|


"Saat durmuş, ocak da tütüyorsa..."
Yılın son haftasında, özellikle genç dostlara çocuksu bir öneride bulunmaya çalışırsam, lütfeder ukalalığımı hoş görür müsünüz?
Önümüzdeki perşembe gününe kadar çıkacak gazetelerden, alabildiğiniz kadarını alın... İster hepsini, noktasına virgülüne kadar inceleyin; ister sadece göz gezdirin.
Ve yılın son haftasında, her gün alabildiğiniz kadar aldığınız gazeteleri, bir köşede saklayın.
***
Hiç merak etmeyin, 2004 yılının da son haftası gelecek... 2004 yılının son haftasında da, her gün alabildiğiniz kadar gazete alır ve bir köşede sakladığınız bir yıl önceki gazetelerle karşılaştırırsanız...
Çok şaşırtıcı değişimler görecek ve doğar doğmaz hayata bakmak için önüne oturtulduğunuz tek pencerenin; kendiniz dahi fark etmeden, çoğaldığını sezeceksiniz.
***
On yıl süreyle, her yılın son hafta gazetelerini saklayıp; yeni yılın bitimindeki son hafta gazeteleriyle karşılaştıranların, öylesine değişir ki evreni de, ufukları da, güdümsel rotalarıyla pusulası da; ne eziklikleri kalır, ne ekonomik çıkmazları, ne de gelecek kaygıları...
***
Çünkü, usul usul "hayatı hak etmek"le "hayattan yararlanmak" çabaları arasında, hangisinin doğru limanla, doğru iskelenin yönünü daha gerçekçi saptadığını çakarlar ve çok rahat göze alırlar varmak istedikleri liman için, gereken bedelleri ödemeyi...
***
Bu kadar didaktik ukalalık yeter. Ayrıca herkes de sahip, kulak asmama özgürlüğüne...
Şimdi gelelim çarpıcı bir fıkraya:
Adamın biri, kendisini Tanrı'sına adamış. Başına ne bela gelirse gelsin, kendisini Tanrı'nın kurtaracağına inanıyormuş.
Ve bir yaz günü denizde yüzerken, kollarıyla bacaklarına kramp girmiş; dalgalar da sürükledikçe sürüklemiş kendisini açığa...
***
Oralardan geçmekte olan küçük bir yolcu gemisinin kaptanı, denizde bir adamın boğulmakta olduğunu görmüş ve hemen dümen kırmış oraya. Tam denize bir filika indirecekken, adam başlamış bağırmaya:
- Sen beni kurtarmaya kalkma, yoluna devam et. Beni Tanrı kurtaracak.
***
Denizlerin ortasındaki adam, debelenip duruyor, bir batıp bir çıkıyormuş.
Az sonra bir balıkçı teknesi görmüş kendisini ve hemen yaklaşmış yanına. Adam:
- Bana yaklaşma, bırak beni kurtarmayı, demiş. Beni Tanrı kurtaracak...
***
Bir süre sonra da, artık boğulmak üzere olan adama, bir sürat motoru yaklaşmış. Adam su yuta, su püsküre:
- Çekil git, demiş; uğraşma beni kurtarmaya. Beni Tanrı kurtaracak...
***
Sonunda adam boğulmuş. Ruhu, Tanrı'nın huzuruna çıkmış:
- Tanrım, demiş; ben bütün hayatımı sana adamıştım. Beni sen kurtarırsın diye bekledim. Neden kurtarmadın beni?
Tanrı:
- Önce bir yolcu gemisi gönderdim, demiş; sonra bir bir balıkçı teknesi, sonra da bir sürat motoru. Ama sen anlamadın...
***
Bitmekte olan yılın son hafta gazeteleri; Irak'tan Colombia'ya, Afganistan'dan New York'a kadar, tüm "Yer" küresinde korkunç acıların çekildiğini, çocukların öldürüldüğünü, sokakların yağmalandığını, terör kaygılarının yoğunlaştığını haber vermekte...
***
18. yüzyılın ilk yarısında, bizim "Lale Devri" ile "Patrona Halil başkaldırısı" dönemine rastlayan tarihlerde doğup; buralarda Osmanlı - Rus savaşlarının sürüp gittiği ve Saray'da "makam" kavgalarının cinayetlerle sonuçlandığı yıllarda yaşamış, harika bir İngiliz ozanı ve yazarı vardır; Oliver Goldsmith...
O "Ağıt" adlı bir şiirinde şöyle der:
"- Bir evde mutluluk yoksa, orada saat durur ve ocak tüter..."
***
Sanki tüm Yer küresi, mutluluk olmayan bir ev gibi; ortalık toz duman içinde ve sanki saatler durmuş...
Unutmayın ki, bütün bu acılı ve acıklı tablo, büyük ölçüde "demagoglar saltanatı"nın eseri...
Gelecek yılın sonunda başkanlık seçimleri var ABD'de. Ve Başkan Bush, uluslararası şiddet eylemlerini sonuçlandırmış bir kahraman olarak girmek istiyor seçimlere...
***
Yılın son haftasındayız. Bir hafta boyunca her gün, alabildiğiniz kadar gazete alın. Onları bir yıl boyunca bir köşede saklayın. Gelecek yılın son haftasında alacağınız gazetelerle karşılaştırdığınızda; eminim ki, şaşırıp şaşırıp kalacaksınız...
"Tek değişmeyen şey, değişimdir". Enseyi karartmayın...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|