|


Öğretmenlerin bitmeyen çilesi
Öğretmenler, ne zaman gündeme geliyorlar? Neredeyse hiç. 24 Kasım Öğretmenler Günü bile artık eskisi kadar coşkulu değil.
Gazete manşetlerine, televizyon haberlerine çıkmaları ise ancak televolelik haberlere konu olduklarında mümkün oluyor. Pornocu öğretmen, sahteci profesör ya da intihar eden öğretmen şeklinde.
Medyanın öğretmene bakış açısı böyle de devletin, velilerin, sivil toplum örgütlerinin, siyasetçilerin ve en önemlisi öğretmenlerin, bu kutsal mesleğin temsilcilerine olan bakış açıları farklı mı?
Alın birini vurun diğerine. Siz hiç bugüne kadar, devleti yönetenlerden birinin öğretmenlere sahip çıktığını gördünüz mü? Görmediniz, göremezsiniz de. Çünkü gündemlerinde böyle bir sorun yok...
Eğitimin kalitesizliğini her fırsatta dile getiriyoruz da neden hiç onu doğuran nedenleri irdelemiyoruz? Çünkü, kim olursak olalım, böyle bir durumda suçlu sandalyesinde hep kendimizi görüyor olacağız. Kaçmamızın asıl nedeni bu.
Köy, kent fark etmiyor
Kentlerde görev yapan öğretmelerin durumu da, köylerde yaşam mücadelesi veren öğretmenlerden farklı değil. Köylerdekiler olanaksızlıklar içerisinde kıvranırken, kentlerdekiler de aldıkları üç kuruş maaşla cambazlara taş çıkartırcasına bir yaşam sürdürmeye çalışıyorlar.
Hayat sadece bir bölümü için değil, hepsi için çok zor. Kısa sürede düzeleceğe de benzemiyor. Oysa onların yüzünü güldürmeden, ne çocukların ne de anne babalarının yani Türkiye'nin yüzünü güldürmek mümkün değil. Ama nedense bunu bir türlü anlamıyoruz...
Öğretmenlik bir eziyet mesleği olmaktan çıkmadan, ülkenin diğer sorunlarının çözülmesini beklemek safdillik olur.
Ekonomiden teröre, demokrasiden hoşgörüye kadar hemen her şeyin altında yatan gerçek, eğitimsizliktir. Türkiye, cehaleti yenmeden ne AB'ye girebilir ne de bugünkü sorunlarından kurtulabilir. Zaman bunu çok daha iyi gösterecek.
Yerel Yönetimler Yasası
Milli Eğitim Bakanı Çelik, bütçe içerisinde en büyük payı biz aldık diye seviniyor. Doğru. Ama artan öğrenci sayısı karşısında değişen ne oldu ki? Kişi başına düşen eğitim harcaması mı arttı, öğretmen maaşları mı yükseldi, yoksa sınıf mevcutları mı azaldı? Değişen ne var?..
Aslında Kamu Reformu Yasası olarak nitelendirilen yasa ile eğitim yükünün önemli bir bölümü yerel yönetimlere devredilebilinirdi. Örneğin okul yapımını, bakımını, onarımını onlar üstlenebilir, her öğretmene bir lojman yaptırabilir, cari harcamaların bir bölümüne de katkıda bulunabilirlerdi. Ama sadece kadrolaşmaya yönelik izler var.
Türkiye, eğitime yeni kaynaklar yaratmak zorunda. Öğrenci başına bizim 10 katımız para harcayan ülkeler bile, bugünün dünyasında bu paranın yetmediğini kabul ederek yeni arayışlar içerisine girerken, bizim eldeki pastayı daha da küçük dilimlere bölmemiz anlaşılır gibi değil...
Özetin özeti: Eğitim, öğretmen, sorun diyerek tatil gününün keyfini kaçırmaya ne gerek vardı ki diyenleriniz çıkabilir. Eğer bu sorunlara hafta içinde kafa yoracaklarsa haklılar. Benim böyle bir sorunum yok ki bana ne diyenlere de bir çift sözümüz var: Cehaletin yarattığı canavarlar bir gün sizi de yutabilir...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|

|