27 Aralık 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Hem başbakan, hem tacir!

       
    Türk Ticaret Kanunu'nda denir ki: "Bir ticari işletmeyi kurup açtığını sirküler, gazete, radyo vesair ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyetini ilan etmiş olan tacir sayılır."
    Bu tanıma göre, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da bir tacir. 3 Aralık'ta kurulan Yenidoğan Gıda Pazarlama isimli şirketin yüzde 12 hissesine sahip...
    Hem başbakan hem tacir!
    Olabilir mi? Yasal açıdan mümkün. Peki, siyasal etik açısından? Olmaması gerekir.
    Başbakanlık koltuğunda oturan bir kişinin aynı zamanda ticaretin içinde bulunması siyaset etiğine aykırıdır; birçok bakımdan sakıncalıdır; toplum vicdanında rahatsızlık yaratıcı bir olaydır.
    Böyle olduğu içindir ki, Avrupa'dan Amerika'ya bütün demokrasilerde siyasetle ticaret arasında bir duvar yükselir. Milletvekili seçilerek politikaya girenlerin tabi oldukları etik ölçüler yasalarla ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.
    Çünkü siyaset bir kamu görevidir. Bu yüzden milletvekili seçilenlerin hiçbir şey olmamış gibi ticari ilişkilerini de sürdürmeleri siyasetin özüne aykırı kabul edilir. Bu açıdan demokratik toplumların vicdanında ortak bir kanı oluşmuştur.
    Bu konu özellikle Amerika'da yasalarla son derece ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Kongre üyesi olan, bakan seçilen kişiye işlerini tasfiye etmesi, hisse senetlerini elden çıkarması istenmiyor. Ancak, bunlarla ilişkiyi görev süresi boyunca tümüyle kesen ve adına kör kayyum (blind trust) denen bir kayyum sistemi devreye giriyor.
    Bizde bunların hiçbiri yok.
    Siyasetle ticaret el ele gidiyor. Yasal engel yok. Bu durumun temiz siyaset açısından ne kadar sakıncalı olduğunu yaşadığımız kepaze örneklerden çok iyi biliyoruz. Bu nedenle son on yıldır her yasama döneminde bazıları gayet makul olan yasa önerileri TBMM zeminine getirildi. Siyasetle ticaret arasına etik açısından bazı duvarların çekilmesi istendi.
    Ama ne yazık ki bu iyi niyetli girişimlerin hiçbirinden sonuç alınamadı. Anlaşılan milletvekilleri hem siyaset hem ticareti bir arada yürütmekte herhangi bir sakınca görmediler. Ticari ayrıcalıklarını kaybetmek istemediler.
    Bu düzen artık değişmeli!
    Temiz siyaset diyorsak... Politikada şeffaflık arayışı içindeysek... Partimizin adının başına AK sıfatını koyup seçim kazanmışsak... O zaman şu üç şeyi öncelikle yapmak zorundayız:
    (1) Başbakan Erdoğan olarak yeni şirketteki hisseleri hiç olmazsa bir üçüncü kişiye devretmek... (2) AB'deki örnekleri göz önünde tutarak milletvekilliği ile ticari faaliyeti birbirinden ayıracak bir yasal düzenleme konusunda AKP olarak öncülük yapmak... (3) Yine AKP olarak dokunulmazlıklara dokunmakla ilgili seçim vaadi konusunda ipe un sermekten artık vazgeçmek...
    Bunlar gerçekleşmediği sürece, temiz siyasetle ilgili iddialarınız inandırıcılık kazanamaz Sayın Başbakan...
    Başbakanlık Müsteşarı...
    Bir soru daha var.
    Halen Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda oturan Prof. Dr. Ömer Dinçer'le ilgili. 1995'te, bundan sekiz yıl önce Sıvas'ta düzenlenen bir sempozyuma bilimsel bir bildiri sunmuş. "21. Yüzyıla Girerken Dünya ve Türkiye Gündeminde İslam" başlığını taşıyan bildirinin bir dergide çıkan uzun özetini okuyunca, Prof. Dinçer'in görüşlerinin 'Muhafazakar demokratlık'tan daha çok 'Siyasal İslam'a yakın olduğu görülüyor.
    Özellikle şu sözler dikkat çekici:
    "İktidara gelmek yolun sonu değil, yeni bir başlangıçtır. İktidara gelince yapılması gerekenler bitmiş gibi düşünülürse, İslam iktidara geliş aracı gibi kullanılmış, istismar edilmiş gibi olur. İktidara gelince, tüm dünya Müslüman olsa da, düşmanlara karşı üstünlük sağlansa da, Müslümanlık kavgası münkire, harama ve kötüye karşı devam eder."
    Bu konuda çıkan haber ve yorumlarla ilgili olarak Prof. Dinçer'in yaptığı yazılı açıklama laiklik ilkesi açısından yetersiz. Çünkü bildirisinin içeriğini laiklik penceresinden savunmak çok güç...
    Bugün Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda oturan bir kişinin, dokuz yıl önceki bu görüşlerine daha büyük bir açıklık getirmesi şarttır. Bulunduğu nazik makam bunu gerektirir çünkü...
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   
   





Taha AKYOL
CHP ve Kemal Derviş

Çetin ALTAN
Patla, patlama...

Melih AŞIK
Yeni başlangıç..!

Fikret BİLA
Karşılıklı koşul

Hasan CEMAL
Hem başbakan, hem tacir!

Güneri CIVAOĞLU
Akmerkez'de volta

Can DÜNDAR
Erdoğan istifa!

Abbas GÜÇLÜ
Onlar eğitim şehidi. Ama kimin umurunda!

Sami KOHEN
Irak'a yeni bakış...

Mehmet Y. YILMAZ
Bir yargıç tecavüze böyle bakar mı?

Hasan PULUR
Kemal Derviş'li CHP'ye yakışmayan bir kitapçık!!!

Derya SAZAK
Beyaz belge

Meral TAMER
Yurtdışındaki öğrenciler ilgi bekliyor

Güngör URAS
Yeni yıl için: Hattuşa Yazılıkaya'ya

M. Ali BİRAND
Bunu görün ve utanın...