İmparatorlar ve krallar kendi kendilerini seçmezler. Onları halk seçer. Aristokrasilerde bu unvanlar babadan oğula geçer. Ama son sözü söyleyen yine de halklardır. Diktatörlük de olsa. Son yıllarda demokrasilerde imparatorlar ve krallar azalıyor. Ama ne var ki, halk sanki iyi bir şeymiş gibi bu unvanları biraz da futbolda oyunculara ve teknik direktörlere vermeye başladı. İnsanoğlunun psikolojisinin içinde anlaşılıyor ki, hep bir lidere ihtiyaç duyma içgüdüsü var ki, bu unvanları bedava vermeye çok meraklı.
Aristokrasilerde sevilmeyen imparatorların ve kralların akibeti belli. Demokrasilerde ise bu icat edilmiş unvanlar sözde kalıyorlar. Hele hele futbolda. Kimse onların bu unvanlarını silah zoru ile ellerinden alamıyor. Ama ne var ki, isyan çıkınca hakiki imparatorun da sahte imparatorun da kaderi topun ağzında. Fark birinde top demirden, diğerinde ise deriden. Ama her ikisinde de değişmeyen bir şey var. Halklarının sevgisi. Bunu kaybedince vay hallerine. İsyan birinde sarayın önünde, öbüründe tribünde. Birinde taç, ikincisinde de unvan elden gidiyor. Buna rağmen tribündeki halkın bilmesi gereken bir şey var ki, o da imparatoru yaratanın kendilerinin olması. Onun için isyan ederken bu noktayı unutmamalılar. Çünkü hayali imparatorlar da gün gelir ölürler.