26 Aralık 2003 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Bol soslu bir laf salatası...

       
    Aaaa sıktı yahu; yok Irak sorunu, yok KKTC sorunu, yok AB sorunu...
    Sanki sorunlar çözülürse hepimizin başına kuş konacak...
    Ayrıca da sorunlar sürmeli ki; politikanın evrensel starları, nutuklar, demeçler, basın toplantıları, çeşit çeşit dünya gezileriyle sahneleyebilsinler gösterilerini...
    Şurada ne kaldı 2003 yılının kuyruğu tümden titretmesine?
    ***
    Bizim ünlü Temel, kaç kuşaktır Berlin'e yerleşmiş, orada yaşıyor. Kendisininki gibi buralardan gitme ailelerin son kuşak dostlarıyla toplanmışlar; komşuları olan bir Alman mühendisine, bir yılbaşı armağanı vermeyi düşünüyorlar.
    Biri:
    - Uydurma bir şey olmamalı, diyor.
    Öteki:
    - Çok değişik bir şey olmalı, diyor.
    Bir başkası:
    - Öyle bir şey olmalı ki, diyor; eline aldıkça, yahut gözü takıldıkça, hep bizi hatırlasın.
    Temel bağırıyor:
    - Eline aldıkça, yahut gözü takıldıkça, hep bizi hatırlayacağı şeyi buldum ben.
    Arkadaşları hep bir ağızdan soruyorlar:
    - Nedir o?
    Temel:
    - Gelin diyor, sünnet edelim şu Alman mühendisini...
    ***
    Ruhsal hastalıklar artıyormuş Türkiye'de; bir de uyuşturucu kullanımı...
    Şimdi bunlar bir gelişme işareti mi, yoksa bir yozlaşma işareti mi?
    Her iki açıdan da bakılabilir duruma. Ülkenin hızla kalkınmakta olduğunu savunarak, olumlu açıdan bakarsanız:
    - Ruhsal hastalıkların en yoğun olduğu yer, gelişmiş ülkelerin neredeyse başında gelen İsveç'tir. İntihar ortalaması, günde 22. Aklını taktıracağı sorunlar azaldıkça, anlamsız bir can sıkıntısı başlar insanoğlunda. Köylülüğü aşamamış toplumlarda, kaç kişi gider ki, psikiyatrlarla psikologlara? Bir de New York'u, Stockholm'ü düşünün siz... Uyuşturucuya gelince. O da öyle... Osmanlı döneminde de, saraylarda bile uzun çubuklarla afyon içilirdi. Bebeklere, hemen uyusun diye, haşhaş suyu verilirdi. Her "artı", aynı zamanda kendi "eksi"sini getirir. Doğumla ölüm, ışıkla gölge, gündüzle gece, yağmurla yıldırım, yeşermeyle kuruma, yükselmeyle düşme, sevinmeyle üzülme, gülmeyle ağlama; doğanın yasası bu... Kalkındığımız için, artıyor ruhsal hastalıklar da, uyuşturucu kullanımı da...
    ***
    Yok, ülkenin batmakta olduğunu iddia ederek, olumsuz açıdan bakarsanız:
    - 9 milyon nüfuslu İsveç'in ihracatı 95 milyar dolar. Ne fırtınada damlar uçuyor, ne gecekondular yerle bir oluyor. Ancak kışın 6 ay, ne güneş görünüyor, ne gökyüzü; bitmeyen bir gecede yaşıyorsun sanki. Ruhsal hastalıklar, salt gelişmiş toplumlarda rastlanan bir olay mı? Irak'a giden Amerikan askerlerinin düştüğü durumlara da bir baksanıza... Türkiye'de bireylerin umutsuzluğu gün günden büyüyerek artıyor; işsizlik, parasızlık, hatta açlık... Yaşamak, canına tak ediyor, insanların. Uyuşturucu kullanma yaşı ise 10'a inmiş çocuklarda. Sokaklarda sürünüp duran tinerciler bir yanda; evi mevi, okulu mokulu unutup; arkadaşlarla kendinden geçme salgını bir yanda. Tam bir çöküntü göstergesi işte...
    ***
    Geçenlerde yakınım ve değerli dostum Yük. Müh. Doğan Barış'la konuşurken; süperin de süperi marketlerdeki, yılbaşı kalabalığından açıldı söz ve döndü dolaştı, "dostlar alışverişte görsün" deyimine takıldı.
    Acaba böyle bir deyim, başka dillerde de var mıydı?
    Osmanlıca dönemindeki "zevahiri kurtarma" deyimi, başka dillerde de vardı, "görüntüyü kurtarma"... Bizdeki "görünüşe aldanma" deyimi de, evrensel bir deyimdi.
    Ama, içerik olarak aynı paralelde de olsa, "dostlar alışverişte görsün" deyimi de var mıydı?
    ***
    Güldük ettik, işin içinden çıkamadık.
    Ah bu önemli olma, önemli görünme özlemleri... Ünlü siyasetçilerle nasıl "senli - benli" olduğunu dört dörtlük yansıtan anlatımlar...
    Her konuda kendi zevkini, kendi düşüncesini, kendi yargısını tek mihenk taşı saymalar...
    Sanki bendeniz bunun dışında mıyım?
    60'ı aşkın yıldır doldurup gittiğim kağıtların üstüne, adını da sürekli yazan ben değil miyim?
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Rektörlerin üniversitesi

Çetin ALTAN
Bol soslu bir laf salatası...

Melih AŞIK
Şişli'de bir Gül...

Fikret BİLA
Serdar Denktaş'ın önerisi

Hasan CEMAL
Irak'ı kurmak, Irak'ı bölmek!

Güneri CIVAOĞLU
Podyumda çarşaf

Can DÜNDAR
Şebo'nun dönüşü

Abbas GÜÇLÜ
Başbakanlık bursları nihayet ödeniyor

Hurşit GÜNEŞ
Sanatçı söylüyor, başkası kazanıyor!

Sami KOHEN
Irak'ın yeni gerçeği...

Mehmet Y. YILMAZ
AKP'nin muhafazakârlığı islamcılık mı?

Hasan PULUR
Fatih Terim'in kırmızı sandaletleri...

Derya SAZAK
Federal Irak ve Kerkük

Meral TAMER
Göç çağında Habermas'ın saygı siyaseti

Ece TEMELKURAN
Halkın Polisi

Yaman TÖRÜNER
2004 daha iyi olacak

Güngör URAS
Krediler Hazine'ye ve tüketiciye gidiyor

M. Ali BİRAND
Sayın büyükelçiler bu defa cesur olun (!)