|


Göç çağında Habermas'ın saygı siyaseti
Önce Almanya'da doğup büyümüş ikinci kuşak bir Türk gencinin şu çarpıcı sözlerini okuyun:
"Her gün Türkiye'den Almanya'ya seyahat ediyorum. Sabahleyin ana - babamın evini terkettiğim zaman, aslında Türkiye'den ayrılıyorum. Okula, arkadaşlarıma gidiyorum, o zaman Almanya'dayım. Akşamları eve dönünce yine Türkiye'deyim. Evde okulda olup bitenlerden ya da arkadaşlarımla yaptıklarımdan hiç söz etmem, tamamen ailemin beklentilerine uygun olarak hareket ederim. Okulda ya da arkadaşlarımla beraber olunca da annemden ve babamdan hiç bahsetmem."
Bitmeyen göç
Yukarıdaki satırlar, siyaset bilimci Prof. Dr. Nermin Abadan Unat'ın Bitmeyen Göç, Konuk İşçilikten Ulus - Ötesi Yurttaşlığa adlı son kitabından.
Son günlerde yurtdışındaki üniversitelerde okuyan gençlerimizin e - posta bombardımanına uğramış bir gazeteci olarak, Almanya'da doğup büyümüş 2. kuşak Türk gencinin Abadan'ın kitabında yer alan içtenlikli sözleri ve içinde bulunduğu çıkmazdan hayli etkilendim. Zaten Almanya'daki gençlerden gelen mesajlar, Kanada'dan İsveç'e, Japonya'dan Amerika ve Fransa'ya diğer ülkelerde eğitim gören gençlerimizin gönderdikleri e - posta mesajlarından öylesine farklı ek sorunlar içeriyor ki...
Türk Türk'e karşı
1,5 yıldır Almanya'da bir üniversitede okuyan Ömer G.'nin e - postasını birlikte okuyalım:
"Almanya'daki Türk öğrencileri ikiye ayırmak gerekir: Doğma büyüme buralı olanlar ve benim gibi Türkiye'den gelenler. Almanya'da doğup büyüyen Türk öğrenciler, benim gibi Türkiye'den gelenlerden biraz farklıdırlar. Bu yüzden de Türkiye'den gelenler diğer yabancılarla konuşurken, Almanya doğumlu Türkleri maalesef bir kulp bulup kötülerler. "Ben farklıyım, onlar gibi değilim" havasına girildiğine maalesef çok şahit oldum ve utandım. Almanya doğumlu Türk gençlerin küçük bir yüzdesi ise nedense bizleri, Türkiye'yi kötüler. Hatta bazı yerlerde Türk olduklarını söylemekten bile utanıp çekinirler."
Almanya'daki ikilem
Şimdi gelelim kitaptaki tespitlere: Prof. Dr. Abadan Unat'a göre Almanya'daki Türklerin çoğunluğu, ilk işçi gönderildiği günden beri, birbiriyle bağdaşması olağanüstü güç 2 amacı bağdaştırmaya çalışmaktadırlar:
1) Almanya' da elde ettikleri sürekli istihdam yolu ile ekonomik bütünleşmeyi gerçekleştirmek.
2) Ekonomik entegrasyonu sağlarken toplumsal entegrasyonu reddetmek suretiyle ulusal kimliklerini muhafaza etmek.
Abadan'a göre birinci kuşağı fazlasıyla etkileyen bu ikilem, bugün yetişmekte olan ikinci ve üçüncü kuşakları (azalarak da olsa) etkilemeye devam ediyor.
Küresel yurttaşlık
Günümüz "göç çağı"nda birçok insan ülkeler arasında gidip geliyor ve bu süreç içinde ailevi, toplumsal, ekonomik bağlarını sınırların ötesinde muhafaza etmeye çalışıyor. Bu nsanların birden çok kimlikleri var. Kültürel alışveriş ve kültürler arasında evlilikler, bu yeni bilinçlenmenin harmanlanmasına katkıda bulunuyor.
Bu eğilim, küreselleşme ile birlikte daha da artacak. Herkesin siyasal ve kültürel açıdan sadece ulus - devlete ait olması ilkesi artık pek işlemiyor. Bugün aranan statü, bir yere bağlı olmanın sonucu olarak verilen haklar yerine insan olma sıfatıyla hak sahibi olunan "küresel" yurttaşlıktır.
Saygı siyaseti
Ünlü düşünür ve felfeseci Jürgen Habermas'a göre "Çokkültürlü vatandaşlık kurumu, bazı politikaları ve düzenlemeleri gerektiriyor. Her vatandaşın kimliği, ortak kimlikler iç içe geçtiği ve karşılıklı saygı ilişkileriyle istikrarlı bir hale getirilmeye gereksinme duyduğu için, çokkültürlü toplumlarda bir "saygı siyasetinin" uygulanması vazgeçilmez bir hale gelmiştir. Siyasal kültürün bunu başaramadığı yerde ise toplum, birbirini karşılıklı yok etmeye çalışan alt kültürlere bölünecektir."
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|