp yine aynı yere saklanmıştı...

   
       
    Tarih işte böyle yazılıyor. Mesela şöyle yazılıyor:
    ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Başkan Bush'u arıyor. "Irak'tan General Abizaid, Saddam Hüseyin'i yakaladığından emin gibi" diyor. "Ne kadar emin?" diye soruyor Bush. "Çok ciddi" diyor Rumsfeld, "hayli emin!"
    Bush karısını arayıp müjdeyi veriyor. Laura Bush "Harika!" diye bağırıyor.
    Saddam'ın Saddam olduğu kesinleşince bir basın toplantısı düzenleniyor.
    İlk cümle: "Onu yakaladık."
    Peki Saddam'ın yakalandığında ilk cümlesi ne? "Ben cumhurbaşkanıyım."
    Fakat Türkiye'de haber siteleri ve bazı gazeteler Saddam'ın "Bağdat bülbülü" olduğunu düşünüyor.
    Bülbül ya da değil; yine de Bush'lar durumdan memnun. Baba Bush hislerini samimiyetle ifade ediyor: "Zevkten dört köşe oldum."
   
    Yakaladığım adamın kim olduğunu bilmiyordum ki!
    Liderlerin de keyfi yerinde...
    İtalya Başbakanı Berlusconi, Saddam'ı kastederek "Kitle imha silahlarından ilki yakalandı" diye espriyi patlatıyor.
    Tayyip Erdoğan her zamanki gibi mahallenin delikanlı abisi kıvamında "Bu final sahnesi diktatörlere ders olsun" diyor.
    Fakat Vatikan bu sahnenin lider eğitim-öğretim programında ders olarak okutulmasını pek onaylamıyor; bilakis, sığır gibi dişlerinin kontrol edilmesini insanlık adına utanç verici buluyor.
    Onaylamamakla kalmayıp duruma el koymak isteyenler de var. Rusya'nın aşırı milliyetçi politikacısı Vladimir Jirinovski, devrik Irak lideri Saddam Hüseyin'in avukatlığını ücretsiz olarak yapmaya hazır mesela.
    Ya Saddam'ı yakalayanlar? "Saddam'ı nasıl yakaladınız?" sorusuna bir Amerikan askeri "Yakaladığımız adamın Saddam olduğunu bilmiyordum ki!" diye cevap veriyor.
   
    Saddam Hüseyin halkı tutsakken Havana purosu tüttürdü mü?
    Ama Rus televizyonu, Saddam'ı pahalı Havana purosu kokusunun ele verdiğini iddia ediyor. Askerler kokuyu alıp, "Bu koku olsa olsa Saddam'dan geliyordur" demişlermiş. Demek Rusya hâlâ bütün kötülüklerin anası lüks merakı diye düşünüyor. Ya da Amerikan askerine kibarca "Köpek" diyor.
    Saddam mı? Time dergisinin Bağdat'taki muhabiri Brian Bennett'ın Saddam'ı yakalayan Amerikan askerlerinden aldığı bilgiye göre... Dalga geçiyor.
    "Su ister misiniz?" diye soran Amerikan askerine "Su içersem tuvalete gitmem gerekir. Halkım tutsakken ben nasıl tuvalete giderim?" diye cevap veriyor.
   
    44 yıl önce saklanıp yakalanmadığı yerde, 44 yıl sonra ele geçirildi
    Saddam Hüseyin yakalandı. "Savaş şimdi bitti" dendi. Yine. Bilmemkaçıncı kere. Oysa Irak cephesinde yeni bir şey yok. Saldırılar sürüyor. Patlamalar oluyor. İnsanlar ölüyor.
    Ama evet, Saddam Hüseyin yakalandı. Hem de nerede? Hani çocuklar, saklambaç oynarken, yakalanana kadar hep aynı yere saklanırlar ya... Saddam da 44 yıl önce o zamanki Irak liderine suikast girişiminden sonra saklandığı yerden sadece 200 metre uzakta yakalandı.
    Demek bir insan hakikaten 7'sindeyse neyse, 70'inde de o oluyor.
    İşte tarih böyle yazılıyor. Fakat şimdilik şöyle yazılmıyor, sadece rivayet ediliyor:
    Saddam Hüseyin 28 Temmuz'da yakalandı aslında. Ama Bush'un seçim kozu olsun diye bu bilgi saklandı. Haberin sızacağı anlaşılınca açıklanmak zorunda kaldı.
   
    Boş verin Öcalan modelini... Bize verin, popstar yapalım
    Şimdi Saddam'ın nasıl yargılanacağı tartışılıyor. Nasıl yargılanacak? Kim bilir? Ama Mısır'da yayımlanan El Ahbar gazetesine göre bırakınız yargılamayı; Amerika, Körfez'e askeri üs kurması ve sonra Irak'ı işgal etmesi için bahane yarattığından Saddam'a teşekkür etmeli. "Bush ne zaman yakalanacak?" diye soranların sayısı da az değil.
    Bu arada Amerikalı bir heyet Abdullah Öcalan'ın yargı sürecini ve İmralı'yı incelemek için Türkiye'ye geliyormuş. Model almak bakımından... Gerçi Saddam'ın saçı sakalı birbirine karışmış, dişleri kontrol edilirken çekilen o görüntüleri öyle içler acısı, öyle acıklı, öyle acınasıydı ki, insanın "Boş verin Apo modelini falan... Verin Türkiye'ye, onu da popstar yapıverelim" diyesi gelmiyor mu? Geliyor.
   
    manik depresif köşe
    Kar yağdı ya... Çok güzel olmuyor mu, öyle ak pak yağıyor hani. Sizi de mani yoklamıyor mu? Ama sadece içinizi. Hareket-bereket manasında değil yani. Camın önünde oturayım, çay içip soğuğu seyredeyim manasında bir mani! Bana öyle oluyor. Boş boş düşünesim geliyor. Boş boş düşünüyorum. Her bir kar tanesinin ne kadar kişilikli olduğunu, bir tekinin bile birbirine benzemediğini... Ama daha mühimi, yalnız olduklarını... Yalnızlık ko'muyor demek ki hiç onlara. Yoksa gökyüzünde el ele verir, birleşir, çığ olup tepemize inerlerdi. Öyle yapmıyorlar. Çok iyiler.
    Ya da... Ben şu sıralar fazla mutluyum belki.
   
   
Mahallemizin mor ineği: Sııııııııııııım-it
    Evimin önünden geçen şarkıcı-dilenciler, bakkalım falan derken; mahalle dizilerine döndürdüm şu köşeyi, değil mi? Ama tam da 2003 Marka Konferansı yapılmış, bitmişken; ben bizim mahallenin "marka"sından nasıl söz etmeyeyim?
    Söz edeyim:
    Bizim mahallenin bir simitçisi var. Aslında birçok simitçisi var. Ama biri var ki onun simitleri -nasıl anlatayım?- iyidir. Belli ki o da simitlerine güveniyor. Peki nasıl pazarlayacak? Kim sokaktaki simitçiyi tanır? Kim "Ha bu simit, iyi simit. Şu simitçinin simasını aklımda tutayım da bir dahaki sefere de yine bundan alayım" der? Kimse!
    Bizim simitçi işte tam bu noktada marka olmuş. Markayı da aşmış, mor inek olmuş. Adam kendine göre bir bağırma şekli bulmuş ki, duyup da "A ha bu bizim simitçi" dememek mümkün değil: "Yeaaaaah! Peaaaaah! Sııııım-İt!"
   
   
Erkek çıtır avında, kadın kadının yanında
    Orta yaş krizindeki erkeklerin çıtır peşinde koştuğu malum. Neymiş? "Ben çok çalıştım, çok yoruldum, artık genç bir kızla gençleşeyim" imiş!
    Peki ya kadınların orta yaş krizi? Giderek daha çok kadın, bu durumun orta yaş krizinden kaçış yollarından biri olarak literatüre geçmesine sebep olacak kadar çok kadın... Yani birçok kadın, pat diye lezbiyen oluveriyor.
    Çıtır bulamadıkları için mi? Sanmam. "Ne varsa yine kadınlarda var" dedikleri içindir. Çıtır avından yorulup eve dönen beyler... Geçmiş olsun!
   
    tubakyol@yahoo.com
   
   
   





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
Mine G. Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer