|


Hoyrat devlet yerine...
Yaşar Kemal'in İnce Memed'i elli yaşında. Neredeyse bütün dünya dillerine çevrilen bu romanımız, Türk ve dünya edebiyatının modern klasikleri arasında çoktan yerini almış durumda. İnce Memed, sanıyorum, bugüne kadar Türkiye'de en çok satan kitap aynı zamanda...
Dünyada da hala satıyor, okunuyor. İnce Memed'le, Yaşar Kemal'le birlikte Türkiye açısından da dünyaya uzun yıllardır güzel bir pencere açılmış...
Peki, Türk devleti nasıl davranmış İnce Memed'e?
Yaşar Kemal anlatıyor:
"İnce Memed'i yazdığımda Cumhuriyet'te çalışıyordum ve hemen hemen hiç param yoktu. Öyle ki Serencebey'de oturduğum ev sobalıydı, ama odun alamıyordum. 1953'te muazzam bir kış olmuştu. Hatırlarsınız Boğaz'ı buzlar kaplamıştı. Odunum olmadığı için birkaç ceketi üst üste giyip eldivenlerle yazdım İnce Memed'i.
Hayat dergisine gittim, Iraz'ın öyküsünü götürdüm, okudular, sonra da elli lira verdiler. Bu parayla bir aylık odun aldım. Daha sonra 11. tefrikada Kemal Film benden İnce Memed'in film hakkını 5 bin liraya satın aldı. O zaman için çok iyi paraydı. Kurtuluş'ta kaloriferli bir apartman dairesi kiraladım. Ama Kemal Film'in senaryosu sansürden geçmedi.
1964'e kadar sansür engeli sürdü.
Daha sonra 20th Century Fox istedi 1964'te ve 8 bin sterlin verdi.
Ama yine sansüre takıldı.
Filmi çekmesi için bana beş yönetmen ismi verdiler. Elia Kazan ve Akira Kurosava da bunların içindeydi. Ben Joseph Losey'i seçtim, bazı filmlerini görmüştüm çünkü. Türkiye'den hep engel çıkıyordu. Süleyman Demirel'le bile görüştüler.
Ama çözülemedi.
Daha sonra 250 bin dolara 20th Century Fox'dan Stanley Mann satın aldı İnce Memed'i. Şansımıza o da geçmedi sansürden.
Daha sonra filmi Peter Ustinov aldı. Ancak film Türkiye'de çekilecekti, yine sansüre takıldı. Yugoslavya'da çekme kararı aldılar, orada göçmen Türkler de vardı çünkü. Her neyse Peter Ustinov filmin yönetmeni ve oyuncusuydu. Film İngiltere'de tutmadı, ancak Amerika'da tuttu ve çok para kazandı.
Türkiye'de oynarsa, filmin geliri benim hesabıma yatacaktı. Ancak Bakanlar Kurulu toplandı ve filmin oynanmaması kararı alındı." (20 Aralık 03 tarihli Hürriyet'in Cumartesi ekinde Doğan Hızlan'ın sohbetinden)
Devlet ve sansür!
Yıllar yılı hiç değişmedi bu. Devlet elinde sopa, sürekli olarak yazarının, çizerinin, düşünürünün, sanatçısının tepesinde boza pişirdi. Biraz yaratıcı, biraz farklı, biraz aykırı olanın tepesine indi sansürüyle, hapisiyle...
Buydu Ankara kriterleri!
Yaşar Kemal de nasibini aldı bu kriterlerden. Devletin hoyratlığının, sevgisizliğinin ne demek olduğunu hayatı boyunca iliklerine kadar hissetti.
Ama yılmadı.
Kavgasını sürdürdü.
Yazmaya devam etti.
Dünya bu sayede Türkiye'de güzel şeyler de olduğunu fark etmeye başladı. Türkiye asıl Yaşar Kemal'lerin bu kavgalarıyla değişimi yaşamaya başladı.
Devlet de eski devlet değil.
Zoraki de olsa değişiyor.
Evet, hala İbrahim Tatlıses'in Kürtçe türküsüne, Van'daki Kürtçe afişe kafasını takanlar var. Miadını doldurmuş bu takıntılar kurtuldukça rahatlayacak Türkiye, önü daha çok açılacak...
Bu bakımdan, Ararat filminin Ankara'daki komisyonlardan geçmesi ve Kültür Bakanı Erkan Mumcu'nun "İsteyen gider izler; Gece Yarısı Ekspresi'ndeki hataya düşmeyeceğiz" demesi bir dönüm noktası sayılabilir.
Hoyrat, sevgisiz devletin yerini er geç insana, bireye, yaratıcılığa saygılı demokratik devletin alacağına inanıyorum.
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|